Türkiye'de kuduz tartışması 2
Kuduz aşısı ve tedavisinin politik ekonomisi

Kuduzdan ölüm neredeyse tümüyle önlenebilir. Türkiye’de sorun ve esas düşünmemiz gereken kuduz değil, kuduzdan ölümü önleyecek zincirin nerede koptuğu. Aksi halde 2024 yılında Hayvanları Koruma Kanunundaki meşhum değişikliklerin ardından zaten katledilen köpeklere bir fatura daha kesilmiş olur. Oysa önlenebilir bir ölüm tıbbi olduğu kadar iktisadi bir meseledir. Çünkü koruma bir yerde üretilir, dağıtılır, kimine ulaşır kimine ulaşmaz. Bu yazıda o dağıtıma bakmak istiyorum. Tedavisi olmayan bir hastalık için kader denebilir belki. Ama önlenebilir bir hastalıktan ölünüyorsa geriye tek bir soru kalır. Koruma neden herkese, zamanında ulaşmadı? Sorulması gereken, kuduzun değil, kuduzdan korunmanın politik ekonomisidir.
Kâğıtta protokol, sahada eşitsizlik
Kuduzda korunma, adı büyük ama basamakları belli bir zincirdir. Sağlık Bakanlığı'nın profilaksi rehberine göre riskli bir temasın ardından önce yara bol su ve sabunla yıkanır, sonra maruziyetin derecesine bakılır. Hafif bir tırmık ya da sıyrıkta dört dozluk aşı takvimi başlatılır. Bu doz 0, 3, 7 ve 14 ya da 28. günlerde uygulanır. Ağır ısırıklarda ve bağışıklığı zayıf kişilerde buna kuduz immünoglobulini eklenir. İmmünoglobulin virüsü daha ilk anda yaranın çevresinde etkisiz kılan, insan ya da at kaynaklı, pahalı ve her sağlık kuruluşunda hazır bulunmayan bir serumdur. Bu zincir eksiksiz ve zamanında işlediğinde kuduz neredeyse hiç görülmez. Kurala uygun uygulanmış bir profilaksinin ardından ölüm bildirilmiş değil. Ne var ki iyi yazılmış bir tedavi protokolüne sahip olmak, iyi bir kamu sağlığı politikasına sahip olmakla aynı şey değil. Temas anında uygulanan profilaksi son halkadır. Onu gereksiz kılacak olansa daha baştaki tercihlerdir. Hayvanları yaygın ve sürekli aşılamak, aşıyı herkese ücretsiz sunmak, kırsalda erişimi güvence altına almak. Bir hastalığı önlemeyi gerçekten isteyen bir sağlık politikası, işi tek tek temaslardan sonra başlayan bir kurtarma operasyonuna bırakmaz. Riski en baştan, herkes için birden düşürür.
Bu hatlar da her yerde aynı güçte değil. İmmünoglobulinin kıt olduğu, uzman eli gerektirdiği, dört dozun tamamlanması için haftalara yayılan bir takvim ve tekrarlanan başvurular istediği yerlerde zincir daha kolay kopar. Evcil hayvan kaynaklı kuduzun son yıllarda özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da görülmesi tesadüf değil. Diyarbakır'da yaşamını yitiren çocuk da, Ergani'deki genç de bu coğrafyadandı. Kentte kolayca tamamlanan bir işlem, kırsalda saatlerce yol, birden çok başvuru ve çoğu zaman eksik kalan bir seri anlamına gelebiliyor. Korunmanın maliyeti herkes için aynı değil. En pahalıya, çoğu zaman en az imkânı olana çıkıyor.
