Buncağız da attı işte

Holstomer’de hikayeyi, ona adını veren alacalı at anlatır. Beş gece boyunca, onu gündüz ısırıp çifteleyen yılkıya hayatını anlatır, ağzından alınan adını, iğdiş edildiği günün ertesinde sonsuza dek bıraktığı kişnemeyi, kendisine atım diyen ama onu hiç tanımayan insanları. Bir atın insan dilinde konuşması elbette bir yazar hilesidir ve bu hile ilk sayfalarda uzun uzun tartışılabilir. Ama son on sayfada tartışacak bir şey kalmaz, çünkü Tolstoy orada sesi atın elinden alır. Holstomer artık konuşmaz, yalnızca ölür. Hikâyenin asıl tanıklığı bu susuşta başlar. Ses, sessizlik, tanıklık ve ölüm, Tolstoy’un atı için 150 yıl önce tuttuğu bu tutanakta yan yana durur ve bu köşenin sorusu da tam burada açılır. Bir hayvanın ölümü nasıl kayda geçer, kim geçirir, geçmezse ne kaybolur?
“Bugün burada kalmasın”
Yaşlı alacalı iğdiş bir gece meyhane önünde bir köylü atıyla yan yana bekletilir, iki at birbirini yalar, sabah kaşınmaya başlar. Beş gün sonra çiftlik sahibi baytarı çağırır. Baytar uyuz der ve sevinerek çingenelere satmayı önerir. Çiftlik sahibinin cevabı iki cümledir. Derhal kesin gitsin, bugün burada kalmasın. Karar oracıkta verilir. Baytarın tanısı, sahibin sabırsızlığıyşa buluşur.
Ertesi sabah yılkı otlağa gider, Holstomer kalır. Kasap gelir, ona hiç bakmadan yularından tutar. At kapıdan çıkarken kuyuya yönelir, kasap çeker, lüzumu yok, der. Kerpiç ahırın ardındaki küçük çukurluğa varırlar, kasap kaftanını çıkarır, çizmesinin koncundan bıçağı ve bileği alır. Bıçak bilenirken at uyuklar. Gözlerini açtığında karşısında iki köpek vardır, biri kasabın yerini koklamakta, diğeri oturmuş ondan bir şey bekler gibi bakmaktadır. Çenesini tutan kola yüzünü sürter. İyileştirmek istiyorlar herhalde, diye düşünür. Boğazına bir şey yapıldığını hisseder, canı yanar, dayanır. Sonra sıvı bir şeyin boynundan göğsüne oluk oluk aktığını duyar ve rahatlar. Tüm yaşamının yükü üzerinden kalkar. Korkmaz, şaşırır. Bacakları birbirine dolanır ve sol yanına yıkılır.
Tolstoy bu sahnede tek bir sıfat israf etmez. Kim karar verdi, kim yuları tuttu, bıçak nerede bilendi, at ne düşündü, hangi yanına düştü. Türkiye'de her gün barınaklarda ölen hayvanların hiçbiri için böyle bir kayıt tutulmuyor. Baytar raporu yok, karar veren kişinin adı yok, bıçağın bilendiği yer yok. Bir hayvanın ölümü an be an kaydedilince ortaya böyle bir sayfa çıkıyor.
Geçmiş zamanda bir cümle
Kasap titremelerin kesilmesini bekler, köpekleri kovalar, atı sırtüstü çevirir ve bağrını deşmeye başlar. O sırada yuları tutan seyis Vaska tek bir cümle söyler. Buncağız da attı işte. Kasap da cevap verir. Biraz daha besili olsaymış derisi güzel olurmuş.
Hikâyede bir insanın Holstomer için söylediği en adil cümle Vaska'nınkidir ve geçmiş zamandadır. Bir ata hayattayken at olduğunu söyleyen çıkmamıştır. Onu kimse yaşarken tanımamış, boğazı kesildikten sonra bir kelimelik bir yas tutulmuştur.
Sonrasını Tolstoy yine eksiksiz yazar. Akşam yılkı dönerken atlar aşağıda köpeklerin ve kargaların üşüştüğü kırmızı bir şey görür, boz kısrak durup havayı uzun uzun içine çeker, onu oradan güçlükle uzaklaştırırlar. Ormanda bir dişi kurt beş yavrusuna at eti çıkarır. Bir hafta sonra kerpiç ahırın önünde bir kafatası ve iki sağrı kemiği kalır, yaz gelince bir köylü onları da toplayıp bir iş için kullanır.
Aynı sayfada bir ölüm daha vardır. Atın eski sahibi Serpuhovskoy çok sonra ölür. Yirmi yıldır herkese yük olan bu bedene iyi bir üniforma bulunur, sağlam çizmeler giydirilir, dört köşesinden püsküller sarkan bir tabuta konur, o tabut kurşun bir tabuta, hepsi Moskova'ya götürülür. Derisi, eti ve kemikleri hiçbir işe yaramaz. Tolstoy ikisini yan yana koyar ve yorum yapmaz. Yorum yapmasına gerek yoktur, çünkü tutanak kendi kendine konuşur. Birinin kemikleri bir köylünün işine yaramıştır, diğerinin bedeni kimsenin. Yine de tören birincisine değil, ikincisine düzenlenir.
Faytona koşulan, ölümüne çalıştırılan, faytondan kurtulup rahat bir nefes alacakken bilinmeze gönderilen atların kemiklerini kim topluyor, bilmiyoruz. Yaşamlarını ve ölümlerini bilmiyoruz. Tolstoy'un Holstomer için150 yıl önce tutanak tuttu. Ölen her hayvanın adını, tarihini, kararı verenin adını yazmak, Vaska'nın bir kelimelik yasını kayda dönüştürmek, hâlâ yapılmayı bekleyen ve bu köşenin yapmaya çalıştığı bir iş.
Lev Nikolayeviç Tolstoy, Üç Ölüm, çev. Günay Çetao Kızılırmak, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Hasan Âli Yücel Klasikler Dizisi, İstanbul, 2013.
*Hayvan Günlükleri, resmî arşivlerde yer verilmeyen, yaşamı ve ölümü kayıtlara geçmeyen, sessiz bırakılan hayvanların izini takip ediyor. Onları kuşatan şiddet, ihtimam, adalet ve sermaye ilişkilerine, açtıkları sorularına ve onlarla kurduğumuz bağlara kulak veriyor. Sesli katmanı, Dört Ayaklı Şehir Radyosu'ndaki Sesli Fragmanlar'da yaşıyor.



