Müziği ilk nerede duyduğumu sorarsanız, bir sahne söylemem, bir kilise söylerim. Dedem din adamıydı. Küçüktüm. Kilisede onu dinlerdim. Duaları okurken dümdüz okumazdı, sesi tatlı bir nağmeyle yükselir, iner, dolaşırdı. O yaşta bunun bir makam geleneğine ait olduğunu bilmiyordum. Ama bir şey biliyordum: O ses, konuşmadan farklıydı. İçimde başka bir yere dokunuyordu.
Belki müzikle ilk temasım buydu.
Şarkı değil.
Alkış değil.
Dua.
Ermeni kilise müziği sözle ses arasında bir yerde durur. Ne tamamen konuşmadır ne de tamamen şarkı. Melizmatik (her heceye bir nota yazarak şarkı söyleme) bir akışı vardır: Kelimeler uzar, titreşir, süzülür. Yüzyılların içinden gelen bir hafızayı taşır. Çocukken bunun adını koyamazsınız ama kulağınız kaydeder.
Yıllar sonra makam kültürüyle daha bilinçli temas ettiğimde, çocukken kulağımın kaydettiği o titreşimi tanıdım. Türk sanat müziği eserlerinde, halk müziğinde, hatta başka geleneklerde bile benzer inişler ve çıkışlar vardı. Bu coğrafyada sesler birbirine değerek büyümüş.
Ben konservatuvarda daha batı temelli bir eğitim aldım. Hayatımda daha çok pop müzikle ilgilendim, kendi bestelerimi yapan ve kendi sözlerimi yazan bir müzisyen oldum. Ama ne söylersem söyleyeyim, o erken hafıza kulağımın bir köşesinde kaldı.
Kurtuluş’ta büyümek, seslerin birbirine yabancı olmadığını öğretti bana. O yılları birebir hatırlayacak yaşta değildim belki ama dedemden ve aile büyüklerimden dinlediğim hikâyelerde mahalle hep çok sesliydi. Aynı sokakta Ermenice, Rumca ve Türkçe konuşulurdu. Son durağın aşağısı Dolapdere’ydi; Roman ailelerin yaşadığı, müziğin sokağa daha kolay taştığı bir yer. Evlerden farklı ezgiler yükselirdi; kilise çanı, bir düğün şarkısı, bir keman sesi, radyodan taşan bir makam… Anlatılanlara göre bir ses yükseldiğinde insanlar bir an durur, kendi hikâyelerinden bir parçayı o nağmede bulurlardı.
Bugün sahnede Ermenice bir şarkı söylediğimde, o kilisedeki nağmeyi hatırlarım. Mikrofonun ucunda sadece bir melodi yoktur, bir dede sesi vardır. Bir çocukluk vardır. Çok dilli bir mahallenin hafızası vardır.
Müzik kimlik midir?
Belki.
Ama bence müzik önce hafızadır.
Benim için müzik sahnede başlamadı.
Kilisede başladı.
Ve o ses, içimde bir yerlerde hâlâ yaşamaya devam ediyor.


