İran halklarının bitmeyen çilesi

İran’ın muhalif, kadın ve genç düşmanı rejimi ABD/İsrail saldırılarını fırsata çevirerek halkları inim inim inletmeye aralıksız devam ediyor. Savaşın yol açtığı güvenlik kriziyle birlikte rejimin takıntıları katlandı; böylelikle toplum üzerindeki baskısı da katlandı.
İran’da olup biteni ellerinden geldiğince yansıtmaya çalışan insan hakları kuruluşları ve medya organları, rejimin sivil halka yönelik baskıları artırdığını bildiriyor. Ne var ki tam sansür altındaki memlekette gerçek rakamlara ve şiddetin ayrıntılarına ulaşmak asla mümkün değil. Zira şiddetin ve zulmün boyutları korkunç, esasen Filistin’den pek farkı yok. Er veya geç çökmeye mahkûm olan İran rejimi sade ABD/İsrail’le değil kendi insanıyla da savaşıyor. Hatırlatalım, silahsız ahalinin karşısında “iç ordu” denilebilecek, rejimin yoktan var ettiği 150 bin mevcutlu “İslam Devrimi Muhafızları Ordusu” Pasdaran ve milyon mertebesinde paramiliter Besiç gönüllüleri icraatta.
İran’ı izleyen insan hakları kuruluşları savaşla birlikte binlerce kişinin casusluk, devletin güvenliğine karşı faaliyet ve yabancı güçlerle işbirliği suçlamalarıyla gözaltına alındığını bildiriyor. Gözaltına alınanlar sıradan insanlar, gazeteciler, foto muhabirleri, insan hakları savunucuları, avukatlar, sanatçılar ve etnik veya dinî azınlık mensupları, özellikle de kadınlar.
Birleşmiş Milletlerin insan hakları kuruluşları ile uluslararası örgütler, protestolar veya ulusal güvenlik suçlamalarıyla bağlantılı idam cezalarında ciddî artış olduğunu ve davaların hiçbirinin adil yargılama kurallarını karşılamadığını raporluyor. İnfazlar ise 2024’te 975, 2025’te 1639’a ulaşmış durumda; günde ortalama neredeyse 5 idam demek. İnsan hakları örgütleri idamların yüzde 90’ının kamuoyuna duyurulmadığını belirtiyor. Ama infaz sonrasında cansız bedenler kentlerin sokak ve meydanlarında sallandırılıyor.
Uluslararası Af Örgütü ve benzer kuruluşlar, tutukluların işkence gördüğü, zorla kaybedildiği veya aşırı hızlı yargılamalarla ağır cezalara çarptırıldığını belirtiyor.
Rejim bütün bu mezâlimi memleketin güvenliğini korumak, yabancı istihbarat faaliyetleriyle mücadele etmek ve kamu düzenini sağlamak için gerekli önlemler olarak savunuyor.
***
Bu kâbus ortamda rejim için ikinci sınıf insan ve vatandaş sayılan kadınların çektiklerinden bahsetmemek eksik olur.
İran’da kadınların 1979 sonrasında özellikle eğitim konusunda el üstünde tutuldukları ve pek çok Batılı memlekete oranla daha donanımlı oldukları söylenir. Bu, BM’nin uzman kuruluşlarınca da teyit edilmiş bir olgudur. Nitekim 15 yaş üstü kadın okuryazarlık oranı yüzde 90’lar seviyesinde, 15-24 yaş genç kadın okuryazarlığı yüzde 95’in üzerindedir. Üniversiteye kayıtlı öğrenciler içinde kadın-erkek oranı eşittir. Mühendis, hekim ve bilumum teknik uzmanlıklar kadın doludur.
Ne var ki eğitim düzeyindeki kayda değer yükselişe rağmen İran’da kadınların iş gücüne katılım oranı eğitim seviyesine kıyasla çok düşüktür. Zira önlerinde katı dinî ve eril engeller vardır. Kadınlar üst düzey siyasî görevlere gelemez. Yargıç olamazlar, mahkemelerdeki tanıklıkları erkeklerinkinin yarısı kadar değer taşır. Miras haklarında sistematik olarak mağdurdurlar.
Dolayısıyla rejimin ve rejimin dış destekçilerinin ikide birde İran’da kadınların eğitimi konusunda böbürlenmelerinin kadınların kudretlenmesi (empowerment) açısından kıymet-i harbiyesi yoktur. Ancak bu birikimin rejimle bilinçli mücadele ve memleketin demokratik istikbâli açısından değeri su götürmez.
Nitekim Şii ruhbanın 1979 devrimini birkaç yıl sonra gasp etmesinden bu yana verilen mücadeleler arasında en ses getireni ve hâlen sürdüğü ölçüde en etkini, 2022’de genç Kürt kadın Jina Mahsa Amini’nin rejim tarafından katledilmesinden sonra patlak veren dev itiraz dalgası “Jin, Jiyan, Azadî” yani “Kadın, Yaşam, Özgürlük” hareketidir.
***
Komşunun geleceği hem aydınlık hem karanlık ama şu açık ki bu rejim miadını çoktan doldurdu. Ne ki, paradoksal olarak savaş belki son kozu.
ABD/İsrail’e kafa tutmaya devam ederek umduğu toplumsal meşruiyet bir yanda, diğer yanda savaş sayesinde güvenlik bahanesiyle halklar üzerinde kurduğu korkunç baskı ve eğer savaş biterse feci zayiat ve tahribat bilançosunun ortaya çıkmasından duyduğu derin tedirginlik…
Bu hastalıklı şuur hâlinin karşısında vaktin gelmesini bekleyen İran halkları.



