Gomidas'ın mirasından çocukların dünyasına

Çocuk korosuyla yolum çok planlı bir hayalle başlamadı. Bunu dürüstçe söyleyebilirim. Hatta biraz mecburiyetin açtığı bir kapıydı.
O yıllarda daha çok yetişkinlerle çalışıyordum. Polifonik korolar, kilise müziği, geleneksel repertuvar… Aklım ve enerjim daha çok bu dünyanın içindeydi. Sonra bir gün, köklü bir koronun başına geçtiğimde şunu fark ettim: Bazen bir koroyu yönetmekten önce, o koronun yeniden kurulması gerekir.
Ses bulmak kolay gibi görünür. İnsan bulmak da öyle. Ama birlikte öğrenmeye açık, aynı yöne bakabilen, alışkanlıklarını biraz olsun sorgulayabilen bir topluluk oluşturmak bambaşka bir mesele. Bir süre sonra kendi kendime şunu sormaya başladım:
“Acaba geleceği bugünden kurmak mümkün mü?”
İşte çocuk korosu fikri bende biraz böyle doğdu. Başta düşüncem çok basitti. Çocuklarla çalışırsam, onları küçük yaştan itibaren doğru bir müzik anlayışıyla yetiştirebilirsem, belki birkaç yıl sonra daha temiz söyleyen, daha iyi dinleyen, öğrenmeye daha açık bir gençlik korosu, hatta ileride daha güçlü bir ana koro oluşabilirdi. Yani çocuk korosu benim için önce romantik bir fikir değil, geleceğe dönük bir ihtiyaçtı.
Ama çocuklarla çalışmaya başlayınca mesele değişti. Daha doğrusu, ben değiştim.
Sesin ötesindeki dünya
Çünkü çocuk korosunun yalnızca ilerisi için korist yetiştiren bir basamak olmadığını çok kısa sürede fark ettim. Orada kendi başına çok özel bir dünya vardı. Bir çocuk ilk kez arkadaşını dinlemeyi öğreniyordu. Bir başkası kendi sesini fazla öne çıkarmadan söylemeyi deniyordu.
Hiç unutmam; bir provada sekiz yaşlarında bir çocuğumuz, öğrettiğim Ermenice bir kelimeyi önce sadece melodiye uyduğu için mırıldandı, durdu, sonra usulca "Öğretmenim, bu söylediğimiz tam olarak ne demek?" diye sordu. O an anladım ki, o şarkı artık onun için sadece bir ses dizisi değil, içine girmeye meraklı olduğu yeni bir odaydı. Bir başkası sahneye çıkmadan önce korkuyor ama arkadaşlarının arasında o odada kendini daha güvende hissediyordu.
O zaman anladım ki çocuk korosu dediğimiz şey, sadece şarkı öğretmek değil.
Dışarıdan bakınca çok basit görünebilir: Çocuklar gelir, şarkı öğrenir, sahneye çıkar, alkış alır. Ama prova odasının içinde biraz zaman geçiren biri bunun böyle olmadığını hemen görür. Bazen bir çocuğun arkadaşını beklemeyi öğrenmesi, doğru notayı söylemesinden daha önemli hale gelir. Bazen birlikte susmak, birlikte söylemek kadar kıymetlidir.
Koro çocuğa şunu hissettirir: “Benim sesim var, ama yalnız değilim.”
Bu çok önemli bir duygu. Çünkü çocukların çoğu bugün ya tek başına parlamaya zorlanıyor ya da kalabalığın içinde kayboluyor. Koro ise ikisinin arasında daha sağlıklı bir yer açıyor. Çocuk hem kendi sesini duyuyor hem de başkasının sesine yer açmayı öğreniyor.
Gomidas’ın mirası ve yeni nefesler
Ermenice şarkılar söyleyen bir çocuk korosu söz konusu olduğunda bu alanın anlamı biraz daha büyüyor. Çünkü burada çocuk yalnızca bir melodi öğrenmiyor. Bir dilin sesine, bir kültürün hafızasına, bazen evde artık çok sık duyulmayan bir kelimenin sıcaklığına temas ediyor. Ermeniceyi çok iyi bilen çocuk da oluyor, neredeyse hiç bilmeyen çocuk da. Ama şarkı bazen dilin kapısını daha yumuşak açıyor. Çocuk önce melodiyi seviyor. Sonra kelimeyi merak ediyor. Sonra o kelimenin taşıdığı duyguyu anlamaya başlıyor.
