“Biz sizlerin nasıl adam öldürdüğünüzü biliriz”
Başlığa aldığım söz Mustafa Kemal Atatürk’e ait.
Mustafa Kemal’in, bu sözü, İttihatçıların fedailerinden Halil Paşa’ya hitaben (kızarak ve çıkışarak) söylediğini Falih Rıfkı Atay’ın “Çankaya” isimli kitabında yazdığını biliyoruz.
Enver Paşa’nın amcası olan Halil Paşa, İttihatçıların tetikçilerinden. Şemsettin Paşa’yı da onun öldürdüğünü aynı kitapta Kılıç Ali’nin tanıklığı ile öğreniyoruz.
Peki neden Mustafa Kemal, Halil Paşa denen adama “Biz sizlerin nasıl adam öldürdüğünü biliriz” diyor?
Çünkü Meşrutiyetin ilk yıllarında İttihatçılar Mustafa Kemal’e suikast planlıyor ve ilk önce Yakup Cemil’e teklif ediyorlar. Yakup Cemil Mustafa Kemal’i sevdiği için bu işi kabul etmiyor ve öldürme kararını da gizlice Mustafa Kemal’e bildiriyor. Bunun üzerine suikast işini Halil Bey’e veriyorlar.
Mustafa Kemal, bir gece Halil Bey’in kendisini öldürmek için takip ettiğini görüyor ancak aldığı tedbir sayesinde öldürülmekten kurtuluyor.
Sözü, Atatürk’e yakınlığı ile bilinen, gazeteci, milletvekili, çok önemli olayların tanığı, yazar Falih Rıfkı’ya bırakalım:
(Alıntıları kitaptan olduğu gibi aldım. Atay nasıl yazmışsa öyle. Benim kitabım çok eski bir basım, Dünya yayınlarından, kitapta basım tarihi yok ama Atay’ın önsözü 1958 yılına ait. İki cilt olan Çankaya kitabının birinci cildi 1958’de, ikinci cildi 1960’da yayınlanmış)
“Meşrutiyetin ilk yıllarında Mustafa Kemal’in tezi orduyu politikadan ayırmaktı. Halbuki İttihatçılar orduyu başlıca dayanakları saydıklarından Mustafa Kemal’in aleyhinde idiler. İttihad ve Terakki Partisi’nin Selanik’deki ikinci kongresine (1909) Mustafa Kemal’i reis seçmişlerdi. Mustafa Kemal ordunun da kendi fikrinde olduğunu iddia ediyordu. Kongre o zaman Edirne’de bulunan ikinci ordunun ne düşündüğünü anlamak üzere iki delege göndermişti. Delegeler Edirne’de İsmet (İnönü) ve Kazım (Karabekir) beylerle görüştüler. İkisi de ordunun politikadan ayrılması hayati bir mesele olduğunu ileri sürmüşlerdi.
Mustafa Kemal’e suykast İttihatçılar tarafından o tarihlerde tertip edilmiştir. İlk teklifte bulunulan Yakup Cemil idi. İlk dünya harbinde askeri bir ayaklanma hazırladığı ileri sürülerek muhakeme edilen ve Enver Paşa tarafından kurşuna dizdirilen Yakup Cemil Mustafa Kemal’i pek sevdiğinden vazifeyi kabul etmedi, gizlice ona da haber verdi. Cesur ve iyi nişancı olan Mustafa Kemal geceleri pek ihtiyatlı olarak evine gidip geliyordu. Suykast vazifesini üstüne alan ikinci subayla, (Enver paşa’nın amcası Halil Bey), bir gece sokakta karşılaşmışlardı. Mustafa Kemal duvara arkasını dayayarak kendini takip edenin geçmesini bekledi. Teşebbüs sonuna kadar akim kaldı.”
Tetikçi Halil Bey, daha sonra ordu komutanlığına kadar yükselir ve o artık Halil Paşadır. Bey’likten Halil Paşa’lığa terfi etmiştir.
