19 Ocak 2017 tarihinde yani Hrant Dink cinayetinin onuncu yıl anmasında yaptığı konuşmada Rakel Dink şöyle demişti:
“Olay yeri görüntüleri yine ortalığa saçılıyor. 10 yıl önce, bu saatlerde, burada sivilden çok jandarma varmış diyorlar.”
Şimdi küçük bir parantez; 25 Şubat 2026 tarihli yazımda, Falih Rıfkı’nın ‘Çankaya’ isimli kitabından aktardıklarımın bir kısmına göz atalım:
“Bu suikastlarda usul, her tarafı polis çemberi içine almak ve katili korkusuzca öldürmekte serbest bulundurmaktı.”
“Gerçekten de Meşrutiyetten sonra öldürülen bir paşa ve bazı gazeteciler için iyice tertip alınırdı. Mesela aynı zat bir gece merkez komutanlığından alınıp sözde sorguya götürülen bir paşayı, çoktan polis noktaları konmuş olan, belli bir sokağın, galiba eski Emniyet Sandığı sokağının belli bir yerinde vurmuştu.”
Hrant Dink cinayetine dönersek;
Aylar öncesinde Hrant’ın evi ve Agos çevresinde keşif yapıp kroki çizen, tetikçi timi koordine eden jandarma ve polis o gün, 19 Ocak 2007’de cinayet mahallinde, Agos’un önündeki kaldırımlarda, Şafak Sokak’ta, çevredeki kafelerde, Akbank’ın yanındaki simitçi dükkânında uzun süreden beri planlanan cinayetin işlenmesini bekliyorlardı.
O gün devlet Agos’un önündeydi. Polisiyle, jandarmasıyla, istihbaratçısıyla devlet oradaydı. Ama Hrant Dink’in can güvenliğini sağlamak ve yaşama hakkını korumak için değil, tetikçilerin usulüne uygun olarak işini yaptığından ve güvenli bir biçimde kaçtığından emin olmak için oradaydılar.
Cinayetin, plana uygun bir şekilde işlendiğinden ve tetikçilerin kaçtığından emin olduktan sonra bu defa, cinayet soruşturması yapıyormuş gibi aslında cinayetin izlerini ortadan kaldırmaya, delilleri karartmaya, sonradan kendilerince sakıncalı gördükleri görüntüleri silecekleri kamera kayıtlarını toplamaya giriştiler.
Cinayeti başından sonuna planlamış ve izlemiş olmalarına rağmen, delil topluyor‘muş’ gibi, soruşturma yapıyor‘muş’ gibi yaptılar. Ve bu “-mış gibi yapma” hali hiç bitmedi.
Yıllarca süren soruşturma ve kovuşturma süreçleri bir bakıma devletin kendi izlerini, kendi imzasını silmek ve okunaksız kılmak çabasıyla dolu, ama o kadar çok ki, bazıları gözden kaçıyor demek ki ve bu gözden kaçanlar da tam aksini gösteriyor.
Rakel Dink’in eşsiz sözleriyle:
“Devlet her seferinde kuyruğunu olay yerinde bırakıp “işte iblis” diyor.”
İşte bulduk, katil budur diyorlar ama her seferinde katilin işaret ettiklerinden ibaret olmadığına dair sayısız parmak izi, ayak izi de bırakıyorlar.
‘Katil olmadığını kanıtlamak için adeta aptal olduğunu kanıtlamaya çalışan bir devlet...’ demişti bu süreç için Rakel Dink. Ne kadar haklı ama devlet sadece aptal olduğunu kanıtlamaya çalışmakla kalmıyor bizi de aptal yerine koyuyor.
Mesela Akbank ATM kamerasının cinayet günü öğlene kadar olan kayıtlarını yok ediyor, olay yerini gören MOBESE kayıtlarını nasılsa bulamıyor ama dosyaya bol bol Ogün Samast görüntüleri konuyor. “İşte iblis” dercesine…
Ha bir de Halaskargazi Caddesi’ndeki Yapı Kredi Bankası’nın kameraları da her nasılsa bir önceki gün ve o gün çalışmıyor, bozuk olduğu söyleniyor.
Oysa olay yeri tanıkları, Ogün Samast’ın cinayet mahallinde yalnız olmadığı, başkasının ya da başkalarının da olduğu yönünde beyanda bulunuyorlar. Üstelik eşkal tanımları da çok net ve birbirine çok benzer olmasına rağmen bu başkaları bir türlü bulunamıyor, bütün ısrarlı talepler karşılanmıyor, diğerinin ya da diğerlerinin bulunması için bir çaba da harcanmıyor.
Olay yerinden toplanan kamera görüntüleri temizlenmiş, bir kısmı yok edilmiş ise de, mesela Şafak Sokak’taki Saray Kumaşcılık’ın kamerasına, Akbank ATM kamerasının öğleden sonrasına ait kayıtlarına takılan, şüpheli hareketleriyle dikkat çeken kişi ve kişileri dikkatlice ve defalarca izledikten sonra görebiliyoruz, bunlar dikkatten kaçmış anlaşılan…
Ama konuyla ilgilenenlerin bildiği gibi bu kişilerin bulunabilmesi için gösterdiğimiz yoğun çaba, çabalarımızı aşan büyük bir dirençle karşılaştığından hep sonuçsuz kalıyor.
Ogün Samast, 05.12.2014 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’nca alınan beyanında şöyle diyor:
“Olay günü Şişli’ye gittim ve adresi buldum. Bir internet cafe aradım, o sırada Halaskargazi caddesinde ve sanırsam sonradan öğrendiğim kadarı ile Şafak Sokak’ta iki şahsın beni takip ettiğini ve sürekli benimle birlikte hareket ettiklerini gördüm. Ben bunun üzerine oradaki ankesörlü telefondan Yasin Hayal’in telefonunu aradım. “Abi beni takip edenler var polis var sanki arkamda” dedim, Yasin de bilmiş ve kendinden emin bir şekilde bana “olabilir, onlar bizden” dedi. Zaten bu dediğim takip yeri Akbank’ın yanıdır. Dolayısı ile Akbank’taki görüntüler aslında bunların tespiti mümkündü fakat o zaman kamera görüntüleri silindiği için tespit edilemedi. Daha doğrusu mahkeme aşamasında kameralar öğleden önce çalışıyordu, öğleden sonra bozuktu dendi.”
Yasin Hayal bu diyalogu hatırlamadığını söylese de olay yerine ait tanık beyanları ve dosyada her nasılsa kalmış bazı kamera görüntülerine bakıldığında bu beyanın doğru olabileceği kuvvetle muhtemel.
Devam edeceğim.


