Yeni bir soruşturmanın varlığından savcı Turgay Evsen’in, Hrant Dink’i, Arat Dink’i, Serkis Seropyan’ı ve Aydın Engin’i ifadeye çağırmasıyla haberdar olduk. ‘Dosyaya bir bakayım, neymiş, neyle suçluyorlar öğreneyim, ondan sonra gideriz’ dedim.
Soruşturma, aralarında Kemal Kerinçsiz’in de bulunduğu kişilerin şikâyet dilekçeleri üzerine açılmış gibi görünüyordu. Dilekçelerde, Agos yazarlarının, sorumlularının ve Hrant Dink’in TCK m. 288’de tanımlanan “Adil Yargılamayı Etkilemeye Teşebbüs” suçunu işledikleri iddia ediliyordu.
Bu şahıslara göre, Hrant Dink, karar sonrası açıklamasıyla, Arat Dink ve Serkis Seropyan, kararın yankılarını haber olarak vermeleriyle, yazarları ve çizerleri de kararı eleştirmeleriyle adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs etmişlerdi.
Şikâyetçiler; Bülent Dönmez, Gökhan Aygün, Turgay Hükümdar, Recep Akkuş, Refik Akkuş, Çetin Dolgun tek tip dilekçeleri isimlerini ekleyerek imzalamışlardı.
Kemal Kerinçsiz, ayrı bir dilekçe ile ‘Hukukçular Birliği Yönetim Kurulu üyesi avukat’ sıfatıyla şikâyetçi olmuştu. Kerinçsiz’in dilekçesinin bir kopyası da Hukukçular Birliği üyesi sıfatıyla Av. Erkan Akkaz, Av. Mehmet Bilgin, Av. Mustafa Yılmaz tarafından imzalanıp verilmişti.
İddianın, hukuksal açıdan, mantıksal açıdan iler tutar bir yanı yoktu. Adil yargılanma hakkı esasen sanığı koruyan bir haktır ve tuhaftır ki sanık kendi davasında adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs etmekle suçlanıyordu ve ne yazık ki bu iddia, avukat kimliği taşıyan kişilerce ileri sürülmüş, savcı da bu dilekçeler üzerine soruşturmayı başlatmıştı.
Kerinçsiz, Hrant Dink, Arat Dink haricinde Taner Akçam’dan, Aret Gıcır’dan, Arman Akın’dan ve Aydın Engin’den de şikâyetçi olduğu gibi, saydığı bu isimlerin sadece TCK m. 288’den değil aynı zamanda TCK 301/1 ve 2 maddelerinden yargılanmalarını, cezalandırılmalarını talep ediyordu.
Olayın oluşuna ve gerçeğe aykırı cümlelerini hiçbir hukuki kaygı gütmeden art arda sıralamıştı. Şikâyet ettiği kişilerin hangi eylemlerinin, ceza yasasında tanımlanmış hangi suç tipine uyduğunu tartışma gereği bile duymadan…
Bir mantık silsilesine de uygun olmayan cümlelerinin şehvetine kapılmış olacak ki, aşağıdaki cümleyi yazıp sonuna da ünlem işareti koymuştu:
“Hele hele yaşadığınız ve beslendiğiniz bu millete temel ve hak özgürlüklerim var diyerek, hakaret etme, aşağılama ve küçük görme hakkına asla sahip olamazsınız!”
Açıkça, ‘Ey Ermeniler ve Ermeni gazetesinde yazanlar, bir kere siz, ‘bu milletten değilsiniz. Bu millet sizi yaşatıyor ve besliyor, daha ne istiyorsunuz? Temel hak ve özgürlükler sizin neyinize?’ demeye getiriyordu.
Hrant Dink, Arat Dink, Serkis Seropyan ve Aydın Engin’le birlikte 2 Aralık 2005 günü gittik adliyeye.
Hrant ifadesinde şunları söyledi:
“Ben Şişli 2. Asliye Ceza Mahkemesinde bulunan bir davadan dolayı cezalandırıldım. Hakkımda açılan dava, ‘Türklüğü Aşağılama’ idi. Ceza aldıktan sonra ben bu cezanın haksız ve yersiz olduğunu baştan beri savundum ve düşündüm. Ancak cezalandırıldığım için ‘Bu ceza maddesiyle mi demokrasi sağlanacak’ başlıklı yazıda kullandığım sözleri sırf Agos gazetesine söylemedim. Tüm Türkiye ile Dünya medyası önünde söyledim ve hepsinde aynı cümlelerle yer aldı. Bu yüzden bu cümlenin Agos’ta yayınlanması sadece Agos’a verilmiş bir demeç değildir. Agos gazetesi bu demeci bir haber şeklinde kullanmıştır, eğer bu beyanat bir suç teşkil ediyorsa bu beyanatı kullanan bütün yazılı ve görsel basının savcılığınızca Agos gazetesi gibi suçlanması gerekir. Aksi takdirde bu beyanatım nedeniyle beni ve Agos’u yargılamak bir ayrımcılıktır ve negatif anlamda bir ayrımcılıktır. Kaldı ki benim beyanatım yargıyı etkilemekten tamamen uzakta, sadece insan ve yurttaş olarak böyle bir suçlama karşısında kendi ruh halimi bütün diğer Türkiye toplumu ile paylaşmaktan ibarettir ve bu beyanat onurlu bir beyanattır. Adaleti etkilemek ile kesinlikle ilgisi yoktur. Ayrıca adaleti etkilemek doğru bir davranış değildir.”
Ortada yine suç yoktu, TCK m. 288’de tanımlanan suça uygun eylem yoktu. Bu nedenle, aynı içerikte ve aynı sözlerle yayın yapan diğer basın yayın organlarının sorumlularına, bu kararı eleştiren diğer yazarlara dava açılmamıştı.
Bu işle ‘özel olarak görevlendirilmiş’ bazı kişilerin başvurusuyla harekete geçen Şişli Basın Savcısı da adeta suçtan, suçun unsurlarının olayda gerçekleşip gerçekleşmediğinden bağımsız bir görevlendirme talimatını yerine getiriyor gibiydi. Her ne olursa olsun, dava açılacak, Hrant Dink ve Agos aleyhine kampanya yürütülecekti.
Bu yazıyı, Hrant Dink’in sözleriyle bitireyim, zira bu davayı, ‘Ruh Halimin Güvercin Tedirginliği’ başlıklı yazısında en iyi o anlatıyor:
“Beni Türkiye insanının gözünde yalnızlaştırmaya ve açık hedef haline getirmeye çalışan derin güç, mahkûmiyetim üzerine basına yaptığım açıklamaya da bir kulp buldu ve bu kez de yargıyı etkilemeye çalışmaktan hakkımda dava açtı. Üstelik bu açıklamayı tüm basın ve medya vermişti ama onların gözüne batan ille de Agos’takiydi. Agos sorumluları ve ben, bu kez yargıyı etkilemekten yargılanır olduk.
‘Kara mizah’ dedikleri bu olsa gerek.
Ben sanığım, bir sanıktan daha fazla kimin yargıyı etkileme hakkı olabilir ki? Ama bakın şu komikliğe ki, sanık bu kez yargıyı etkilemeye çalışmaktan yargılanıyor.”




