Hrant Dink cinayeti sonrasında dikkatimi en fazla, özel olarak korunan şahıslar, üzerine gidilmeyen somut olgular, ısrarlı taleplere rağmen araştırılmayan, üstü örtülen bulgular ile önce sızdırılıp sonra hemen buharlaştırılan haberler çekti ve bunları zaman zaman yazmaya, anlatmaya çalıştım.
Bildiklerim, yaşadıklarım, dava dosyalarında gördüklerim ve basında okuduklarım; hakikatin, dava ve soruşturma dosyalarında gösterilenlerde değil gösterilmeyip saklananlarda aranması gerektiğini düşünmeme yol açmıştı ve böyle düşünen ilk ben değildim kuşkusuz.
Bildiklerimden hareketle sezgilerim beni, buzdağının görünmeyen, gösterilmeyen, gizlenen kısmına bakmaya yöneltti. Tam o kör noktaya gelindiğinde, kulaklar duymaz, gözler görmez, diller söylemez oluyordu sanki.
Kuvvetle muhtemeldir ki, üzerine gidilmeyen, saklanan, buharlaştırılan olgular, haberler, belgeler, cinayetin ardındaki, o dokunulamayan, dokunulmak da istenmeyen derin gücü işaret ediyordu.
Bu yazı dizisinde üzerine gidilmeyen, gidilmesi engellenen ve karartılan delillerden, olgulardan şimdilik sadece birine değineceğim.
Özel olarak korunan Dink cinayeti sanığı:
Dava açıldıktan sonra erişebildiğimiz ve inceleyebildiğimiz dosyada, telefon iletişim bilgilerini, HTS kayıtlarını incelerken çok önemli bir bilgiye ulaşmıştık. Bu kayıtlar, dava sanıklarından Yasin Hayal’in ağabeyi Osman Hayal’in cep telefonunun cinayet günü İstanbul’da olduğunu gösteriyordu. Trabzon’da tanık olarak alınan ifadesinde ise bunu gizlemiş, cinayet günü Trabzon’da olduğunu söylemişti.
Üstelik Osman Hayal, Eylül 2006 tarihinde de İstanbul’a gelmiş ve telefon sinyal bilgilerine göre Şişli civarlarında dolaşmıştı. 2006 yılının Aralık ayında İstanbul’a tekrar gelen Osman Hayal, üçüncü defa, 13 Ocak 2007 tarihinde İstanbul’a gelmiş ve bu son gelişinde 19 Ocak 2007 tarihi dahil bir hafta kadar İstanbul’da kalmıştı. 13 Ocak ile 18 Ocak tarihleri arasında çok sayıda telefon görüşmesi yapan Osman Hayal’in telefonu son olarak 19 Ocak tarihinde İstanbul Üsküdar Kısıklı’da saat 11.27’de sinyal vermişti. Cinayetten bir hafta önce İstanbul’a gelmiş olmasına, cinayet günü de İstanbul’da bulunmasına rağmen Osman Hayal, soruşturmaya dahil edilmemişti.
Osman Hayal’e ait telefon sinyal bilgilerinin soruşturmayı yürüten emniyet görevlilerince tespit edilmemiş olması imkânsız. Ancak bu son derece önemli bilginin üzerine gidilmemiş, Osman Hayal soruşturma dışında tutulmuştu. Trabzon Terörle Mücadele Şubesinde alınan ifadesinde Osman Hayal, cinayet günü Trabzon’da bulunduğunu söylemesine, telefon sinyal bilgilerinin bu ifadeyi kesinlikle yalanlamasına rağmen bu çelişki üstüne gidilmemiş, kendisine konuyla ilgili tek bir soru dahi yöneltilmemişti.
Dikkat çekici bir diğer husus ise, 19 Ocak saat 11.27’ye kadar telefonunu çok yoğun olarak kullanan Osman Hayal’in, cinayet günü bu saatten sonra bir başka görüşme yapmamış olmasıydı.
