9 Eylül 2026 tarihli yazımda Yargıtay Ceza Kararını duyduğunda Hrant Dink’in “Bu benim idam fermanım” dediğini yazmıştım.
Tam da öyleydi, zira bu karar ile Hrant, ölümcül saldırının tam ortasına atılmıştı.
Onu toplumda “Türk Düşmanı” diye hedef gösterenler, kararın ardından bu kez saldırılarını, “Tescilli Türk Düşmanı” diyerek sürdürdüler. Öyle ya, yüksek mahkemenin en yüksek organı, Hrant Dink’in Türklüğü tahkir ve tezyif ettiğine karar vermişti…
Ceza Genel Kurulu toplantısına katılan yirmi dört hâkimin on sekizi itirazın reddine karar vererek, mahkûmiyet kararını ve 9. Ceza Dairesi’nce verilen onamayı doğru bulmuştu. Altı hâkim ise itirazı kabul oyu kullanmış, oy çokluğuyla oluşturulan karara muhalif kalmıştı.
Şişli 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nce verilen kararı onaylayan, 9.Ceza Dairesi’nin kararını doğru bulan, Hrant’ın ‘Bu benim ölüm fermanım’ diye nitelendirdiği kararın altına imza atan hâkimler şu isimlerden oluşuyordu:
Turan Demirtaş, Ersan Ülker, Hasan Gerçeker, Refik Dizdaroğlu, Muhittin Mıhçak, Ö. Raci İmamoğlu, Şükrü Türktemel, A. Nasuhi Kurdoğlu, Hasan Erbil, Ekrem Ertuğrul, Ö. Yılmaz Çamlıbel, Ali Suat Ertosun, Mehmet Ekmekçi, M. Metin Kaya, Emine Saba Ertuğrul, M. Nihat Ömeroğlu, Şule Başoğlu, Erkan Öztürk
Kararın altına imza atan hakimlerin cinayeti öngörerek imza attıkları söylenemez elbette ama Hrant’ı hedef gösterenler, cinayet planı yapanlar açısından yürüttükleri psikolojik harbin önemli bir aşaması, önemli bir safhası böylece aşılmış olmalı ki bu kararın hemen ardından yani 2006 Ağustos ayında Trabzon’da hareketlilik başlamıştı.
Trabzon jandarması istihbarat görevlilerinin Yasin Hayal’i de yanlarına alarak İstanbul’a geldiklerini, İstanbul jandarma görevlileri ile Hrant’ın evi ile Agos arasında keşif yapıp krokiler çizdiklerini üstelik Trabzon emniyetince teknik takip altında olan Yasin Hayal’in tam da bu sırada teknik takibine ara verildiğini sonradan öğrenecektik.
Hrant’ı “ölümcül bir saldırının ortasına atan”, dosya içeriğine tamamen aykırı bu karar nasıl alınmıştı?
Gerçi, o vakte kadar edindiğim tecrübelerle; azınlıklar, farklılıklar, yani ‘ötekiler’ söz konusu olduğunda özellikle Yargıtay’ın, hukuk dışı kararlara imza attığını biliyordum.
Ama bu kez durum farklıydı diye umutlanmıştım ve isyan ediyordum. Dosya içeriği savunmalarımız açısından çok güçlüydü. Türkiye’nin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni imzalayıp Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yetkisini kabul etmesinin üzerinden tam on dokuz yıl geçmişti. Bu süre boyunca, AİHM önüne giden sayısız davada, Türkiye mahkûm edilmiş, hâkim ve savcılara yol gösterecek örnek kararlar alınmıştı.
Kırk dokuz sayfalık kararın gerekçesi, yirmi ikinci sayfada, yani sadece bir sayfada açıklanmıştı. Kalan kırk sekiz sayfa, Yargıtay Başsavcılığı’nın itirazı ve gerekçelerinden, ifade özgürlüğünü düzenleyen ulusal ve uluslararası belgelerden, Yargıtay ve AİHM içtihatlarından ve karara muhalif kalan hâkimlerin yazdığı karşı oy yazılarından oluşuyordu.
Yıllarca kendime, yakın çevreme sorduğum, içimi kemiren bu soruyu, Yargıtay’a yolum düştüğü bir gün, Hrant Dink kararının görüşüldüğü Genel Kurula katılan, karşı oy yazısıyla karara muhalif kalan bir hâkime soracaktım.
Yanımda çok sevdiğim bir meslektaşım olduğu halde odasında görüştüğüm hâkime, yıllarca kafamın içinde evirip çevirdiğim ama cevabını bulamadığım o soruyu sordum:
“Genel Kurulun önüne gelen dosyadaki bilirkişi raporuna, Doç. Dr. Sami Selçuk’un hukuksal görüşüne, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın tebliğnamesi ve itiraznamesine, yerleşik içtihatlara rağmen bu karar nasıl verilebildi ve neden verildi?”
Bu soruma, hiç düşünmeksizin anında ve tereddütsüz cevap verdi hâkim;
“Ermeni olduğu için…”
“Yani siz, bu yazıyı, Ermeni olmayan biri yazmış olsaydı, karar farklı mı olurdu diyorsunuz?” diye sordum.
“Hiç şüphem yok, farklı olurdu” dedi.
Genel Kurulda çoğunluk oluşturan hâkimlerin önyargıyla hareket ettiğini, etnik kimliğinden dolayı sanık hakkında mahkûmiyet kararının onanması yönünde oy kullandıklarını söylüyordu.
“Herhangi bir baskı ya da yönlendirme oldu mu?”
Bu sorumun cevabını da bu görüşmede ve sonrasında yapacağım bir başka görüşmede bulacaktım.
Baskı ve yönlendirmeye ilişkin sorumun cevabına, genel kurulda ve sonrasında yaşananlara önümüzdeki yazıda yer vereceğim ama ona geçmeden onca baskıya rağmen karara katılmayan, karşı oy yazılarında katılmayış gerekçelerini de ayrıntılarıyla anlatan altı cesur ve gerçek hukukçunun isimlerine yer vermek istiyorum.
Tarihe olumlu kişilikler, hukukçular olarak geçsin, genç hukukçulara yaptıklarıyla ve yazdıklarıyla ilham olsunlar diye:
Osman Şirin, Muvaffak Tatar, Hamdi Yaver Aktan, Zeki Aslan, Ali Muhlis Karataş ve S. Zeki İskender.


