Kamuoyunda “Çerçeve Yasa” olarak bilinen “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” TBMM’den büyük bir çoğunlukla geçti. Yasa Meclis’e geldiğinde Yeni Parti’nin nasıl bir tutum alacağı merakla bekleniyordu. Zira bilhassa sosyal medyada Yeni Parti’nin yasaya hayır demesi yönünde bir anda güçlü bir tazyik oluşmuştu ve sonuçta Yeni Parti’den 35 kabul, 54 ret oyu çıktı.
Ancak parti açısından belirleyici olan başkan Özgür Özel’in tutumuydu.
Özel oylama sırasında “Bu yasaya 'hayır' deme hakkına en çok biz sahibiz” dedi ve şöyle devam etti:
"Ben ve yönetici arkadaşlarım tarihsel bir tutarlılık ve sorumluluk içinde bu yasaya 'evet' diyeceğiz. Ancak milletvekillerimiz seçildikleri illerde ne deniyorsa ona göre karar verecek, ona göre oy kullanacaktır. Bu ifadeyle grubu serbest bırakıyor değil aksine kendi ilinin, bölgesinin, temsil ettiği toplumsal kesimlerin hassasiyetlerini, endişelerini ve umutlarını dikkate alarak onları 'milletin vekili' olma sorumluluğuyla baş başa bırakıyorum. Hiçbir milletvekilimiz üyesinin ve milletinin sesini duymadan davranmayacaktır" dedi. Sonuç, parti içinde bundan sonra yaşanacak tartışmalar açısından dikkat çekici elbette ancak Özel'in oylama öncesi ve sırasındaki tutumunu önemli ve yapıcı buluyorum.
Çok konuşuldu biraz tekrar gibi olacak ama yasa sonuçta PKK/KCK üyelerinin bir kısmına denetimli serbestlik getiriyor. Üstelik yasanın uygulanması MGK’nın (yani iktidarın) iki dudağı arasında. MGK’dan “olur” gelince Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girecek.
Yasa, Kürt meselesinin çözümünden hiç bahsetmemekle birlikte şüphesiz önemli bir adım. Kürt siyasal hareketi ile bir müzakere yapıldı ve bu müzakere yasal bir metne yansıdı. Bu adımı küçümsemek doğru olmaz.
Beri yandan abartmak da doğru olmaz zira anadil meselesi ya da Kürt varlığının kamusal hayatta nasıl karşılık bulacağı gibi konular belli ki ötelenmiş ya da belki de iktidarın ajandasında böyle bir konu hiç yok.
Elbette siyasal Kürt hareketi de bunun farkında. Zaten TBMM’deki oylama sırasında yapılan konuşmalarda DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan "Bu metni ne gözü kapalı kutsuyoruz ne eksik diye reddediyoruz. Değerini teslim ediyor, eksiğini açıkça söylüyoruz. Bu yasada şüphesiz eksiklikler ve eleştirilecek yönler de var. Bu yasada yok diye ana dili, eşit yurttaşlık ve yerel demokrasi başta olmak üzere demokratik haklar unutulmuş talepler değildir. Bunlar sürecin olmazsa olmazıdır. Barışa giden yolun taşlarıdır. Fakat ilk aşamanın ölçütleriyle nihai çözümün ölçütlerini birbirine karıştırmamalıyız. İlk adımın işlevi, çatışma zemininden hukuk zeminine geçişi mümkün kılmak ve demokratik siyasi mücadeleye kapı aralamaktır" dedi.
Peki, yasanın uygulanması bir tarafa Kürt meselesinde ve bilhassa ana muhalefete yönelik baskılar konusunda bundan sonra ne olacak? Keza 10 yıldır hapiste tutulan Selahattin Demirtaş artık serbest bırakılacak mı?
Tüm bu açılardan bakıldığında yasayla şüpheyle bakmak, eleştiriler getirmek anormal değil, eğer “Silahlar susmasın, barış olmasın” demiyorsanız.
Tüm eksikliklerine rağmen bu uzun menzilde yola bir işaret konuldu. Artık bu işaretin gerisine düşmemek en önemli öncelik olmalı.
İktidarın gerek demokratikleşme, gerekse bundan sonraki adımların atılması konusunda hayli gönülsüz davranacağını tahmin etmek hiç de zor değil.
Ayrıca 2023 seçimlerini DEM Parti’yi kriminalize ederek kazanan, “CHP DEM’leniyor” argümanıyla meydanlara çıkan AKP’nin bir kez daha dümen kırması da şaşırtıcı olmaz.
Yaşananları yok saymak, hapisteki Gezi direnişçilerini unutmak elbette ki mümkün değil. Ancak barış, eğer toplumsallaşacaksa ve toplumun genişçe bir kesiminden güçlü bir talep gelecekse sağlanabilir. Bu talebi canlı tutmak, eşit özgür ve adil bir Türkiye isteyenlerin önündeki başlıca görev artık.




