İran yine ayakta
Geçen hafta Avrupa’nın İslam’la imtihanında nasıl sınıfta kaldığından söz etmiştim. Yavaş yavaş civar mahallenin imtihanlarına gelelim ve ister istemez İran’la başlayalım.
Komşuda kazan yine kaynıyor, halk bir kez daha sokaklarda. Mollaların, 1979 ayaklanmasını cebren nüfuslarına geçirip dinî ihtilale dönüştürmesinden bu yana geçen 46 yıl boyunca memleket çapında on kadar ciddi itiraz kayda geçti.
1980’lerde, ekonomik sıkıntılar ve sekiz yıl sürüp yarım milyon kayba neden olan Irak savaşı bağlantılı gösteriler,
1999’da Tahran merkezli üniversite ayaklanması,
2009’da Ahmedinejad’ın hileli seçimine itiraz eden meşhur “Yeşil Hareket”,
2017-18’de yine ekonomik sıkıntılardan kaynaklanan kitlesel itiraz ve iş bırakmalar.
2019’da fosil yakıt üreticisi memlekette (!) yakıt zammına itiraz.
2021-22’de yine ekonomi bağlantılı, ilâveten kuraklık ve seçim hilelerine itirazlar,
2022’de Kürt kadın Mahsa Jîna Amini’nin katli sonrası kadınların başını çektiği “Kadın, Yaşam, Özgürlük” sloganlı ayaklanma,
ve bugün para birimi riyalin çöküşüyle simgelenen yine ekonomi ağırlıklı ama hızla yayılan ayaklanma…
Görüldüğü gibi rejim 46 yıldır bütün itirazları, her defasında elindeki şiddet aygıtlarına başvurarak bastırabildi. Bu sefer itiraz yine ayaklanmaya dönüşme yolunda. Memleketin 31 ostanının (eyalet) çoğuna yayıldı. Sokaklar dini önder 86 yaşındaki Ali Hameney’i hedef alan “Diktatöre ölüm” ve “Korkmayın hep birlikteyiz” sloganlarıyla yankılanıyor.
Rejim, âdeti üzere yine ölümlü devlet şiddeti, kitlesel gözaltılar, internet kesintisi, yargısal baskı ve tabii süren idamlarla karşılık veriyor.
Yalnız bu defa önceki itiraz ve ayaklanmalardan farklı olarak “bazarîler” yani esnaf saf değiştirmiş durumda.
Bazarîlerin İran’da asırlardır iktidar belirleyici nüfuzu vardır. Bazarîlerle rejim arasındaki ittifak ise 1979 öncesine, 1963’te kurulan İslamî Koalisyon Partisi’ne uzanır. 1979’da mollalara önemli malî destek sağladılar, bu sayede Şah devrildi ama ayaklanma da bertaraf edilerek ceberut İslam Cumhuriyeti kuruldu.
İslam Cumhuriyeti döneminde ilk kez 2018’deki gösterilerde seslerini duyuran bazarîler 28 Aralık’ta Tahran Büyük Çarşı’da kepenk kapattılar ve “kapatın” sloganlarıyla sokağa döküldüler.
Bugün öğrenciler de İsfahan, Tahran, Tebriz ve Yezd’de eylemde. “Kadın Yaşam Özgürlük” dinamiği tekrar canlandı.
Keza, sürekli eylem ve grevde olan işçi ve ücretliler ayaklanmaya doğal olarak katılıyorlar. Aralıkta dünyanın en büyük doğalgaz sahası Asaluye’de beş bin petrol ve gaz işçisi 1979’den beri sektör çapındaki en büyük greve çıktı.
***
Bu, son on yılda İran’ı sarsan ayaklanmaların en sonuncusu. On yıl zarfında kriz hep derinleşti, kronik hâle geldi. Muktedirlerin müzmin yolsuzluğu, atom bombasına sahip olma saplantısına karşılık Batı yaptırımları, ekonominin bütün yükünü çalışanlara yükleyen berbat bir yönetim, ülke içinde derin ve kalıcı bir meşruiyet krizine dönüştü.
ABD ile İsrail’in saldırıları sonucunda yakın coğrafyasındaki gözle görülür nüfuz kaybı İran’ı iyice sarstı. Saldırılarda bine yakın insan öldü, altyapı tesisleri kritik tahribata uğradı. Financial Times’a göre Haziran'da nükleer tesisin bombalanmasından beri riyalin değeri yüzde 40 düştü. Kemikleşmiş ekonomik sorunlara eklendiğinde halkın elindeki para pul olmuş durumda.
İran dünyanın ikinci doğalgaz ve üçüncü petrol rezervine sahip olmasına rağmen Iran Human Rights Monitor’a göre nüfusun yüzde 70’i yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Asgarî ücret 150 dolar civarında. Millî gelirin üçte biri nüfusun yüzde 1’inin elinde!
Rejim, 16 istihbarat kurumu ve dünyada benzeri olmayan milyonlarca görevli barındıran sivil milis örgütü Besiç zoruyla memlekete hâkim gibi görünse de bu, sürdürülebilir değil. Reformcu yeni cumhurbaşkanı Mesut Pezeşkiyan’ın aday gösterilmesi (ve seçilmesi) çareden ziyade biçarelik işareti. Göstermelik birkaç kararı ve ifadesi ortalığı sakinleştirmekten çok uzaktı.
***
Maduro’nun derdest edilmesiyle yeni bir safhaya geçen küresel haydutluk kaynamakta olan İran kazanına nasıl yansır, meçhul.
Duyumlar ABD/İsrail tehditlerinin ve muhalefete vermeye pek hevesli oldukları desteğin muhalefetin değil “ezelî düşmanlara direnen İslam Cumhuriyeti”nin işine yaradığı yönünde.
Yani, “gölge etmesinler başka ihsan istemez” diyor komşunun mazlum halkı.