Çocukların o kelimelere nefes verdiğini duyduğumda, Gomidas Vartabed’in mirasıyla aramızdaki o görünmez bağı derinden hissediyorum. Onun halk ezgilerini derlemesi, düzenlemesi ve korolar aracılığıyla yeniden duyurması sadece müzik toplamak değildi; bir halkın sesini dağılmadan, kaybolmadan, yeni kulaklara ulaşabilecek hale getirmekti.
Bugün çocuklarla Ermenice şarkı çalışırken ben bu mirası çok uzakta görmüyorum. Elbette aynı tarihsel ağırlıktan söz etmiyorum ama küçük ölçekte benzer bir sorumluluk hissediyorum. Çünkü çocukların ağzından çıkan her doğru telaffuz, her dikkatli vurgu, her merak edilen kelime, o hafızanın bugüne bağlanması demek.
Şarkıyı değil, çocuğu düşünmek
Tabii burada önemli bir yanlış anlaşılma var. Çocuk korosu, yetişkin korosunun küçültülmüş hali değil.
Bunu bazen unutuyoruz. Çok sevdiğimiz bir şarkıyı çocuklara da söyletmek istiyoruz. Ama her güzel şarkı çocuk için uygun olmuyor. Çocuğun sesi başka, nefesi başka, dikkati başka, dünyası başka. Bazen bir eseri çocuklara uygun hale getirmek gerekiyor. Bazen de çok sevdiğimiz bir şarkıdan vazgeçmek gerekiyor. Çünkü önce şarkıyı değil, çocuğu düşünmek lazım.
Aynı şey sahne için de geçerli. Evet, konser önemlidir. Çocuk emeğinin karşılığını görür, alkış alır, cesaret kazanır. Ama çocuk korosunun asıl büyüsü çoğu zaman sahneden önce başlar. Provalarda başlar. Tekrar ederken, yanılırken, gülerken, beklerken, dinlerken başlar.
Bir çocuk ilk provada hiç sesini çıkarmayabilir. Sonra birkaç hafta sonra arkadaşlarının arasında küçük küçük söylemeye başlar. Bir gün bakarsınız, sahnede gözleri parlayarak şarkının en zor yerini söylüyordur. Dışarıdan bakan biri sadece o konser anını görür. Ama o anın arkasında güven, sabır ve görünmeyen birçok küçük adım vardır.
Geleceğe bırakılan nefes
İstanbul’da Ermenice repertuvar seslendiren bir çocuk korosu çalıştırmanın ayrı bir sorumluluğu var. Çünkü bu şehirde Ermenice müzik yalnızca sahnede duyulan bir şey değil; okulda, kilisede, dernekte, evde ve yeni çocuk seslerinde yaşamaya devam eden bir hafıza. Bu hafızanın çocuklara yalnızca “öğretilmesi” yetmez. Çocukların içinde yeniden anlam bulması, sevdirilmesi gerekir.
Geçmiş çok kıymetli, evet. Ama çocukların bugünkü dünyasına değmeyen bir repertuvar, bir süre sonra sadece görev gibi kalıyor. Eski şarkıları doğru biçimde aktarmak kadar, var olanları çocuk sesine göre düzenlemek ve kültürü onların nefesinde tazelemek de önemli. Çünkü kültür yalnızca korunarak değil, söylenerek yaşar.
Bugün geriye baktığımda, çocuk korosuyla yolumun mecburiyetten başlamış olmasına gülümsüyorum. Bazen insanın önüne çıkan zor bir durum, onu asıl yürümesi gereken yola çıkarabiliyor. Başta geleceğin korosunu kurmak istemiştim. Sonra anladım ki, çocukların bugünkü sesi zaten başlı başına bir gelecek.
Bir çocuk Ermenice bir şarkıyı severek söylüyorsa, orada yalnızca müzik yoktur. Orada dil, arkadaşlık, emek ve devam eden bir hayat vardır.
Çocuk korosu dediğimiz şey biraz da budur işte: Geçmişten gelen bir sesi, çocukların bugünkü nefesiyle geleceğe bırakmak.



