“Eğer yakalanmasaydık İstanbul’da Ermenileri öldürecektik”
Türkiye, 17 Mayıs 2006 tarihinde Danıştay saldırısı ile sarsılmıştı, saldırı ile ilgili haber ve yorumlar günlerce gündemden düşmedi.
26 Mayıs 2006 tarihli Yeni Şafak Gazetesinin manşetten verdiği haber ise aynen şöyleydi: “Danıştay saldırısının ardından İstanbul’da Ermenileri öldürecektik!”
“Tüyler Ürpertici İtiraf” başlığıyla sürmanşetten verilen haberde, Danıştay cinayeti zanlılarından Erhan Timuroğlu’nun sorgusunda, “Eğer yakalanmasaydık İstanbul’da Ermenileri öldürecektik” dediği yazılmıştı.
Haberin ne anlama geldiğini sezen ve peşine düşen Hrant Dink, başta Yeni Şafak’ta çalışan gazeteci arkadaşları olmak üzere bildiği, tanıdığı herkesi aradı, sordu, sorguladı, haberin ima ettiği tehlikeyi anlatmaya çalıştı. Bütün çabasına rağmen bu haberi, kendisinden başka ciddiye alan olmadığı gibi haberin kendisi de yayın tarihinden sonra buharlaştırıldı, unutulmaya terk edildi.
Bunun üzerine Hrant, Agos’taki köşesinde şöyle yazdı:
“Olağan ve sık tekrarlanan bir haber olsa “Yine delinin biri aynı şeyleri zırvalamış” deyip geçerdik, ancak “Eğer yakalanmasaydık, İstanbul’da Ermenileri öldürecektik” şeklinde yapılmış bir itirafa bu denli kayıtsız kalınmasını nasıl açıklayacağız?”
“Adamı ciddiye almadılar herhalde mi” diyeceğiz?
İyi de nasıl ciddiye almazlar!
İtirafı yapan Danıştay saldırısını gerçekleştirmiş,
Bir örgütün üyesi. Adamların ciddiyeti eylemleriyle sabit.
Eğer öyle bir itiraf yaptıysa, asıl bu itirafı ciddiye almamak akıldan ziyanlık.
“Ciddiye alıp da ne yapacaklardı?” diye soranlar varsa, bu kayıtsız kalan kesimleri tek tek ele alarak cevaplandıralım.
İlk sözümüz Yeni Şafak gazetesine…
Böylesi atlatma bir haberi, bu biçimiyle sunduktan sonra, o kadarla bırakmanın ne kadar doğru olduğunu da Yeni Şafak’taki dostlarımıza sormamız gerekiyor.
Gözü dönmüşlüğü sabit birinin “Yakalanmasaydık İstanbul’da Ermenileri öldürecektik” şeklindeki beyanını sürmanşetinize “Tüyler ürpertici itiraf” olarak çıkaracaksınız, bu haberinizle tüm İstanbul Ermenilerini bir tür panik içine sevk edeceksiniz, ertesi gün veya daha sonraki günlerde o bilginin devamlılığını getirebilecek herhangi bir yorumlu ya da yorumsuz bir haber yapmayacaksınız.
En azından haberinizin devamlılığı ve teyidi açısından Adalet Bakanı’na ya da İçişleri Bakanı’na konuya ilişkin bir açıklamasının olup olmadığını sormayacaksınız.
Peki basının diğer kesimlerine ne demeli?
Hemen tüm gazeteler, televizyonlar, Danıştay saldırısının ele geçen tüm ayrıntılarını neredeyse delik deşik ettiler, her bir bulguyu didik didik ederek bin türlü haber ürettiler, köşe yazarları bu üretilen haberler üzerinden yorum üzerine yorum yaptılar.
Yahu, ilaç için, içinizden bir taneniz de mi bu haberi görmedi?
Bir tanenizin de mi bu haber ilgisini çekmedi?