Durumu derhal Savcılığa bildirdik. 26 Eylül 2007 tarihli dilekçede Osman Hayal’in telefon sinyal bilgileri ışığında konunun araştırılmasını, soruşturulmasını talep ettik. Soruşturma ‘özel yetkili’ savcılık tarafından yürütülüyordu, yasaya ve yargı pratiğine bakarak soruşturmanın kısa sürede sonuçlanacağını ve Osman Hayal’in yargı önüne çıkacağını umuyorduk ancak yanılmışız. Osman Hayal’in gözaltına alınıp sorgulanması tam on bir ay sonra mümkün olabildi. Özel Yetkili Savcılığın İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ne Osman Hayal hakkında yakalanarak İstanbul’a getirilmesi talimatı vermiş olmasına rağmen bu talimat ancak 19 Ağustos 2008 tarihinde yerine getirildi. Bunun için savcının ikinci bir talimat yazısı daha yazması gerekmişti.
Gizli tanık tarafından teşhis edilmesine, telefon sinyal bilgilerine, kollukta ve savcılıkta verdiği ifadeler arasındaki bariz çelişkilere rağmen Osman Hayal, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Ek iddianamede ise Osman Hayal’in ifadelerindeki çelişki üzerinde değil gizli tanığın ifadelerindeki çelişki üzerinde duruluyordu.
Daha açık bir anlatımla, eldeki bulgular:
Bir; telefon sinyal bilgilerine göre, Osman Hayal, 2006 yılının Eylül ayında da İstanbul’a gelmiş ve Şişli civarlarında dolaşmıştı. Agos Gazetesi’nin Şişli’de olduğu biliniyor ve Osman Hayal’in telefonu bu semtin değişik yerlerinden sinyal vermişti, bunun makul bir açıklaması da yoktu.
İki; Osman Hayal, cinayet günü de İstanbul’daydı ve cinayetten altı gün önce geldiği bu İstanbul seyahati, kendi ifadesinde, Yasin Hayal’in ifadesinde ve akrabalarının ifadesinde gizlenmişti. Hal böyle iken soruşturmayı yürütenler bu önemli tespitler ortada dururken buna itibar etmemişlerdi.
Bunca bilgiye rağmen neden Osman Hayal’in üstüne gidilmiyor ve bu kişi neden korunuyordu?
Oysa kimi taleplerimiz hemen yerine getirilmiş, bazı şahıslar hemen bulunmuştu.
Mesela Hrant’ın para çekmek için girdiği Akbank Pangaltı Şubesi iç kamerası ile kaydedilen görüntülere takılan şüpheli bazı hareketleri ile dikkati çeken bir şahıs ile ATM’den para çeken bir çiftin kimlikleri derhal tespit edilmiş, bu şahıslar kısa sürede bulunarak ifadeleri alınmıştı. Hatta ATM kamerası ile tespit edilen çiftin konuşmalarının tespiti amacıyla dudak okuması uzmanı bir bilirkişiye dahi başvurulmuştu.
Neden Osman Hayal üzerine gidilmiyordu?
Osman Hayal, önce tanık olarak hakkında dava açıldıktan sonra da sanık olarak duruşmalarda dinlendi. Sorulara hiç de inandırıcı olmayan cevaplar verdi.
Mesela “19 Ocak günü hangi araçla döndün Trabzon’a” sorusuna “otobüste olabilir, uçak da olabilir. Ben İstanbul’dan Trabzon’a neyle döndüğümü hatırlamıyorum” diye cevap verdi.
İfade verdiği duruşmada Yasin Hayal, Erhan Tuncel’e saldırdı ve birbirleriyle yumruklaştılar. Yasin Hayal, huzursuzdu, sinirliydi, dikkatleri ağabeyinin dışında bir yerlere çekmek istiyor gibiydi, istediği oldu, duruşmaya ara verildi. Sonrasında daha da ilginç şeyler yaşanacaktı.
Devam edeceğim.


