Meg Nota, Agos’un evreninde doğan kolektif bir yolculuk. Bu köşede, her hafta ya da iki haftada bir Ermeni müziğinin izini sürecek; ezgiler, enstrümanlar, notalar ve farklı kültürlerle kurduğu etkileşimler arasında dolaşacağız. Kimi zaman müzik tarihine uzanarak, kimi zaman bugünün seslerine kulak vererek, müziğin duygusunu ve yarattığı yankıyı birlikte paylaşmayı amaçlıyoruz.
Meg Nota, isimlerden çok ortak bir emeğin sesi: Bu köşede hepimiz biriz; her birimiz bu şarkılarda, türkülerde birer nota. Nota bir ama onu var eden emek çok. Bu yolculuk, Agos’a ve müziğe gönül verenlerle büyüyecek.
İçlerinde akıp giden hezeyanı
bir bıçak gibi kesen uçurumların,
nöbet tuttuğu diyarlara;
sesini bırak ki!
sessizce göç eyleyenler,
o sese dönebilsinler…
Garabet, Tatavla’da oturduğu yüksekçe bir apartmandan, ayakları altındaki caddeye bakarken, hemen yanı başındaki odadan yükselen duduk sesine tepeden ayağa kulak kesilmişti.
Taaa! “Gaspar”dan bu yana onu yalnız bırakmayan bu ses, atalarının anısını notalaştıran naif melodi, tüm kırılganlığıyla etrafında dolanıyorken, benliğinden yükselen keder kendi kovuğunu arıyordu. Bu sesin onu çok uzaklara götürmesine izin vermeden odaya bir hışımla daldığı gibi, oğlu Garo’nun elindeki duduk’u alıp yere atarak, bir ayak darbesiyle ortadan kırdı.
“Ben size demedim mi bu çalınmayacak!” Çocuğun korkudan beti benzi atmıştı…
Garabet, evlerinin yüksekçe bir damından, ayakları altındaki mahalleye bakarken, hemen yanı başındaki sedirden yükselen duduk sesine tepeden ayağa kulak kesilmişti. Babası Semerci Dikran öyle bir üflüyordu ki! Duduk’undan çıkan hüzünlü ezginin sesi, öyle ki buradan taaa Gaspar’ın aşağı mahallelerinde yaşayan çingenelerin bile kulağında yankılanıyordu!
… Semerci Dikran hiç şaşmaz, sabah altı dolaylarında, Gaspar’ın küçük meydanında köşe başındaki deri ve keçe kokan küçük semerci dükkânını açmaya gittiğinde sokağın başındaki okuldan gelen cıvıl cıvıl çocuk sesleri, hemen karşıda bulunan Midyan Usta’nın bakırcı dükkânından gelen çekicin sesine karışırdı. Yanı başında komşusu berber Musa'nın okuduğu Arapça ilahi, sabaha başka bir anlam katardı. Musa hemen hemen her sabah bunu yapardı. Artık çevre esnafı da bu durumu pek yadırgamaz hatta bir güne başlama ayini olarak algılardı.
Dikran’ın semerci dükkânının üst katında, küçük taburelerin, sehpalarla, belirli aralıkları koruduğu, bir tarafı sarmaşıklarla kaplı, büyükçe bir çardağın altına, basit anlamda çayhanenin kondurulduğu, havadar, tipik bir Kürt kahvesi vardı. Bu kahvehaneye Musa'nın berber dükkânıyla Dikran’ın semerci dükkânı arasındaki eşikten yukarı doğru çıkan merdivenlerden gidiliyordu. Genelde kahvehaneye çıkılmazdı, ama oradan tavla alınır, kıyasıya bir mücadele başlardı. Midyan Usta’nın en büyük zevki, Dikran’ın mahalle muhtarı Melle Ehmed'e tavlada yenilmesinden sonra, kontrol edemediği siniriyle, ona buna laf atmasını izlemekti.
Garabet, henüz okula yeni başlamıştı. Öğleye kadar okula gidiyor, öğleden sonrada doğru bostana hıyar çalmaya. Sonrada, Müslüman çocuklarla beraber Kur’an kursuna. Onlar içeri girer, Garabet onları kapı önünde beklerdi.
Garabetlerin evi, Gaspar’ın en dar sokağının bulunduğu mahalledeydi. Mahallede genelde Ermeniler ve ahalinin Âşıq dediği Kürt göçer aileleri yaşardı. Onlar yazın gerçekten yaylalara göçerlerdi. Kapı komşuları Levon Amca akşamları radyosunun sesini açar, Aşuğ Vartan’dan, Sayat Nova’dan, Karineh Hovhannessian’dan, Ofelia Hambartsumyan’dan, Raffi Hakobyan’dan şarkılar, bazen de Yenovk Şahen’den radyo tiyatrosu dinletirdi mahalleliye. Ama bir gece, onun radyosundan buğulu bir ses yükseldi. Ses çok güzeldi. Garabet damdaydı ve henüz uyumamıştı. Sese kulak kabarttı. Yatağından doğruldu, hemen sesin geldiği yere döndü yüzünü, biraz ileride karşı damda gördüğü manzara etkileyiciydi. Levon Amca, radyosu önünde, yükselen sese kendini kaptırmış, ağlıyordu. O akşam Levon Amcayla beraber Garebet’i de derinden etkileyen çalgının adı, duduk’tu.
Ertesi akşam Garabet heyecanla babası Dikran’ın boynuna sarıldı. Onu öptü ve ondan bir duduk istedi. Babası şaşırmıştı. Ama oğlunun ona böyle bir istekle gelmesi de sevindirmişti. Ayağa kalktı, sandığı biraz karıştırdıktan sonra sandıktan bir duduk çıkarttı ve Garabet’e uzattı. O an dünyalar Garabet’in olmuştu. Dikran “Oğlum, duduk Ermeni elması (kayısı) ağacının güzelliğini, zarafetini ve hüznünü, nefesiyle sese dönüştürenlerin çalgısıdır” diye ekledi. Garabet bu büyülü çalgıyı elinde tuttuğuna inanamıyordu. Sonra Dikran, duduk’u geri istedi ve iki dudağı arasına sıkıştırdı. Babası Semerci Dikran öyle bir üflüyordu ki! Duduk’undan çıkan hüzünlü ezginin sesi, öyle ki, buradan taaa Gaspar’ın aşağı mahallelerinde yaşayan çingenelerin kulağında yankılanıyordu!
Ama gün geldi, her şey değişti. Kürt kahvehanesinde dost sohbetler sustu… Sokağın başındaki okuldan gelen çocuk sesleri sustu… Kürt Aşıqlar sustu… Midyan Usta’nın bakırcı dükkânından gelen çekicin sesi sustu… Musa’nın Arapça okuduğu ilahi sustu… Melle Ehmed’in zar sesi sustu… Levon Amca’nın radyosu sustu… Aşuğ Vartan, Kul Eflazî, Kul Agop, Aşuğ Agahî, Kevkebî, Aşuğ Ganî, Aşuğ Cîvan, Pesendî, Bidarî Servenî, Aşuğ Nâmî, Sayat Nova, Şahen sustu… Djivan Gasparyan sustu…
Garabet’in dinlediği, Dikran’ın çaldığı, duduk’un sesi sustu…
Çünkü, duduk’lular için ata yadigârı bu topraklardan büyükşehirlere, son göç, artık başlamıştı…
Gaspar: Muş ilinin Ermenice ismi




