Bu kesinlikle yargı değil
Anayasa ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na göre mahkemelerin görevi ancak kanunla düzenlenir.
Görev, davanın türüne ve niteliğine göre hangi mahkemenin o işe bakacağını ifade eder.
Yani hangi mahkemelerin, hangi davaları görmekle yetkilendirildikleri ilgili yasalarla belirlenir ve göreve ilişkin kurallar değiştirilemez, çünkü kamu düzenindendir.
Bunun anlamı şudur:
Görevle ilgili düzenlemelere uymak kamu düzeninin bir gereğidir ve herkes bu kurallara uymakla yükümlüdür. Kurumlar, bireyler ya da davanın tarafları mahkemelerin görevine ve dolayısıyla kamu düzenine aykırı davranamaz.
Kamu düzeni denince neyi anlıyoruz?
Kamu düzeni, bir toplumun huzur, güvenlik ve refah içinde yaşayabilmesi için devlet tarafından konulan ve bireylerin uymakla yükümlü olduğu kurallar bütünüdür.
Buradaki temel amaç kamu yararını korumaktır ve bu kuralın ihlali durumunda yapılanlar kamu düzenine aykırı sayılır ve bu türden eylemler idari ya da cezai yaptırımlara tâbidir.
Bunun için görev meselesi yargılamanın her aşamasında göz önünde tutulur ve her aşamada ileri sürülür.
Göreve ilişkin kurallar aynı zamanda dava şartıdır, bu şartın yokluğunda davanın esasına girilemez yani dava görülemez.
Bir başka söyleyişle mahkemelerde görev sorunu giderilmeden esasa geçilemez; çünkü davanın, uyuşmazlığın görüldüğü mahkemenin görevli olması bir dava şartıdır, dava şartının yokluğunda davaya devam edilemez ve tekrar etmek gerekirse görev kuralları kamu düzenindendir, göreve aykırılığa izin verilemez, kurumlar, bireyler ya da davanın tarafları mahkemelerin görevine aykırı davranamaz.
Görevsiz mahkemenin yaptığı işler kural olarak hükümsüz sayılır.
Bu kuralın üzerinde neden bu kadar duruyorum dersiniz?
Çünkü kamuoyunda ‘mutlak butlan’ kararı olarak bilinen karar öncelikle bu nedenle, yani görev açısından Anayasa’ya ve yasaya aykırıdır. Dava konusu olay, kararı veren mahkemenin görev tanımı içinde değildir.
Ayrıca yine Anayasa’ya göre hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasa’dan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.
Dava konusu olay bakımından yetkili merci Anayasa ve Siyasi Partiler Kanunu’na göre Yüksek Seçim Kurulu’dur. Bu nedenlerle Bölge Adliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen karar görev ve yetki bakımından Anayasa’ya ve usul hukukuna aykırıdır.
Mutlak Butlan kararı ile Yüksek Seçim Kurulu’nun yetkisi gasp edilmekle kalınmamış bir de ihtiyati tedbir kararı verilerek hukuka aykırılığın üstüne tüy dikilmiştir.
Yüksek Seçim Kurulu, Anayasal bir kurumdur.
Anayasa’nın 79. Maddesine göre seçimlerin başlamasından bitimine kadar olan süre içinde, seçim sürecine ilişkin şikâyet ve itirazların ve benzeri bütün olayların çözüm yeri Yüksek Seçim Kurulu’dur.
Kararları kesindir yani Yüksek Seçim Kurulu’nun kararlarına karşı hiçbir merciye başvurulamaz. Çünkü YSK kararları da kamu düzenindendir.
Anayasa ve Siyasi Partiler Kanunu’ndaki açık hükümlere rağmen bir asliye hukuk mahkemesinin kendini görevli sayıp bir siyasi partinin kurultayındaki seçimlere ilişkin karar vermesi seçim mevzuatında öngörülen seçim yargısını tamamen ortadan kaldırır niteliktedir.
Seçim yargısı konusunda görevli olmayan bir yargı kolunun vereceği kararlar hükümsüzdür, yoklukla maluldür ve yetki gaspı anlamına gelir.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi tarafından verilen mutlak butlan kararı ile Yüksek Seçim Kurulu’nun yetkisi gasp edilmiştir.
Bu arada yetkisi gasp edilen Yüksek Seçim Kurulu ne yapıyor dersiniz? Kendi görevine sahip çıkmak yerine deyim yerindeyse gökyüzüne bakarak ıslık çalıyor.
Bir ülke düşünün, görevi ülkenin yasal mevzuatını uygulamak, kamu düzenindeki aykırılıkları gidermek olan bir yargı organının, örneğimizdeki bir asliye hukuk mahkemesinin bizzat kendisi yasal mevzuatı, anayasal ve yasal hükümleri çiğniyor, kamu düzenine aykırı davranıyor.
Bununla da sınırlı kalmıyor, dosyanın makul sürede Yargıtay’a gidişini de engelleyerek, yargısal denetimi de geciktiriyor.
Böylece bir partiyi işlevsiz hale getirecek, içini karıştıracak ve gücünü yok edecek nitelikteki tedbir kararının uygulanması için bir gruba süre kazandırıyor.
Adı mahkeme olan bir organ tarafından verilmiş olması, hukuka aykırı hatta özünde siyasi bir kararı, yargı kararı kılmıyor ne yazık ki. Hatta Adalet Bakanı’nın kararı olumlu bulması ve o kararı “önemli bir yargı” kararı diye lanse etmesi de hukuka aykırı kararı hukuka uygun hale getirmiyor, aksine başka sorunlara ve sorulara yol açıyor.
Bu türden örnekler giderek çoğalıyor ve ben her seferinde Kurt Tucholsky’un sözlerini tekrar ederken buluyorum kendimi.
“Bu kötü bir yargı değil, bu eksik bir yargı değil, bu kesinlikle yargı değil.”


