Kapıları kapatan kalp

Ortada henüz resmi bir yasak yok.
Tarım ve Orman Bakanlığı'nın hazırladığı söylenen taslak yayımlanmadı. Resmî Gazete'de yok, görüşe açılmadı, hangi maddesinin ne dediğini kimse gösteremiyor. Basına yansıyan haliyle gıda satılan ya da yenilen hiçbir alana hayvan alınmayacak. Sadece içerisi değil, bahçe, teras, kaldırım masaları da dahil. Hayvan dostu etiketi asan işletme de kuralın dışına çıkamayacak.
Yönetmeliğin henüz yayımlanmadan bu denli konuşulması tesadüf değil. Yayımlanmamış bir metne dava açılamaz, iptali istenemez, hangi maddesinin hangi hakkı zedelediği gösterilemez. Böyle bir belirsizlikte itiraz etmeye kalkan da abartmakla suçlanır. Ama kararın resmen çıkmaması, sonuç doğurmasını engellemiyor. Aksine. İşletme gelmesi beklenen kurala şimdiden uyuyor. Çalışan eline talimat geçmiş gibi davranıyor. Müşteri kapıdan geri dönmeyi öğreniyor. Kural nihayet yürürlüğe girdiğinde yeni bir şey getirmeyecek, çoktan yerleşmiş olanı kayda geçirecek. Zaten Türkiye’de dışlayıcı kararlar nadiren bir tasarıyla başlar. Önce söylenti çıkar. Ardından aynı cümleyi kuran yüzlerce hesap belirir, hepsi aynı gün, aynı öfkeyle. Isırık haberleri, kuduz korkusu, parkta oynayamayan çocuklar, mağdur esnaf. Aylarca zemin döşenir, karar geldiğinde dayatma değil uzun süredir beklenen cevap gibi görünür. 2024'te köpeklerin toplatılmasını ve barınaklara kapatılmasını zorunlu kılan yasadan önce böyle oldu. Şimdi ikinci turu izliyoruz.
Haziran ayının sonunda Kadıköy'de, İBB iştiraki Beltur'un işlettiği bir kafede çalışanlar köpeğiyle gelen müşterileri kapıdan çevirmeye başladı. Böyle bir kuralı bildiren hiçbir yazı yoktu. Bu yaklaşık bir ay sürdü, sonra kapıya bir tabela asıldı. Hijyen ve gıda güvenliği standartları gerekçesiyle evcil hayvan kabul edilemiyor, anlayışınız için teşekkürler, sevimli dostlarımızı uygun alanlarda ağırlayın. Sağ alt köşede bir çizim. Birbirine sokulmuş bir kedi ve köpek, köpeğin göğsünde kocaman bir kalp.
Asıl işi tabeladaki o kalp görüyor.
Bir yasağın yanına sevgi resmi koymak yasağı yumuşatmaz, tartışılabilir olmaktan çıkarır. Karşınızda artık hayvanlara mesafeli bir işletme yoktur. Hayvanları seven, sevdiği için üzülerek kapıyı kapatan bir işletme vardır. İtiraz edecek olan boşluğa konuşur, kavga edeceği kimse kalmamıştır. Metnin dili aynı işi görüyor. Sevimli dostlarımız küçültücü bir sevgi kalıbı, sevimli olan talep edemeyendir. Asıl marifet fiilde saklı. Kabul edememekteyiz. Kimse karar vermemiş, bir standart kendiliğinden sonuç doğurmuş.
Peki hangi standart? Gıda Hijyeni Yönetmeliği 2011'de yayımlandı ve evcil hayvanları gerçekten düzenliyor. Ama getirdiği yükümlülük gıdanın hazırlandığı, işlendiği, depolandığı alanlar için geçerli, devralındığı Avrupa mevzuatı da müşteri salonunu kapsamaz. Tabelanın ilan ettiği kural, dayandığını söylediği metnin gerektirdiği şey değil. Resmî görünen bir kâğıt bir tercihi yasa kılığında sunuyor.
Buraya kadar mesele köpeğiyle kahve içmek isteyen insan gibi görünüyor. Değil.
