Köpekler bu kez sele kapılmadı

14 Ekim gecesi İstanbul'a son 41 yılın en kuvvetli yağışı düştü; Beykoz'da metrekareye 242 kilogram ölçüldü. Ertesi gece Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum üç kişinin öldüğünü, Ayazağa'da beş kişinin kayıp olduğunu ve 3 bin 57 kişinin kurtarıldığını açıkladı.
Hayvanlara dair kayıt bir iki satırdan ibaret. AKUT, bilançosunda 115 vatandaşın ve bir köpeğin tahliye edildiğini yazdı. Arnavutköy'de Boğazköy İlkokulu'nun bahçesinde mahsur kalan sokak hayvanlarını belediye ekipleri kurtardı. Ayazağa'da bir restoran çalışanı muhabire dükkanda baktıkları bir kedi olduğunu söyledi; kedinin akıbeti haberde yok. Aynı gün Sakarya'nın Kocaali ilçesinde iki kümesi su bastı ve altmış bin tavuk bulundukları yerden bir adım uzaklaşamadan boğuldu. Valilik il genelinde can kaybı olmadığını açıkladı. Sayılıp kurtarılan bir köpek, akıbeti bilinmeyen bir kedi, bir okul bahçesinde kurtarılan sokak hayvanları ve bilançoya hiç girmeyen altmış bin tavuk, aynı yağmurun altında dört ayrı görünürlük biçimini gösteriyor. Kimin sayıldığı, kimin kurtarıldığı ve dayanıklılık dediğimiz şeyin kimin için işlediği sorusu buradan açılıyor.
Afetler, doğal değildir
Afet çalışmaları kırk yıldır tek bir fikirde ısrar ediyor. Doğal afet diye bir şey yoktur; yağmur bir tehlikedir ve onu afete çeviren, canlıların o tehlikeyle hangi koşullarda karşılaştığıdır. Kırılganlık toplumsal olarak üretilir. Ayazağa'da selin vurduğu caddenin adı Dereboyu Caddesi. Mahalleli üstü kapatılmış dere yataklarından söz ediyor. Üstü kapatılan dereler yalnızca suyu değil, derenin kıyısında yaşayan hayvanları da kentin görüş alanından çıkarmıştı; sel geri döndüğünde onlar da kayıtsız kaldı.
Bu fikir hayvanlar söz konusu olduğunda en çıplak hâlini alır. Kaçmak, tırmanmak, sürüyle tepeye çıkmak hayvanların kendi yetileridir; kapatılma bunların her birini baştan iptal eder. Kümes, ahır, kafes ve barınak, hayvanın kendi bedeniyle kurabileceği korunma imkânını alıp yerine bir yapının duvarlarını koyar; afet geldiğinde o duvarlar tuzağa dönüşür. Kocaali'deki tavuklar selde ölmedi, önceden kapatıldıkları yerde boğuldular.
Kimin dayanıklılığı?
Afet politikalarının anahtar sözcüğü artık dayanıklılık. Kavramın eleştirmenleri bunun masum olmadığını yazıyor; dayanıklılık tehlikeyi ortadan kaldırmayı değil tehlikeyle yaşamayı öğretir ve sorumluluğu riski üretenden riske maruz kalana aktarır. Hayvanların dayanıklılığından ise hiç söz edilmez, çünkü afet planlarında dayanıklı olması beklenen özne işletmedir. Sistemin dayanıklılığı tam da hayvanların yerine konulabilir olmasına dayanır. Hayvan burada dayanıklılığın öznesi değil, dayanıklılığın soğurduğu kayıptır. AKUT'un bilançosundaki tek köpek tersini gösteriyor. Sayıldığı için kurtarıldı, kurtarıldığı için sayıldı.
Bu selde sular altında çırpınan sokaklar, dükkanlar, evler ve insanlar, birbirini iterek felakete sürüklenen arabalar gördük. Hayvanları görmedik. Önceki sellerde suya kapılmış köpekleri, hiçbir protokol olmadığı için onları vatandaşların kurtarmaya çalıştığını, bireysel çabayı silip kurtaranı kahramanlaştıran haberleri görürdük. Bu selde neredeyse hiçbiri yok, çünkü sokaklarda köpek kalmadı. 7527 sayılı yasa köpekleri sokaklardan toplayıp barınaklara kapatmayı öngörüyor ve kapatılanların selde ne yaşadığına dair tek bir satır yok. Oysa en çok yağış alan ilçeler tam da barınakların kurulduğu ilçeler. Sarıyer Belediyesi'nin bakımevi Kısırkaya'da, belediyenin kendi ifadesiyle maden ocakları mevkiinde; İBB'nin bakımevleri Kemerburgaz'da ve Gümüşdere'de; Beykoz'un barınağı en çok yağış alan ilçede, köy yolu üzerinde. Bu yerleri su bastı mı, köpekler tahliye edildi mi, bilen yok, soran da yok. Boğazköy İlkokulu'nun bahçesindeki hayvanlar sokakta oldukları için bir bahçeye sığınabilmiş ve orada görülmüşlerdi. Yasanın koruma adıyla kurduğu şey, afet anında tanımı gereği kaçamayanlar ve görülemeyenler yaratır. 1910'da köpekler Hayırsızada'ya taşındığında ortada ne sel ne deprem vardı. Bir kayalığa kapatılmak kendi başına afetti.
Kapıyı açmak
Dayanıklılığı hayvanlar için yeniden düşünmek, onların kendi yetilerini tanımakla başlar. Hayvanlar afet karşısında edilgen değildir; kaçar, tırmanır, bir okul bahçesine sığınır. Bu yetileri ellerinden alan düzen onların ölümünden de sorumludur. Kapatılan her hayvan için bir tahliye yolu, her barınak için bir afet protokolü, her bilanço için insan dışı canlıları da sayan bir kayıp hanesi gerekir. Bir soru aciliyetini koruyor: İstanbul'un barınaklarındaki köpekler 14 Ekim gecesi neredeydi, şimdi neredeler? Afet geldiğinde kimin kaçabileceğine daha afet gelmeden karar verilir. O kararı değiştirmek, kapıyı önceden açık tutmak demektir.
Hayvan Günlükleri, resmî arşivlerde yer verilmeyen, yaşamı ve ölümü kayıtlara geçmeyen, sessiz bırakılan hayvanların izini takip ediyor. Onları kuşatan şiddet, ihtimam, adalet ve sermaye ilişkilerine, açtıkları sorularına ve onlarla kurduğumuz bağlara kulak veriyor. Sesli katmanı, Dört Ayaklı Şehir Radyosu'ndaki Sesli Fragmanlar'da yaşıyor.



