Bu dizinin önceki yazısında, kameraya takılan görüntülerden birinin Osman Hayal olduğunu iddia ettiğimizde Yasin Hayal’in söz aldığını yazmıştım. Önceki davranışları ve sözleriyle birlikte düşünüldüğünde bu defa bir yerlere son mesajını iletir gibiydi.
Osman Hayal ismi her gündeme geldiğinde agresif tavırlarıyla, iddialarıyla duruşmaları kilitleyen Yasin Hayal son duruşmada verdiği notta özetle:
“Beni bu işlere çeken Türkiye Cumhuriyet Devleti beni ortadan kaldırmaya çalışıyor… lütfen bugünün tarihini bugünün saatini bir kenara not edelim şu saatten itibaren isyan başlatıyorum” diye yazmış, sorular üzerine de şöyle demişti:
“Ben çok yoksul bir ailenin çocuğuyum, benim her şeyimden faydalanan Türkiye Cumhuriyeti Devleti şu anda kaldığı zor durumdan kurtulmak için beni yok etmeye çalışıyor, her şeyimden faydalandılar.”
Türkiye Cumhuriyeti Devleti neden zor durumda kalmıştı, acaba doğru bir yere mi parmak basmıştık ve bu telaş ve öfke bunun için miydi?
Kardeşi ile ilgili iddiaların devam etmesi üzerine “isyan” başlattığını söyleyen Yasin Hayal’in bu son mesajı yerine ulaşmış olacak ki davanın ilerleyen aşamalarında gelişmeler Yasin Hayal’in istediği yönde olacak, Osman Hayal hakkında beraat kararı verilecek, Yasin Hayal bu konuyu bir daha gündeme getirmeyecek, isyanından vazgeçecek. Onun sözleriyle devlet de “kaldığı zor durumdan kurtulmuş” olacaktı.
Tıpkı benzer tehditlerin gündeme geldiği Abdi İpekçi davasında Mehmet Ali Ağca’nın askeri hapishaneden kaçırılması, Doğan Öz davasında İbrahim Çiftçi’nin beraat ettirilmesi gibi.
Gelişmelere kısaca göz atacak olursak; Osman Hayal’e ait biyometrik görüntüler aradan hayli uzun bir zaman geçtikten sonra mahkemeye ulaştı, bu arada ne tür pazarlıklar döndü bilemiyoruz ama sonunda görüntüler ve fotoğrafların gönderildiği Adli Tıp Kurumu; “tetkik konusu görüntülerin uzak çekim-düşük kalite olması nedeniyle sanıkların kafa şekli ve ayrıntılı yüz özelliklerinin tespit edilemediği, bulguların mukayeseli fotoğraflarla karşılaştırma yapılması için yetersiz olduğu” sonucuna varmıştı.
Bahse konu rapor içeriği dikkate alınarak inceleme konusu tüm materyalin, bu kez yüksek teknolojik-bilimsel düzeltme/inceleme olanaklarına sahip İTÜ Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği Bölümüne gönderilmesini ve araştırmanın tekrar yapılmasını talep ettik. Mahkeme bu talebimizi gerekçe göstermeksizin reddetti ve dosya bu haliyle karara çıktı.
Yargıtay bozma kararında bu meseleye ilişkin itirazımızı da eksik araştırma nedeniyle bozma sebepleri arasında saymıştı, görüntülerin tekrar yollandığı Adli Tıp Kurumu, bu defa daha önce kullanmadığı görüntü iyileştirme yöntemlerini de kullanarak aşağıdaki gibi bir rapor verdi:
“…yapılan incelemede, inceleme konusu materyalinin mukayese örnekleriyle kısmi benzerlikleri olsa da görüntü dosyalarının kayıt kalitesi ve çözünürlüğünün düşük olması, kişinin güvenlik kamerasına uygun pozisyon ve yakınlıkta olmaması sebepleriyle görüntü örneklerinin değerlendirme için "0" derecesinde yetersiz olduğu nihai değerlendirmesi yapılmıştır.”