Hiç birinizin mi yayın kurulunda “Bu haberin üzerine gidelim” tartışması yaşanmadı?
Yoksa bir yerlerden “Aman ha çocuklar, bu haberle hiç ilgilenmeyeceksiniz” diye hepinizi blokaj altına alan bir uyarı mı geldi?
Bu blokajı vurguluyoruz, çünkü biz Agos ailesine hiç yabancı değil.
Ülkücülerin Agos önünde yaptığı o “Bir gece ansızın gelebiliriz” gösterisi de benzer bir blokaj yaşamıştı.
Ve şimdi çok muhtemel ki, bu olayda da benzer bir blokaj yaşanıyor.
Basının kayıtsızlığı böyle de hükümet üyelerinin, sorumlu ya da yetkili bürokratların kayıtsızlığı farklı mı?
Allah için, siz Adalet Bakanı, siz İstanbul Valisi ya da siz Emniyet Müdürü, ağzınızı açın da şu itirafçının ettiği lafa biraz açıklık getirin.
Ve biz biliyoruz ki, bu adamlar yakalandı ama onlar o kadar değil.
Tüm sorumlu kesimleri sorumluluklarının gereğini yerine getirmeye davet ediyoruz.
En azından biz kayıtsız kalmayacak ve ileride en ufak bir sıkıntı yaşandığında bugün kayıtsız kalanların yakasına yapışacağız”
Hrant Dink, o olağanüstü öngörüsü ve tespiti ile “o adamlar yakalandı ama onlar o kadar değil” diyordu. Gerçekten onlar o kadar değildi, yani onlar yakalananlardan ibaret değildi. Danıştay davasının geldiği aşamada, onların o kadar olmadığı, yani Alpaslan Aslan ya da Erhan Timuroğlu’dan ibaret olmadığı ortaya çıktı. Onlar yakalandı, ama onlar bir başka tetikçi ekibi görevlendirdi, örgütün diğer elemanlarının yardımıyla Hrant Dink’i öldürdü.
Ne diyordu Hrant Dink, “Tüm sorumlu kesimleri sorumluluklarının gereğini yerine getirmeye davet ediyoruz.”
Ancak, sorumlulardan hiçbiri sorumluluklarının gereğini yerine getirmedi. Hrant’ın yazısında sorumluluğa davet ettiği, Adalet Bakanı, İçişleri Bakanı, İstanbul Valisi ve Emniyet Müdürü halen hayatta. Yeni Şafak Gazetesi’nin sorumluları da…
Biz bu şahısların yakalarına yapışamadık, onlardan hesap soramadık ama hep merak eder dururum; bu adamlar, Hrant Dink öldürüldüğünde ne düşündüler, belki naif bir soru olacak ama az biraz da olsa suçluluk duygusu ya da vicdan azabı duydular mı?
Danıştay saldırısı yaşandığında ve soruşturma safhasında görevdelerdi, bu olaydan sadece sekiz ay sonra ve onlar halen görevdeyken Hrant Dink öldürüldü.
Mesela Cemil Çiçek adalet bakanıydı, soruşturmadan ve Yeni Şafak’ın manşetinden habersiz olması düşünülemez. Mesela Abdülkadir Aksu içişleri bakanıydı, aynı tespit onun için de geçerli. Mesela “yakalanmasaydık Ermenileri öldürecektik” manşetini atan Yeni Şafak gazetesinin Yayın yönetmeni Mustafa Karaalioğlu, vicdanının sesini dinleyerek bugün bir açıklama yapar mı? Abdülkadir Aksu, Cemil Çiçek de öyle.
Zira bu şahıslardan en az biri sorumluluğunun gereğini yapmış olsaydı Hrant bugün aramızda olacaktı, bu nedenle “onlardan” bir açıklama bekliyoruz. Neden bu ifadeyi araştırmadınız, neden unutulmasına göz yumdunuz ya da unutturdunuz, neden?

