Göçmen çocuk 5

Mary Ellen güzel bir kızdı. Minyon, sarışındı. Ve biraz utangaç görünüyordu. Toronto'daki ilk yılımda, lisede benden üst sınıftaydı. Onu ilk kez ders aralarında koridorda fark etmiştim. Gözlerindeki hüzünlü, belki de melankolik bakışından dolayı onu hemen sevmiştim. Her zaman konuşkan, gürültücü ve gösterişli olan diğer güzel kız öğrencilerden farklıydı. Mary Ellen, hemen hemen hep arkadaşlarıyla birlikte olmasına rağmen neredeyse hiç konuşmazdı ve bakışları sanki başka bir dünyada, çok uzaklarda gibiydi. Teneffüslerde her zaman onun etrafta olup olmadığını kontrol ederdim. Muhtemelen benim varlığımdan haberi bile yoktu. Sadece bir kez bana baktı, ama o da muhtemelen dalgın bir bakıştı. Ancak yaşımı ve geçmişimi hesaba katacak olursak, benim için anlamlı bir bakıştı. Belki de benden hoşlandığının bir işareti... Onunla konuşamayacak kadar utangaç olmama rağmen, ''aramızdakilerin'' karşılıklı olduğunu hayal etmek yetiyordu.
Bence bir kişinin geçmişi ve yetiştirilme tarzı, o kişinin karşı cinsle ilişkisinde büyük rol oynar. Gençliğim boyunca, Kanada'ya taşınana kadar, erkek-kadın ilişkileri benim için bir tür gizemdi, konuşulmaması gereken bir konuydu. Erkek arkadaş ya da kız arkadaş gibi evlilik öncesi ilişkiler, üzerine neredeyse hiçbir şey duymadığım ya da görmediğim şeylerdi. Seks ve bununla ilgili her şey bir tabuydu. Bir kadına bakmak “cinsel istek” olarak nitelendirilirdi ve kızlar her zaman erkeklerin kötü niyetleri konusunda uyarılırdı. Bu yüzden, Ortadoğulu erkekler hakkında genelleme yapmak istemem ama benim gibi genç erkeklerin kızlara olan ilgilerini bastırdıklarını söyleyebilirim. Hoşlandığın kızları hayal etmek normaldir. Ve bununla birlikte, kızın da senden hoşlandığını gösteren bir işaret beklemek de normaldir. Aşık olduğumuz kızın bir anlık bakışı bizi aşkın karşılıklı olduğuna hemen inandırır ve hemen başka dünyalara götürürdü. Böyle bir duyguyu ifade etmenin cinsel arzu olarak yorumlanmasından şüpheleniyorduk. Söyledim ya, arzu yanlış bir şey olarak görülüyordu. Yapabileceğiniz tek şey, kızı bir yerde gördüğünüzde kaçamak bakışlar atmaktı. Böyle bir keşmekeşin içinde büyümek ne demek! Koca bir hayalperest nesil...
Aslında, yıllar sonunda aklımda kalan bir gözlemimi daha eklemek istiyorum. Yetiştirilme tarzımız ve kadın-erkek ilişkilerine bakış açımız nedeniyle, Ortadoğulu erkekler (ve bazı diğer muhafazakar milletlerden erkekler) yabancı kadınlara genellikle “tuhaf” gelir. Hatta bazen ‘takipçi’ ve “çok ısrarcı” olarak nitelendirilirler. Erkeklerin sadece bakması ve beklentide bulunması, aslında kadınlar için çok rahatsız edici, hatta bazen tehlikeli bile sayılabilecek bir durumdur. Çok az sayıda erkek, sonunda kadınlara ve cinsel arzuya yeni ve daha sağlıklı bir bakış açısıyla yaklaşıp kendilerini özgürleştirebilmektedirler. Farklı kültürlerde yaşayarak edinilebilecek rahat ve açık fikirli bir bakış açısı...
Mary Ellen'a olan ilgim sonunda bir felakete dönüştü. Haftalar geçtikçe, ona daha da aşık oldum. Toronto'daki tüm gençler gibi, o da okuldan sonra yarı zamanlı bir işte çalışıyordu. Bir gün, köşedeki kuru temizlemeye kıyafetlerimi bırakmaya gittiğimde, resepsiyonda Mary Ellen vardı. Gizliden gizliye, içten içe sevdiğim kadınla yüz yüze gelmek beni hem o kadar heyecanlandırdı hem de o kadar gerdi ki sanki duygularımı yüzümden okuyabilecekmiş gibi hissettim. Bu gerginlik içimi öyle bir kapladı ki, tüm vücudum titremeye başladı. Gözümü kırpmadan ona bakmaya devam ettim, sanki “ben buradayım, sana aşık olan adam” der gibi. Ama ondan hiçbir karşılık gelmedi. Sonunda bu durum dayanılmaz bir hal aldı ve duygularımı daha fazla ele vermeden oradan çıkmak için sabırsızlanmaya başladım. Bana giysilerin faturasını verirken bir kez bile gülümsemedi. Ve o akşam, olanları düşündükçe, onun yüzünün gülmeme nedeninin, benim hislerimi bilmesi ve bu yüzden benden nefret etmesi olduğuna inandırdım kendimi. Bütün geceyi somurtarak geçirdim. Genç bir adam ne kadar berbat olabilirse o kadar berbat bir haldeydim!
O günden sonra o gerginlik ve titreme benim için bir normal haline geldi. Okula ya da kuru temizlemeye gittiğimde, yani onu her gördüğümde durmadan titriyordum. Ama aynı zamanda da ona bakmaktan kendimi alamıyordum. Duygularımı anlamaya başladığına o kadar emindim ki... O günden sonra, her kıyafet almaya veya bırakmaya gittiğimde, dükkânın arkasına kaybolmaya başladı. Onun yerine benimle başka bir kız ilgileniyordu. Mesajı çok net bir şekilde anladım. O yılın sonunda, Mary Ellen mezun oldu ve okul yıllığında onun bir alıntısını gördüm. “İnsanlarda neyi sevmezsin?” sorusuna, “Hayır dediğinde ısrar etmelerini” cevabını vermişti. Muhtemelen bunun benimle bir ilgisi yoktu ama o zamanlar naif ve güvensiz bir karakterim olduğunu düşünürsek, bu alıntıyı ne kadar kişisel algıladığımı tahmin edebilirsiniz. Kalbim parçalanmıştı. Ama yaralar sonunda iyileşir ve acıların hatırası karakterinizi güçlendirir... Size öğretilen birçok şeyi unutursunuz, böylece tabularınızı ortadan kaldırıp yeni bir bakış açısıyla yeniden başlayabilirsiniz.