Tabela evcil hayvan diyor. Hanenin hayvanı. Bu şehrin sokaklarında yaşayan kediler ve köpekler kimsenin hanesine ait değil, dolayısıyla bu kategoriye hiç girmiyorlar. Ne izinliler ne de yasaklılar. Tabelanın metninde hiç geçmiyorlar.
Bu sessizliği bir muafiyet sanmak kolay. Tam tersi.
Adı geçen hayvanın, o kural sayesinde savunulacağı bir zemini vardır. Gösterilecek madde, istenecek istisna, dilekçe verilecek merci. Adı hiç geçmeyenin bunların hiçbiri yok. Kaldırılması hiçbir hükmü çiğnemez, hiçbir kayıt bırakmaz, itiraz edilecek bir karar üretmez. Kafelerin içi zaten kedilerle dolu, kimsenin gıda güvenliği kaygısı bu yüzden depreşmedi. Tabela o kediyi yasaklamıyor, şikâyet edilebilir kılıyor. Rahatsız olan müşteriye gerekçe, uygulamak zorunda kalan garsona talimat, kaldırmaya karar verecek yöneticiye dayanak veriyor.
Bu şehirde sokak hayvanlarını ayakta tutan şeylerin neredeyse hepsi yazısızdır. Dükkân önündeki su kabı, merdiven altındaki karton kutu, kimsenin kaldırmadığı kedi, arka kapıdan verilen artık yemek. Bunlar hak değil, müsamaha. Müsamaha sessizce geri alınır, hak ise ancak tartışılarak. Yazılı bir kural bu yüzden sessiz korumaları çok hızlı çözer.
Söz konusu işletmeler parklarda, sahillerde, çay bahçelerinde çalışıyor. Kamu arazisi üzerinde, belediye eliyle, ama şirket kuralıyla. Özel bir kafenin kapısındaki karar tercihtir, kamu iştirakinin kapısındaki karar idari bir işlemdir ve eşitlik ilkesine tabidir. Buralar aynı zamanda sokak hayvanlarının yazın gölge, kışın sıcaklık bulduğu eşikler.
Bu yüzden ortada bir kafe tartışması yok. Bir siyasetin yeni ayağı var.
1910'da İstanbul'un köpekleri toplanıp Sivriada'ya sürüldü ve orada açlıktan öldüler. İşlem sağlık önlemi olarak yürütüldü. Aynı yıl Pasteur Enstitüsü'nden yazan Paul Remlinger, Fransızcada sıçan itlafını anlatan sözcüğü uyarlayarak operasyona bir ad verdi. Ben bu adı tek bir olayı değil bir siyaseti tarif etmek için kullanıyorum. Köpeksizleştirme, aralıklarla tekrarlanan, her seferinde kendini teknik bir gereklilik gibi sunan bir yönetim biçimi.
Bugünkü ayağı kamusal alanların hayvansızlaştırılması. 2024 yasası köpekleri sokaktan toplayıp barınağa kapatmayı zorunlu kıldı, bu taslak sokakta kalanların beslendiği kapıları kapatıyor. İkisi ters yönlerden aynı sonuca çalışıyor. Mesele tek tek hayvanlar değil, şehrin nasıl bir yer olacağı. İnsandan başka canlıyla paylaşılmayan bir kamusal alan tahayyülü parça parça, tabela tabela yerleşiyor.
Ama bu kez karşısında bir şey buldu.Taslak duyulur duyulmaz tepki büyüdü. Örgütler açıklama yaptı, veteriner hekimler gerekçenin zayıflığını söyledi, esnaf kapısına kendi yazısını asıp hayvan kabul ettiğini duyurdu, mahalleliler kap koymayı sürdürdü. 2024 yasasına karşı sokağa çıkan insanlar dağılmadı. Hayvan meselesi artık küçük bir duyarlılık alanı değil, kalabalık, örgütlü ve inatçı bir mücadele hattı.
Tabelayı asmak kolaydı. İnşaat gerekmedi, oylama gerekmedi, imza gerekmedi. Kedi köpeği sarmalayan kalple, şiddeti sevimli kılmaya kalkan tabela, bir duvarın işini gördü. Peki bu ülkede hayvan sevgisi ve onlara yer açmaya dair mütevazı, sakin, gündelik ama çok kuvvetli pratikler, bu duvarı yıkabilecek mi?
Hep birlikte göreceğiz.



