Kediler, yani diyelim evimizde birlikte yaşadığımız kediler, hiç şart değil ama illa ki insan zekası ile karşılaştıracaksak 3 yaşındaki bir çocuğun zekasına sahipler. Kendi dünyalarında ise apayrı bir zeka seviyeleri var. Ve elbette duyguları. Birlikte yaşadıkları insanlarla kurdukları bağ tarif edilebilir değil. Yaşadıkları yerle kurdukları ilişki de öyle. Evlerine, sokaklarına, insanlarına bağlılar ve oradan koparıldıklarında insanlardakine benzer hatta daha büyük duygusal kırılmalar yaşıyorlar.
Birlikte yaşadığımız ya da sokağımızda mahallemizde yaşayan köpekler için de benzer şeyler söyleyebiliriz. Zaten bu toprakların güzel bir özelliği varsa o da evimizde, mahallemizde kedilerle, köpekler birlikte yaşamamız ve bu dünyayı onlarla paylaşmamız.
Bunları neden yazıyorum? Yaklaşık 30 yıldır kedilerimizle birlikteyiz. Onları “baktığımız hayvanlar” olarak görmedik, kendimizi onların annesi, babası, dostu, evin bir üyesi olarak gördük ve onlar da bizimle yaşam süreleri yetene kadar benzersiz bir bağ kurdular. Evde olmadığımızda üzüldüler, geldiğimizde sevindiler, oyun saatlerini hiç aksatmadılar, üzüntümüzü, sevinicimizi hemen anlayıp yanımıza sokuldular. Biz onlarsız, onlar bizsiz bir hayatı karşılıklı olarak hayal bile edemedik.
AKP iktidarının son yıllarında sokak köpeklerine karşı bir düşmanlık başladı. Bunun başka bir tarifi yok. Evet kırsal alanlarda bazı başıboş köpeklerin tehlike yarattığını ben de biliyorum. Ama iktidar ve onun medyası sokağımızda, köşe başında kendi halinde yaşayan, bırakın tehlike yaratmayı, tehlike içinde yaşayan kedi ve köpekleri toplamayı ve ne olduğu anlaşılmaz kriterlerle öldürmeyi hedefleyen bir yola girdi.
Bunu engellemek ve makul bir çözüm bulmak için hayvanseverler uzun süredir kampanyalar yürütüyor ancak “karşı propaganda” tüm hızıyla sürüyor.
Son olarak Bosch Türkiye'nin Anneler Günü için hazırladığı "Tam bi' anne hikayesi" başlıklı reklam filmi sosyal medyada tartışma yarattı ve yayından kaldırıldı.
Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) reklam hakkında inceleme başlatıldığını açıkladı. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı da, reklamın yargıya taşınacağını duyurdu.
Gerçekten de “Ne oluyoruz?” demenin yeridir. İzleyemeyenler için reklamı anlatalım:
Reklam filmi, bir mağaza ortamındaki iki kadın müşteri arasında geçen sohbetle başlıyor. Konuşma boyunca izleyiciye kadınların çocuklarından söz ettiği izlenimi veriliyor ve "Annesiniz galiba?", "Bende de var iki tane", "Çocuk işte…" gibi ifadeler kullanılıyor. Kadınlardan biri çocuklarının okul dönüşünde ortalığı birbirine kattığını söylüyor, diğeri ise ''Bizim de park dönüşlerimiz efsane'' diyor. Reklam filminin finalinde ise bahsi geçen çocuklardan birinin evcil bir köpek olduğu ortaya çıkıyor ve ''Bir ömür kalbinde taşıdığında da anne olursun'' ifadeleri yer alıyor.
Evet, birlikte yaşadığımız kedileri ve köpekleri bir ömür kalbimizde taşıyoruz. Anne oluyoruz, baba oluyoruz. Peki ama Aile ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş ne diyor? “Annelik bir iletişim kurgusu değil, bir neslin ve bir geleceğin taşıyıcısıdır. Bu değerin, hak ettiği hassasiyetle ele alınması bir tercih değil, bir sorumluluktur.”
AKP’nin kadınları sadece bir “anne” ya da “nesil taşıyıcısı” olarak görmesindeki sorunlar bir yana, kedi ya da köpek anneliği, bu bağ, bir “iletişim kurgusu” filan değil. Sevgi. Bunun başka bir açıklaması yok ki.
RTÜK (Radyo Televizyon Üst Kurumu) Başkanı Mehmet Daniş ise sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, "aile kavramı üzerinden ekranlarda değer erozyonu yaratılmasına" izin vermeyeceklerini söyledi. Ve devam etti: "Anne, baba ve çocuk. Ailenin kurucu unsurları dışındaki her türlü konumlandırma, hayatın olağan akışına aykırı bir anlatıdır."
Nasıl desem, insanın nutku tutuluyor.
Şöyle bitireyim: Hayatımızın olağan akışında, hele ki bu topraklarda yüzyıllardır kediler de var köpekler de. Onların annesi ya da babası olmak bizim için gurur vesilesidir. İnsanlar, hem çocuk hem de kedi ya da köpek annesi olabilir. Ya da sadece kedi ya da köpek annesi de olabilir. “Hayatın doğal akışı”, bize birlikte bir dünya sunuyor. Bu dünyayı anlamak çok da zor değil. İsteyene.


