Trump’ın lüks emlakçı/müteahhitten çakma “diplomatlarının” marifet ve zırvalarını izliyoruz on beş aydır. Ortalıkta olanları Jared Kushner, Steve Witkoff ve Tom Barrack. Üçü de bizim mahallede boy gösteriyor mâlum. Bunların vasıfları, diplomasi yordamlarına hâkimiyetleri değil elbette; işbağlayıcılık, işbitiricilik ve Trump’a sadâkat. İlki zaten damat, diğer ikisiyle Trump’ın iş bağlantısı olduğu biliniyor.
Başka özellikleri de var. Bugüne kadar kendilerine verilen vazifelerden elle tutulur hiçbir sonuç elde edememiş olmaları. Kushner’in ilk Trump dönemi “İbrahim Anlaşmaları” olarak pazarlanan, İsrail’le bölgeyi barıştırma amaçlı, mahallemize iyilik güzellik projesinin ne hâle geldiğini görüyoruz.
Diğer ikisi mahallenin istisnasız her sorununa nezaret etme iddiasından ötürü tek bir tanesiyle dahî doğru dürüst ilgilenemez halde. Biteviye seyahat ediyor, devlet başkanlarıyla resim çektiriyor, ipe sapa gelmez demeçler veriyor, barış, ateşkes ilân edip duruyorlar. Tıpkı efendileri gibi, sonuç “sıfır”. Nitekim efendilerinin fiyaskolarıyla kendilerininki birebir örtüşüyor.
Diğer göze batan, kulak tırmalayan özellikleri her şeyi bilmeleri. İşin ehlinin asla yeltenmeyeceği, diplomasi âdabından uzak zihnisinir demeçler vermekten kaçınmıyor, zırvalarını her uzatılan mikrofonda tekrarlıyorlar.
Bunlardan biri bizim mahalleye isabet etti. Ankara’da sefir, ABD’nin yeni Suriye politikasının sahadaki simsarı, hatta bir ara Irak’ta da işbitirme görevine getirildiği konuşuluyordu. Aile Osmanlı Beyrutundan göç etmiş Marunî Hıristiyan.
Bu “fikir insanı” geçen yıl bizim mahalleye neden demokrasi yakışmaz hususunda atıp tutmuştu. Geçen gün Dışişlerinin düzenlediği Antalya Diplomasi Forumunda fikriyatını serdetmiş.
“Dünyanın bu bölgesi sadece tek bir şeye saygı duyar: Güç. Eğer güç göstermezseniz, zayıflık gösterirseniz, savunmada kalırsınız. Suriye bunun iyi bir örneği. Suriye neden işliyor? Çünkü güçlü, kararlı ve cesur bir lider var. İnsanlar geçmişte onunla aynı fikirde olmayabilir ama onu bir yere doğru liderlik ederken görüyorlar. Körfez örneğine bakacak olursak, bu ülkelerin oldukça başarılı olduklarını ve buradaki müşfik monarşilerin sonuç verdiğini görürüz. Eğer bölgeyi incelerseniz ki antidemokratik olduğu gerekçesiyle bu sözlerimden dolayı muhtemelen yine eleştiri alacağım, işe yarayan tek şeyin, altını çiziyorum 'tek' şeyin, bu güçlü liderlik rejimleri olduğunu fark edersiniz. Ya müşfik monarşiler ya da bir nevi monarşik cumhuriyetler... Bunun dışındaki her şey, yani o 'Arap Baharı' süreci sadece sönümlendi ve yok olup gitti. Demokrasi ya da insan hakları adına müdahale ettiğimiz ülkeler ise hüsrana uğradı. Günün sonunda refah, İsrail'in çıkarlarını Körfez’le ve bu köklü medeniyetlerle, ki Suriye dünyanın en eski medeniyetlerinden biridir, ortak bir paydada buluşturmasından geçiyor.”
Kitlelerin saygı duyduğu tek şey güçtür derken serseri güç timsali efendisi Trump’ı seçen 77 milyon küsur memleketlisinden bahsediyor zahir.
Bu güç lakırdısı mahallemize mahsus olmadığı gibi, şu sıralar güç sarhoşluğunun üç küresel temsilcisi, ışık hızıyla faşistleşen uyruğu olduğu ABD, kayırmayı temel vazife saydığı soykırımcı İsrail ve Rusya. “Might is right” “haklı olan kaba kuvvettir” üzerine Şubat’ta yazdım. Allah söyletmiş sefiri diyelim.
Suriye konusundaki tozpembe resme gelince, el-Şara’nın hâlâ dış güçlerin hükmü altında olduğu, 26 küsur milyon Suriyelinin rızasını kat’iyen alamadığı ve sandığı kadar da güçlü olmadığı mâlum. Suriye’nin istikbâline gelince, Barrack’ın da payı bulunan kördüğümün yegâne çözümü rızaya ve iktidar paylaşımına dayalı, olabildiğince ademimerkeziyetçi bir idare. Hazretin güç teorisinin tam aksi.
Müşfik petromonarşilere gelince, sopa zoruyla ve ulufe dağıtarak elde ettikleri rızanın nasıl pamuk ipliğine bağlı olduğunu Barrackgiller bilmez ama Müslüman Kardeşler denince fenalık geçiren emir, kral, sultan taifesi iyi bilir.
En zavallısı da bir torba laftan sonra konuyu İsrail’in yüce çıkarlarıyla noktalaması, yine Allah söyletmiş diyelim.
Demokrasi mahalleye uymuyor olabilir ama ne uyar dediğimizde geriye, mahalleye tamamen yabancı olan “ulus” ile yine mahallenin âdeti olmayan mezhep temelli tahakküm kalıyor. Batılılaşma öncesi Osmanlı’nın nasıl idare ettiğinden kâmilen bihaber Barackgillerin iddiasına temel oluşturan Batı’nın en dışlayıcı yordamları dayatıldığında ise idare, doğal olarak, ancak güce dayalı ve gayridemokratik olabiliyor!


