Sekiz gün. Buddy tam sekiz gün enkazın içinde bekledi. Caraballeda'da çöken evinin altında, betonun ve tozun arasında, yemeksiz ve susuz, sekiz gün. Buddy altı yaşında, beyaz tüylü bir köpek. Gabriela Alves deprem anında bir yakınının evindeydi; saatler sonra motosikletine atlayıp eve koştu, ama yalnızca yıkıntı buldu. Günlerce bölgeyi arşınladı, her gün Buddy diye seslendi, bir havlama duymayı umdu. Sekizinci gün, annesinin odasından eşya çıkarırken uzaktan bir havlama duydu; aşağı baktı, betondaki bir çatlaktan beyaz bir kulak gördü. Yardıma koşan kurtarmacılar duvarda bir delik açtılar, tozla kaplı köpeği çıkardılar. Gabriela onu pembe bir battaniyeye sardı; Buddy favori insanının kolunu yalıyordu. Bu, 24 Haziran'da kuzey Venezuela'yı otuz dokuz saniye arayla iki kez sarsan depremlerin ardından yaşandı; önce 7,2, sonra 7,5. En ağır darbeyi La Guaira aldı, iki yüz elliden fazla bina çöktü. Binlerce ölü, on binlerce yaralı, sayısız yaşamın moloza dönüştürülmeyi bekleyen yıkıntısı.
Buddy'nin kurtulmasına sevincimiz buruk. Neden bir canlı, yaşamla ölüm arasında sekiz gün beklemek zorunda kaldı? Çünkü yardım gelmedi ya da çok geç geldi. Eğitimli arama kurtarma ekibi yoktu, yeterli ekipman yoktu; insanlar sevdiklerini kürekle, halatla, tırnaklarıyla aradı. Hastaneler taştı, morglar doldu, cenazeler günlerce sırasını bekledi. Bir hafta sonra bile koca bir devlet ekskavatörü, benzini olmadığı için beton yığınının yanı başında öylece durdu. Hem de dünyanın en büyük petrol rezervine, yerkürenin bütün rezervinin altıda birine oturan ülkede. Buddy'yi o enkazdan çıkaran resmî ekipler değildi. Kurumların yetişemediği yerde birbirine tutunan insanlardı.
Bu manzarada bize yabancı hiçbir şey yok. Geç gelen yardım, çöken yollar, yakınına ulaşmak için taş kaldıran eller. Onca ölümün arasında bir canı kurtarmanın mutluluğu. 6 Şubat 2023 Pazarcık merkezli depremlerin ardından ilk günlerin nasıl aktığını, en hayati saatlerin parmaklarımızın arasından nasıl kayıp gittiğini, insanların enkaza nasıl çıplak elleriyle daldığını gördük. Venezuela'dan gelen görüntülere bakarken içimiz bu yüzden burkuluyor; o kareleri çok yakından hissediyoruz, o çaresizliği tanıyoruz. Yıkım herkesi vurur ama arkasından gelen çaresizlik en çok sesini duyuramayanı ezer. Ve o sessizlerin arasında hayvanlar da var.
Deprem olduğunda o hayvanların çoğu bir anda yalnız kaldı. Kimi birlikte yaşadığı insanı yitirdi, kimi yuvasını, hepsi günlerce aç ve korku içinde bekledi. Kurtarma sırasının en sonuna düşen, çoğu zaman kimsenin aklına bile gelmeyen canlar. Oysa her biri bir hayat; üşüyen, titreyen, birini bekleyen. Yıkımın ortasında birinin durup onları da araması, kendi acısını bir kenara koyup başka bir canın yaşaması için uğraşması kolay değil. Korunmayı hak eden hayatın yalnızca bizimki olmadığını burada hatırlıyoruz.
