Evsiz

Rıza, karşılaştığım ilk evsizdi. Onu tanımanın getirdiği şefkat duygusu, büyük şehirlerin dur durak bilmez yoğunluğunda ''başıboş dolaşan, oradan buradan çıkan'' evsizlere karşı geliştirilmiş bu önyargıya karşı bağışıklık kazanmamı sağladı. İnsanlar genellikle yoksulluk ve talihsizlik kokan her şeyden kaçınırlar. Normal belledikleri insanlık algısını sınayabilecek her şeyden uzak dururlar. Durup yardım etmek şöyle dursun, içgüdüsel kaygı belirtisi bile göstermezler. Uykulu, rahat vicdanlarının rahatı bozulmasın! Çoğu, onları kendi durumlarından sorumlu, tembel serseriler olarak yargılar. Bir de yanlarından geçerken temas kuramamakta uzmanlaşanlar var.
Elbette insanların evsizleri hor görmelerinin veya “tecrübesiz, görmemişler” olarak yargılamalarının nedenleri var. Her durumda olduğu gibi sokakta yaşayan insanlar hakkında da genelleme yaparlar. İçinde bulundukları durum, her zaman kendi hatalarının sonuçlarıdır mesela... Mülteci ya da seks işçisi olmak, tecavüze uğramak, dövülmek veya eşleri tarafından aldatılmak gibi... Cehaletten kaynaklanan önyargılar… Evsizler söz konusu olduğunda, başka faktörler de devreye giriyor. Kirli, vurdumduymaz, deli ve muhtemelen şiddet eğilimli olarak görünüyorlar. Kılık kıyafetleri yıpranmış, yıkanmamış... Kokuşmuş giysileri her zaman karakterlerinden daha önemlidir.
Bazı evsizler hakikaten bu tanımlamalara uyunca, insanlar bunu genelliyor. Toronto'da gençliğimde, sokakta beni her görüşünde yanıma gelip hiddetle bağıran evsiz kadın beni şaşırtırdı mesela. Benim yüzüme karşı yürür, asker duruşuna geçer, yüzüyle yüzüm arasında sadece birkaç santim bırakır ve gözlerimin içine bakarak avazı çıktığı kadar bağırırdı. Yıkanmamış giysileri, yağlı saçlarıyla çok da kötü kokardı. Anlaşılamaz, küfür kıyamet bir şeyler bağırıp, beni köşeye sıkıştırmaya çalışırdı. Her seferinde bir yolunu bulup sıvışmayı başarırdım. Neden özellikle beni gözüne kestirdiğini bilmiyorum. Ama doğruya doğru, ödümü koparıyordu. Öyle ki, civardaysam (fotoğraf baskısı yaptığım karanlık odanın olduğu yerdi), onu gördüğümde hızlıca sıvışabileyim diye saklanma noktalarını kollardım. Ondan gerçekten nefret ediyordum ve bunu itiraf etmekten utanmıyorum. Ama hepsi bu kadar. Yaşattığı korku, beni evsizlere karşı nefret yayan bir misyoner yapmadı. Hatta aksine, evsizler hakkında görsel hikâyeler yapmaya o günlerde başlamıştım ve sonra bunu uzun yıllar devam ettirdim.
Neden insanlar, marjinalleşmiş kişilere bir birey olarak bakmak yerine önyargılı normlarla bakmayı seçiyorlar? Bu arada, tüm bu yazdıklarımın nedeni kendi karakterimi kusursuz göstermek değil. Ben de zaman zaman yerleşmiş kalıplarla hareket ediyorum. Ama demek istediğim, hayatım boyunca bu sıradanlıktan uzak durmak için çok çalıştım. Hayat, sorumlulukla yaşanmayı gerektiriyor: Zihninizi ve düşünce yapınızı genişletme sorumluluğu. Başkalarına saygı duymak, zor zamanlarda anlayışla yaklaşmak. Çoğu insan düşünmek ve anlamak için çaba sarf etmekten aciz. Tam da bu yüzden, önyargının ve ayrımcılığın norm hâline geldiği bir dünyada yaşıyoruz. Olanı olduğu gibi kabul etmektense, yargılamak ve nefret etmek daha kolay geliyor.
Toronto'da, Bathurst ve Queen civarındaki karanlık odada, neredeyse 20 yıl boyunca çalıştım. Bu bölge, evsizlerin anılarıyla dolu bir sandık gibi. Benim için çok değerli bu sandık. Oradayken, hızla büyüyen zengin kozmopolit şehir Toronto'nun diğer yüzünü gördüm. Evsizliğin, yoksulluğun ve marjinalleşmenin yüzü... Kendi vatanlarında yabancılaştırılmış Kanada Aborijinleri, hayalleri yıkılmış yoksul göçmenler, istismarcı ve alkolik ebeveynlerinden kaçan parasız gençlerle doluydu. Ben tam da orada, onları izlerken fotoğraflarını çekerken, fotoğrafçı oldum. Sıradan insanların hikâyelerini, mücadelelerini, özlemlerini, zaferlerini ve kayıplarını, alçakgönüllülüklerini ve insanlıklarını anlatmanın önemini benimsemiş bir fotoğrafçı… Giderek daha da iyi öğrendim şefkatin önemini. Ayrıca, yoksulluklarına rağmen dürüstlüğün ve saygının onlarda yaşadığını da gördüm. Orada, Aborjin arkadaşım, sevgili Julie ile tanıştım. Nur içinde yatsın. Hayalleri yıkılmış zarif göçmen Kont Ivan ile tanıştım. Sebastien, Joey, Dorian ve çete...
Umarım arayıp bulamadıkları huzur, cennette onları bekliyordur.