Görüntü örneklerinin yetersiz olduğunu tekrar eden ATK bu defa inceleme konusu materyalin mukayese örnekleriyle kısmi benzerliklerine değinmişti ama sonuçta Osman Hayal hakkında bir kez daha beraat kararı verilecek ve bu karar kesinleşecekti.
Beraat kararının gerekçelerinin her biri uzun uzun tartışmayı hak ediyor, yargılamanın maddi hakikati açıklamaktan ne kadar uzak olduğunu, esasen mahkemenin böyle bir derdinin olmadığını da gözler önüne seriyor.
Fazla uzatmadan ben bu gerekçelerden birine değineceğim ama önce yargılamanın maddi hakikati ortaya çıkarmaktan ne kadar uzak olduğunu göstermek açısından şu soruyu sorayım:
Diyelim ki kamera görüntülerine takılan şüpheli kişilerden biri Osman Hayal değildir, peki işaret ettiğimiz ve yargılamanın başından beri bulunmasını ısrarla talep ettiğimiz bu şüpheli kişi ve diğer kişiler kimlerdir?
Kameralara takılan bu şahısların tam da cinayet saatine yakın zaman diliminde kendi aralarında işaretleştikleri, casus filmlerindeki gibi aksi istikamette yürürlerken yan yana geldiklerinde kimseye fark ettirmemeye çalışarak fısıldaştıkları, Hrant Dink bankaya gitmek üzere Agos’un kapısından çıktığında hareketlendikleri görülüyordu. Bu şahıslardan siyah montlu olanı, cinayet sabahından itibaren çeşitli noktalarda kameraya takıldığı gibi belli noktalarda cep telefonu kullanıyordu.
Bu şahıslar bütün çabalarımıza, duruşmalarda defalarca göstermenize rağmen neden bulunamadı? Bulunması için bir çaba göstermek yerine görüntüdeki kişinin Osman Hayal olmadığı kabul edilerek konu kapatıldı.
Mahkemenin beraat kararı gerekçelerinden biri de; “sanık Osman Hayal'in kullandığı bilinen ve ayrıntılı HTS dökümü dosya arasında bulunan dokümana göre olay tarihinde cinayet mahallinde ya da yakınlarından baz alan herhangi bir HTS irtibatı da bulunmadığı anlaşılmıştır” şeklindeydi.
Bu gerekçeye itibar edilemez zira Hrant Dink cinayeti adi bir cinayet vakası değil bütün aşamalarıyla organize edilmiş bir siyasi cinayettir. Bu cinayetlerde operasyon timinde görevli elemanların iletişimine ilişkin kurallar, çeşitli kaynaklarda ve kamuoyunda Balyoz davası olarak bilinen dava kapsamındaki Çarşaf Eylem Planında aynen şöyle anlatılmaktadır:
“Operasyon esnasında muhabere, emniyetli cep telefonları ile sağlanacaktır. Operasyon timinin cep telefonları evlerinde ve eşlerinde olacaktır. Operasyon günü kullanılacak cep telefonlarını ‘Keşif Timi’ temin edecek aynı gün sabah tüm telefonlar personele dağıtılacaktır. Olayı müteakip cep telefonları kapatılıp keşif emniyet tim komutanlığına geri teslim edilecektir. Operasyonlarda kiralık araçlar kullanılacak ve araçlar kullanılırken gerçek isimle kayıt yapılmayacaktır.”
Cep telefonunu çok sık kullandığı, dosyadaki HTS kayıtlarında açıkça görünen Osman Hayal’in cinayet günü en son 11.27’da İstanbul Kısıklı’da sinyal verdiği, sonra Trabzon’a gidinceye kadar sinyal vermediği, Trabzon’a hangi yolla, hangi vasıtayla ve hangi tarihte gittiğinin açıklanamadığı düşünülürse mahkemenin kararı ve gerekçesine itibar edilebilir mi?
Not: Bir projede görev alacağımdan yazılarıma bir süre ara vereceğim.