Depremin ilk saatlerinde, henüz yer sarsılırken, kimi insan kendi canını düşünmeden hayvanının peşine düştü. Yıkılmakta olan binaya geri dönenler, köpeğini kucağına alıp bir yere ayrılmayanlar, yaşlı bir adamın iki köpeğini birden kurtardığı anlar görüntülere geçti. Bir cana bağlanan insanın, en zor anda bile o bağı bırakamaması.
Sonra da enkazdan çıkarmak yetmiyor, çünkü asıl iş oradan sonra başlıyor. Caraballeda'da, çöken devlet konutlarının hemen yanındaki bir McDonald's, kendiliğinden bir hastaneye ve kayıp hayvan buluşma noktasına dönüştü. Barquisimeto'dan gelen yetmiş kadar veteriner, öğrenci ve gönüllü, çalışır durumdaki ender mekânlardan biri olduğu için oraya yerleşti; hem insanlara baktılar hem de enkazdan çıkan, yaralı, susuz, şoktaki hayvanlara. Yüzden fazla hayvanı kurtarıp tedavi ettiler, birlikte yaşadıkları insanları arayıp buluşturmaya çalıştılar. Ekibi koordine eden veteriner, onlar için bir hayvanın başka bir insan hayatından farksız olduğunu söylüyordu. Gabriela da Buddy'yi ararken buraya uğramıştı. Bir hayatı ayakta tutmak, onu bir kez çıkarmakla bitmiyor.
İnsanlar bunca acı çekerken neden hayvanlar için uğraşıyorsunuz diye soranlar oluyor. Ama en büyük yıkımın içinde bir canı kurtarmaya çalışmak, aslında nasıl bir toplum olmak istediğimizi söyler. Devletin geç kaldığı, kurumların yetişemediği o boşlukta, birinin durup bir köpeği sekiz gün beklemesi ya da bir kediyi çadırda ısıtması, dayanışmanın emirle değil, yürekten doğduğunu gösterir. Enkazın altında bir yaşam varsa, türü ne olursa olsun aranmaya, korunmaya, uğrunda mücadele etmeye değer. Gabriela Alves’in curita’sı. Bu ifadedeki iyelik, bir soruyu daha açıyor: Peki kimseye ait olmayan, sokakta yaşayan hayvanlara ne oluyor afetlerde? Türkiye’de hâlâ resmi bir hayvan arama-kurtarma çalışması yok, yine enkaza uzanan maharetli elleri, komşularımızın elleriyle hayatta kalıyoruz. Biz de, evde ya da sokakta, bize yakın yaşamaya alıştırdığımız hayvanlar da.
Buddy sekizinci gün, Gabriela'nın kollarına döndü. Gabriela ona curita diyor, yani yara bandı; bütün bu yıkımın içinde onu iyileştiren şey. O kavuşma ne gecikmeyi siliyor, ne yaşanan kayıpları geri getiriyor; hiçbir mucize kaybedilenlerin yasını hafifletmiyor. Ama tam o acının ortasında, başka bir canın yaşaması için uzanan ellerin hâlâ orada olduğunu gösteriyor. Yıkım tanıdık, kayıp tanıdık, ama enkaza eğilip bir canı arayan, bulunca ona sımsıkı sarılan o el de tanıdık. Bir arada yaşamanın, birbirimizi ve her canı korumanın en kötü günde bile mümkün olduğunu, biz de bir yerden biliyoruz. Felaketin ardından, enkazdan hayata, bir canı bile geride bırakmamak, onların yasını ve hafızasını tutmak için mücadele edenlerin emeğiyle mümkün oluyor geleceğimiz.
Venezuela’yı yıkan depremlerin olduğu gün, 6 Şubat depremlerinin ardından veteriner hekimlerle başlattığımız geniş kapsamlı hayvan arama kurtarma, tedavi ve rehabilitasyon çalışması olan Enkazdan Hayata kampanyasının en tatlı tanıklarından biri olan güneş çocuğum Karlos’un sağlık durumu kötülemeye başladı. Bu yazı, onun yanı başında, tedavisine destek için şifa niyetine yazıldı.




