Gücü - Gücü Yetene Devri
Maduro’nun otoriter bir lider olduğunu biliyoruz ama son saldırı gösterdi ki gücü, ancak kendi halkına yetiyormuş…
ABD’nin Venezuela’ya haydutça saldırısı, Maduro ve eşini kaçırması dünya düzenini öncekilerden farklı yeni bir aşamaya taşıdı ki güncel mesele artık Maduro’nun kendi ülkesindeki otoriterliği değil ABD’nin bütün dünyayı tehdit eden emperyalist zorbalığı, yayılmacılığı, göz koyduğu ülkeye çökmesi, çökme planları yapması, uluslararası hukuku ve kurumlarını tamamen silmesi.
Zira bu son saldırı yeni bir devrin başlangıcıdır.
Gücü gücüne yetene devridir bunun adı.
Artık kimin gücü kime yetiyorsa devri.
Bu son saldırıdan sonra mesela Çin Tayvan’a saldırırsa kim ne diyebilir? Zaten herkes ‘arka bahçe’ peşinde, uluslararası hukuku ve devletlerin egemenliği ilkesini kim takar artık.
ABD artık açık savaş ilanı ya da içerideki darbelere destekle müdahale etmiyor, bir bahane uydurarak kriminal operasyonlar yapıyor ama bu son saldırı pek çok açıdan önceki müdahalelerden farklılaşan bir kaba güç kullanımı, kriminal operasyon.
Güvenli ve uygun bir geçişe kadar Venezuela’yı biz yöneteceğiz diyor Trump. Venezuela’ya çöküyor, çöktüğü ülkeye kayyım atıyor, ülkenin doğal kaynakları bizimdir diyor ve başta Latin Amerika ülkeleri olmak üzere diğer egemen ülkeleri de utanmazca tehdit ediyor.
Bundan öncekilerde, mesela Irak Suriye, Vietnam, Afganistan’da insan haklarını bahane ederlerdi. Ama bu defa çok pervasızlar. Trump, ırkçı, ayrımcı Amerikalıların aklından geçirip de ifade etmediği her şeyi tüm açıklığıyla ifade ediyor; haydutluğuyla övünüyor, en büyük bizim ordumuzdur diyor, petrol bizim diyor, şirketlerimiz devrede diyor hatta en argo sözlerle Kolombiya’dan Grönland’a çok sayıda devleti tehdit ediyor.
Açıktır ki güvenlik tehditleri, tüm dünyada güvenlik bütçelerinin yükseleceği bir döneme neden olacak. Yani herkes, her ülke güvenlik politikalarına sarılacak, silahlanacak, korku ve endişe artacak. Sonuçta deliler gibi silahlanma yarışlarına tanık olacağız.
Bu da yoksulluğun artması demek, açlık demek, insanların açlığa mahkûm edilmesi demek. Dünya halkları bunu hak etmiyor.
Bütün bunlar olurken ne yazık ki kimsenin doğru dürüst sesi çıkmıyor ya da pek cılız tepkiler veriliyor hatta bazı ülkelerce destekleniyor bu korkunç saldırı.
Şimdi sıranın kimde olduğu, ABD’nin hangi ülkelere, hangi sırayla saldıracağı tartışılıyor, sıralama listeleri paylaşılıyor.
ABD’nin Venezuela’ya saldırısı ve ardından yaşananlar yeterince korkutucu ama bence daha da korkutucu olan, bu sıralamaların yapılıyor oluşu.
Bu sıralamanın yapılması, haydutluğa alışıldığını gösteriyor. Asıl dehşet verici olan da bu.
Bütün bunlar yaşanırken sık sık İkinci Dünya Savaşı öncesi düşüyor aklıma.
Muhtemelen İkinci Dünya Savaşı öncesinde de benzer bir iklim vardı.
Saldırılar görmezden geliniyordu mesela, görmemek için kafalar diğer tarafa çevriliyordu. Ya da ses çıkarıp dikkat çekmekten korkulduğu için suskun kalınıyordu.
ABD çok tehlikeli sularda yol alıyor tüm dünyayı ardından sürüklüyor.
Buna yüksek sesle itiraz etmek boynumuzun borcudur.
Zira bu gelişme, yukarıda işaret ettiklerimiz dışında tüm dünya ölçeğinde ve yereldeki barış çabalarını da olumsuz etkileme potansiyeli taşıyor ki bu da bizi çok yakından ilgilendiriyor.