Falih Rıfkı, suikast girişiminin üstünden yirmi beş yıl geçtikten sonra Halil Paşa ile Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal’in sofrasında karşılaşır ve şöyle anlatır:
“Aradan yirmi beş yıl geçtikten sonra Halil Paşa’yı Cumhurbaşkanı Atatürk’ün sofrasında hanımı ile birlikte görmüştüm. Halil Paşa ilk meşrutiyet yıllarında İttihatçıların fedayilerinden idi. İstanbul’da Şemsettin Paşa’yı o öldürmüştür. Hikayeyi Kılıç Ali’den dinlemiştim. Kılıç Ali’nin asıl adı Asaf’tır. O vakitler “Kanun zabiti” denen merkez komutanlığı subaylarındandı.”
Kılıç Ali’nin kendisine anlattığı hikâyeyi şöyle aktarır Falih Rıfkı:
“Bir gün kendisine (Kılıç Ali’ye) Şemsettin Paşa’yı gecenin geç bir saatinde Divanyolu ve Cağaloğlu üstünden Bab-ı âliye doğru götürmesini söylemişler. Bu suikastlarda usul, her tarafı polis çemberi içine almak ve katili korkusuzca öldürmekte serbest bulundurmaktı. Emniyet sandığı dairesinin bulunduğu sokakta, birdenbire Halil, Kılıç Ali ile paşanın karşısına çıkıyor. Bir tabanca kurşunu ile Şemsettin Paşa yere düşüyor.
Sonraları Halil, Kılıç Ali’ye demiş ki;
Vakayı şahitsiz bırakmak için seni de öldürmeli idim. Fakat gördüm ki genç bir subaysın kıyamadım.”
Sofrada konudan konuya söz Selanik’teki suikast girişimine geliyor. Artık yaşlanan ve bir geçimlik aramak için Ankara’ya gelen Halil Paşa Atatürk’e şöyle diyor:
“Sizi sevdiğim ve sakındığım için o vazifeyi üzerime almıştım. Size kıyacak olanı bırakmak istememiştim.”
İşte bu sözlerine Atatürk pek kızıyor ve çıkışıyor. Yine Falih Rıfkı’ya kulak verelim:
“Atatürk:
-Hayır hayır dedi. Mustafa Kemal’i öldüremedin. Çünkü sen Mustafa Kemal’i öldüremezsin. Biz sizlerin nasıl adam öldürdüğünüzü biliriz.”
“Nasıl” sorusunu cevaplarcasına şöyle devam ediyor Falih Rıfkı:
“Gerçekten de Meşrutiyetten sonra öldürülen bir paşa ve bazı gazeteciler için iyice tertip alınırdı. Mesela aynı zat bir gece merkez komutanlığından alınıp sözde sorguya götürülen bir paşayı, çoktan polis noktaları konmuş olan, belli bir sokağın, galiba eski Emniyet Sandığı sokağının belli bir yerinde vurmuştu.”
Bütün bu anlatılanlar ne kadar tanıdık değil mi?
İttihatçıların bu cinayetleri nasıl örgütlediklerini, cinayet mahallini nasıl hazırladıklarını, katilleri nasıl koruduklarını ve ödüllendirdiklerini de aynı kitapta bütün açıklığı ile yazmış Falih Rıfkı.
Çünkü biliyoruz ki siyasi cinayetler, o günlerin işi değildir, günümüze kadar hemen aynı yöntemlerle sürdürülmüştür. Siyasi cinayetler bu rejime dahil bir olgu veya gelenektir.
Bu konuya devam edeceğim, ama bu yazıyı yine Falih Rıfkı’nın sözleri ile bitireyim:
“Meşrutiyetten sonra polis tertipleri ile gazetecileri ve İstanbul’da bir paşayı öldürenler için Mustafa Kemal “kasab” sıfatını kullanırdı. Bunlar kendilerine hiçbir zarar gelemiyeceğini bilakis attıkları kurşunları mücevher kıratları pahasına satacaklarını bilirlerdi. Birçokları merkez-i umumiden aylıklı idiler.”

