Dünyada Ermenilik hallerini kanımca üç ana kategoride ele almak mümkündür: Ermenistan Ermenileri, diaspora Ermenileri ve Türkiye Ermenileri. Tabii bu ana kategoriler, özellikle de diaspora kategorisi kendi içinde de bölge/ülke, siyasi anlayış, mezhep, sınıf, günlük yaşayış gibi kriterler bazında farklılık gösterir ama en üst düzeyde bu üçlü kategorizasyon bence analitik olarak işlevseldir. Her ne kadar Türkiye Ermenilerinin de diaspora sayılması gerektiğini savunanlar varsa da ben o kanaatte değilim. Zaten, kanımca bu, net çizgiler çekilebilecek, mutlak tarifler yapılabilecek bir alan değil. Bu ikircikliliğin en önemli sebebi de diaspora kavramının kendisinin, objektif kriterlerle subjektif kriterlerin iç içe geçtiği akışkan bir kimlik, kaygan bir zemin olmasından kaynaklanıyor. Diaspora olmakla diaspora hissetmek zaman zaman birbirinden ayrı düşebiliyor. Subjektif kriterler baskın çıkarsa diaspora olmayan bir topluluğun diasporalaşması da pekala mümkün. Bir de tabii bir topluluk için sorulabilecek “Nerenin diasporası?” sorusu var. Ya da başka bir deyişle diaspora etnik kimliğe göre mi, kökün bulunduğu coğrafyaya göre mi tanımlanmalı? Ermeni diasporası mı, Ermenistan diasporası mı, yoksa ikisi birden mi? Diasporada bugünkü Ermenistan’la tarih içinde somut bir bağı olmamış topluluklar olduğunu göz önüne alacak olursak herhalde ikisi birden.
Objektif-subjektif kriter ayrışmasını başka şekilde ifade edecek olursak tek tek bireylerin ne hissettiği ayrı bir bütün olarak belli bir komünitenin nereye yerleştirileceği ayrı bir konu olabilir. Bu minvalde İstanbul Ermeni toplumu içinde kimileri kendini diaspora olarak görebilir veya hissedebilir ama Ermeni toplumunun, kökleri bin küsur yıl öncesine dayanan, Batı Ermenicesinin tarihi merkezi olmuş, yüksek bir dini kurumunun yani patrikhanenin 500 küsur yıldır varlığını sürdürdüğü İstanbul’da nesnel açıdan diaspora olarak tanımlanması bence mümkün değil. (Buradan bakarsanız bir gün Los Angeles’ın da Paris’in de Montevideo’nun da diaspora olmaktan çıkması mümkün. Hatta o gün çok uzak bile olmayabilir. Paşinyan’ın son İstanbul ziyareti sırasında Ermeni toplumu üyeleriyle yaptığı sohbette dünyanın dört bir yanına dağılmış Ermenileri kastederek “Ben hepinizin başbakanı değilim, olamam” minvalinde söylediği sözü hatırlayın. Ermenistan-dünya Ermenileri ilişkisini, karşılıklı konumlarını çok daha ayrıntılı ele almak gerekir ama ana fikir olarak bence Paşinyan büyük ölçüde haklı.)
Maddi şartlardan dolayı Türkiye Ermenilerinin psikolojisi iyisiyle kötüsüyle diasporaya göre farklı gelişti. Gerektiği gibi yas tutamadı örneğin ama acısını, öfkesini tamamen unutmasa da hayatın doğal akışı içinde yumuşattı ya da yumuşatmak zorunda kaldı. (Bu durum, onu psikolojik olarak daha sağlıklı mı yoksa daha nevrotik mi yaptı, tartışmaya açık.) Diaspora, özellikle de diasporada doğup büyüyen kuşaklar soyut bir “Türk” imajı üzerine algılarını kurdular. Bu, o imajın bütünüyle yanlış olduğu anlamına gelmez ama çoğu nerdeyse herhangi bir Türk’le temas etmeden yetişti. Türkiye Ermenileri ise Türklerle, gene iyisiyle kötüsüyle somut ilişkiler kurdular. Bu ilişkiler her zaman insancıl değildi ama daha insaniydi, daha gerçekti. Ermeniler, özellikle ilk dönemlerinde diasporada da ayrımcılık gördüler ama Türkiye Ermenileri diaspora Ermenilerine göre daha fazla sistematik baskı altında yaşadı; öte yandan, kökleriyle somut, deneyimsel bağlarını daha canlı tutabildi. Soykırım ve soykırım anmaları diaspora Ermenileri için bir kimlik, sosyal kaynaşma ve dayanışma vesilesiyken Türkiye Ermenileri soykırım konusunda 1990’ların sonuna kadar kamusal alanda konuşamadılar dahi. Bunlar, diasporayla Türkiye Ermenileri arasında bir nefeste sayabildiğimiz farklılıklar. Liste uzatılabilir kuşkusuz.
Dediğim gibi diaspora, kavramsal ve varoluş hali olarak biraz karmaşık bir konu. Benim bu yazıdaki amacım, diaspora kavramını tartışmak ve “Türkiye Ermeni toplumu diaspora mıdır değil midir?”, sorusuna yanıt aramak değil aslında. Daha ziyade üzerinde durmak istediğim husus, Ermeni diasporasının, özellikle de Amerika’daki Ermeni diasporasının Türkiye Ermenilerine bakışı, tavrı, yaklaşımı. Bu konuyu bana hatırlatan, Maral Tavitian’ın geçen haftaki Agos’ta yayınlanan yazısı oldu. Ayrıca, Rupen Janbazian’ın 14 Şubat 2026’da Armenian Weekly’de yayınlanan “I love Bolis, and I’m tired of explaining why” (“Bolis’i [Ermenilerin İstanbul’a verdiği kadim isim] seviyorum ve neden sevdiği açıklamaktan yoruldum”) başlıklı çok iyi yazılmış içten yazısını da o zaman not almıştım ama değinecek fırsat olmamıştı. Bu yazı, o yazıyı okumamışları haberdar etmek için de iyi bir fırsat. Okumanızı tavsiye ederim. Son olarak, Janbazian’ın kendi yazısında atıfta bulunduğu, gene Armenian Weekly’de yayınlanmış Lori Çınar imzalı “Roots in Turkey: Misconceptions About Being ‘Bolsahye’ in the Armenian-American Community” (“Türkiye’deki kökler: Amerikada’ki Ermeni Toplumunda ‘Bolsohay’ [İstanbul Ermenisi] Olmak Hakkındaki Yanlış Düşünceler”) başlıklı daha eskice, 25 Mayıs 2017 tarihli bir yazıyı da ilgililerin dikkatine sunayım.
Haftaya bu konuya devam edelim.


