“Bu benim idam fermanım”
Şişli 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin Hrant’ın mahkûmiyetine ilişkin kararını temyiz ettik, dosya savunmalarımızı destekleyen çok önemli, çok sağlam belge, görüş ve dokümanlarla gitti Yargıtay’a.
Mahkeme kararını destekleyecek tek bir delil ya da içtihat yoktu dosyada, istense de gösterilemezdi zaten.
Ceza davalarında, temyiz edilen dosyalar usul gereği, önce Yargıtay Başsavcılığı’na gider. Başsavcılık, yerel mahkeme kararına ilişkin bir görüş oluşturur ve dosya, ‘tebliğname’ denen bu görüşle birlikte karar verilmek üzere konu ile ilgili ceza dairesine gönderilir.
Başsavcılığın on dört sayfadan oluşan tebliğnamesi Ömer Faruk Eminağaoğlu imzasını taşıyor, özetle ve sonuç olarak: ( …) “Yazının yanlış anlamalara ya da polemiklere neden olabilecek üslubuna rağmen, suça konu cümle bütünlüğü içerisinde ve hatta sekizinci yazı bütünlüğü içerisinde dahi, Türklüğü tahkir ve tezyif söz konusu değildir. Tüm yazılara bakıldığında, izleyen her yazının kendisinden önceki yazıya dökülen fikirlerle başladığı da ayrıca görülmektedir. Bu nedenle sekizinci yazının, belirtilen paragrafla başlamasının özel bir kastın ürünü olduğu söylenemez. (…) Tüm bu açıklamalar karşısında sanığa atılı suçun ve bir başka suçun maddi ve manevi unsurları oluşmamıştır” deniyor ve kararın bozulması isteniyordu.
Sanığın konumu, hitap edilen kitle, yazı dizisinin ayrıntılı analizi ile başlayan, konuyu, ulusal ve ulusal üstü hukukta ifade özgürlüğü standartları, doktrindeki görüşler, Yargıtay kararları ve AİHM kararları ışığında tartışan tebliğname ile yeniden umutlandık.
O zamana kadar, Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin, hukuka aykırı kararlarını biliyordum ve bu daire hakkında hiç de olumlu görüşlere sahip değildim ancak bilirkişi raporu, Sami Selçuk’tan aldığımız hukuksal görüş ve son olarak Yargıtay Savcılığı tebliğnamesi karşısında, 9. Daire, nasıl bir gerekçeye dayanarak mahkûmiyet hükmünü onayacak ki diye düşünüyor, bozma kararı bekliyordum.
Ama öyle olmadı, Yargıtay 9. Ceza Dairesi hâkimleri 01 Mayıs 2006 tarihinde mahkûmiyet hükmünü oy birliğiyle onadı. Onama gerekçesi sadece bir paragraftan oluşuyordu.
Kararın altında imzası olan beş hâkim, savunmalarımızı, temyiz dilekçemizi, bilirkişi raporundaki görüşleri, Sami Selçuk’un imzasıyla sunduğumuz hukuksal görüşü ve en önemlisi Yargıtay Başsavcılığı’nın tebliğnamesini tartışma gereği bile duymamış, kararlarının gerekçesini yazma konusunda hiçbir hukuki kaygı gütmemişlerdi.
Kararın gerekçesi aynen şöyleydi;
“Suça konu yazının yayımlandığı mevkute, sanığın mevkutedeki konumu, hitap edilen kitle, yayımlanma amacı ile hitap edilen kitle tarafından algılanma biçimi de gözetilerek, dava konusu yazı dizisi bir bütün olarak ele alınıp değerlendirildiğinde, suça konu “Türk’ten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan, Ermeni’nin Ermenistan’la kuracağı asil damarında mevcuttur” ibaresinin Türklüğü tahkir ve tezyif edici nitelikte olduğunda kuşku bulunmamakta olup bir toplumu yüceltirken başka bir toplumu aşağılamanın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile öngörülen ifade özgürlüğü kapsamında bulunduğunu kabulde mümkün görülmemekte bu nedenlerle tebliğnamede bu konuya ilişkin bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.
Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere mahkemenin duruşma sonunda oluşan kanaat ve takdirine incelenen dosya kapsamına göre sanık müdafiinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,”
Bu kadar…
Mahkûmiyet hükmünün onanmasına ilişkin gerekçeli karar bu kadardı.
Karar, Başkan sıfatıyla o vakit, 9. Daire Başkanı olan Hasan Gerçeker ve üyeler Şerif Erol, Abdürrahim Özer, Ekrem Ertuğrul, Ayşe Doğan tarafından imzalanmıştı.
Hasan Gerçeker, daha sonra Yargıtay Başkanlığı görevine seçilecek, Ekrem Ertuğrul ise daire başkanlığına getirilecekti.
Oy birliği ile alınan kararın altında imzası olan hâkimler, şimdi ne yapıyorlar, görevlerini sürdürüyorlar mı, bilmiyorum? Görevde ya da değil, bu kararın altına imza atarken ne düşündüler, bu karara nasıl imza atabildiler? Şimdi ne düşünüyorlar? Doğrusu çok merak ediyorum.
Kararın iler tutar yanı yoktu, nitekim Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 9. Ceza Dairesi’nin kararına itiraz etti. 06 Haziran 2006 tarihli, dokuz sayfadan oluşan, itiraz nedenlerinin ayrıntılı ve hukuki gerekçelere dayandırıldığı dilekçenin altındaki imza, yine Ömer Faruk Eminağaoğlu’na aitti.
Dosya, bu kez itiraz makamı olan Ceza Genel Kurulu’na gidecek ve ceza dairelerinin başkan ve üyelerinden oluşan genel kurul, Yargıtay Savcılığı’nın itirazını görüşecek 9. Ceza Dairesi ile Yargıtay Başsavcılığı arasında oluşan uyuşmazlık konusunda karar verecekti.
Hrant hâlâ umutluydu, ‘yanlıştan dönülecek, sözlerim anlaşılacak’ diyordu ama biliyordum ki Hrant, her zaman kaygısını, endişesini belli etmez, içinde taşırdı. Ona umut vermeyi çok istesem de bunu yapamıyordum artık. Ne diyeceğimi bilemiyor, arada bir parça umutlansam da bunu dillendirmekten kaçınıyordum.
Fazla beklememiz gerekmedi, 11 Temmuz 2006 tarihinde toplanan Ceza Genel Kurulu, oy çokluğu ile itirazın reddine karar verdi.
İşte bu kararı duyunca Hrant,” bu benim idam fermanım” demişti.


