Geçen hafta vakıfların şeffaflığından ve bunun öneminden bahsederken güzel bir denk geliş olarak Beyoğlu Üç Horan Ermeni Kilisesi Vakfı Yönetim Kurulu bir toplantı ve sunum yaparak vakfın faaliyetleri, halihazırdaki davaları, gelir-gider dengesi de dahil mali durumu hakkında toplumu bilgilendirdi. Bu, örnek alınması ve rutin haline gelmesi gereken bir uygulama. Bütün vakıflarımız periyodik olarak bu tür bilgilendirme toplantıları yapmayı alışkanlık haline getirmeliler. Öyle ki, yapmayan vakıf yadırganmalı. Bütün vakıflarımızın ama özellikle S. Pırgiç, Ortaköy, Karagözyan, Kadıköy gibi vakıflarımızın da böyle bilgilendirme toplantıları yapmalarını umuyoruz.
Peki, her bir vakfımızın mülk ve gelir-gider durumunu bilmemiz neden bu kadar önemli? Bu sorunun cevabı aslında çok karmaşık değil. Şöyle ki, Türkiye Ermeni toplumunun varlığını devam ettirebilmesi, gelişebilmesi, üyelerine çeşitli alanlarda hayati ve anlamlı katkılar yapabilmesi için kaynaklarını birleştirmek, en azından koordine etmek zorunda. Bunun için de kaynakların hacmini, sınırlarını bilmek gerekiyor doğal olarak. Böylece, neyi yapıp neyi yapamayacağımızı da görebiliriz. Nasıl her bir vakfın gelir-gider dengesini bilmek önemliyse aynı şekilde bütün toplumun da gelir-gider durumunu bilmemiz lazım ki ona göre hangi önlemlerin alınabileceğini, hangi projelerin hayata geçirilebileceğini tartışabilelim. Elimizdeki kaynağın miktarını bilmeden geleceği nasıl planlayabiliriz ki?
Örneğin, liselerimizin yeniden yapılandırılmasından, uzmanlık alanlarına göre kategorize edilmesinden, hatta bir kampüste toplanmasından bahsediyoruz. Bunun düşünce aşamasını geçip somutlaşabilmesi için ne kadarlık bir kaynağa ihtiyacımız olduğunu ve o kaynağın bizde olup olmadığını bilmemiz gerek. Yoksa, vakıfların mülklerini, gelirlerini öğrenmek istememizin sebebi “hadi şimdi bunları bir anda dağıtın”, demek değil.
Vakıfların mülklerini ve gelirlerini bilmek daha uzun vadeli planın bir parçası. Bir parantez açarak şunu da belirtmek isterim ki bankadaki paranın yüksekliği, gelir-gider fazlası o paranın nasıl kullanıldığıyla beraber bir vakıf yönetimi için bir başarı ölçüsü demek. (Bir derde deva olmadıktan sonra bankada yüzlerce milyon da olsa bir manası yok tabii.) Dolayısıyla, bir dahaki seçimde göz önüne alınacak bir faktör. Bizler seçmen olarak bunları periyodik olarak öğrenirsek mevcut yönetimlerin başarısını takdir etme ve bir sonraki seçimde karşılığını verme şansımız olur. Bunları açıklamayan yönetim üzerine de ister istemez bir gölge düşecektir.
Bütün bunların gerçekleşmesi için birçok yöneticinin temel zihniyetinde değişim olması gerekiyor ki bu da Türkiye Ermeni toplumunu tek bir varlık, tek bir bütün ve özne olarak tahayyül etmeyi içselleştirmeleri demek. Kendilerini sadece belli bir vakfın yöneticileri olarak değil bütün Ermeni toplumunu geliştirmeyi, iyileştirmeyi hedefleyen kişiler olarak görmeleri, dolayısıyla kendilerini toplumun bütününe karşı sorumlu hissetmeleri lazım. Hep söylediğimiz gibi bir vakfın tek başına kalkınması anlamlı değil. (Doğrudan konumuzla ilgili olmasa da üzerinde ısrarla durduğumuz, vakıf seçimlerinin il bazında yapılması bu bütünlük ve sorumluluk hislerinin yerleşmesi için de faydalı olacaktır. Bütün seçmenlerin oyuyla seçilen yöneticinin kendini bütün topluma karşı sorumlu hissetmesi daha kolay olacaktır.)
Bütün bu şeffaflığın, toplumla temasın kaçınılmaz bir sonucu olarak yöneticiler daha fazla göz önünde olacaklar, daha fazla eleştirileceklerdir. Yöneticilerin bundan dolayı gocunmaması, kızmaması, eleştiriye alışması lazım çünkü eleştirilmek yöneticilik işinin doğal bir parçası. Yönettiğin şey isterse bir ülke olsun isterse bir vakıf.
Geride bıraktığımız seneler boyunca bu konuda yazar ve konuşurken kırıcı-yıkıcı olmamak için hep kelimelerime dikkat ettim ama yöneticilerin geniş kesiminin şeffaflık, koordinasyon, ortak bütçe meselelerindeki vurdumduymazlığında bir iyileşme olmadı. Artık şunu söylemek zorundayım: toplumun kaynaklarının ortak bir akıl çerçevesinde idare edilmesi gerekliliğine kayıtsız kalanların durumu ihanet boyutuna erişmektedir, çünkü söz konusu olan zaten iyice küçülmüş olan Türkiye Ermeni toplumunun kurumlarının ve kimliğinin yok olmasıdır. Bunca uyarıya rağmen buna göz göre göre izin veriliyorsa başka ne denilebilir?