Ölümcül bir hastalığın aşısı satılamaz
Zincirin en baştaki halkası, aşıya ulaşabilmektir. Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası temmuzda, kendisine ulaşan bilgilere göre sosyal güvencesi olmayanlardan ve yabancı uyruklulardan kuduz aşısı için ücret alındığını duyurdu ve uygulamanın kaldırılması için Sağlık Bakanlığı'na başvurdu. Sendikanın tek cümlelik gerekçesi aslında bütün meselenin özetiydi. Sağlık haktır, satılamaz. Kuduz aşısı bir tercih değil, belirtiler başladıktan sonra tedavisi olmayan bir hastalığın tek koruyucusudur. Ölümcül ve bulaşıcı bir hastalığın önlenmesini ödeme gücüne bağlamak, kamu sağlığının kendi mantığıyla çelişir. Parası olmadığı için başvurmaktan çekinen ya da seriyi yarıda bırakan tek bir kişi bile yalnızca kendini değil, temas ihtimaliyle çevresindeki herkesi risk altında bırakır. Koruyucu sağlık, tanımı gereği ayrım gözetmez. Gözettiği anda koruyuculuğunu yitirir.
Köpeklere ve göçmenlere düşmanlık
Burada, ilk yazının izini sürdüğü korku ve söylenti kültürüyle yeniden karşılaşıyoruz, ama bu kez insan tarafında. Türkiye'de yaygın bir kanı, sağlıkta yabancıların vatandaşlardan daha kolay hizmet aldığıdır. Yakın tarihli bir saha araştırmasında, vatandaşların sağlığa erişiminin yabancılara göre daha zor olduğu düşüncesine toplumun yarısından fazlası katılıyor. Oysa sahadan gelen bilgi bunun tersini söylüyor. Güvencesi olmayan ve yabancı uyruklu kişiler, ölümcül bir hastalığın aşısı için para ödemek zorunda kalabiliyor. Söylenti bir grubu ayrıcalıklı ilan ederken, gerçek onları koruma zincirinin en dışına itiyor.
Bu, ilk yazıda köpekler için işaret ettiğim şeyin insan hâli. Sokaktaki köpeği toplayıp gözden çıkaran akıl ile göçmeni bir yük ya da tehdit sayan akıl aynı reflekse dayanır. İkisi de bir yaşamı fazlalık ilan edip onu korunanların çemberinin dışında bırakır. İki durumu birbirine eşitlemiyorum. Bir köpeğin sokaktan toplanmasıyla bir insanın sağlıktan dışlanması aynı şey değil. İşaret ettiğim, ortak bir mekanizma. Kimin hayatının korunmaya değer, kimin fazlalık olduğuna sessizce karar veren bir ayrım bu. Ve bu ayrımın tehlikesi yalnızca ahlaki değil. Kuduz tam da böyle ayrımları affetmeyen bir hastalık. Aşısız bırakılan köpek de, aşıya ulaşamayan insan da, korumadan düştüğü anda hepimiz için açık bir kapıya dönüşür. Köpeğe ve göçmene yöneltilen düşmanlık kimseyi güvende kılmaz. Tam tersine, koruma duvarını onu en çok savunanların önünde deler.
Tek çözüm: Hayvana aşı, insana ücretsiz tedavi
Tüm zoonoz hastalıklar gibi kuduzun da ısrarla öğrettiği bir ders var. Tek başına sağlık ve hastalıktan korunma mümkün değildir. Bir mahallede tek bir aşısız hayvan, tek bir tamamlanmamış seri, tek bir dışarıda bırakılmış insan, koruma duvarında bedeli çok ağır bir gedik açar. Bu yüzden çözüm de tekil değil, ortaktır. Hayvanları yaygın ve düzenli aşılamak, güvencesi olsun olmasın herkese ücretsiz aşı sağlamak, temas anında eksiksiz profilaksiyi ve immünoglobuline kırsalda erişimi güvence altına almak. Bunlar bir lütuf değil, kamu sağlığının asgari koşuludur. Diyarbakır'da yitirdiğimiz çocuğun ardından kurulabilecek en sağlam şey, korkuyu yönetmek için bir suçlu bulmak değil. O zinciri, en kırılgan halkasından başlayarak, kimseyi dışarıda bırakmadan yeniden örmektir. Çünkü bir toplum ancak herkese insanlara ve hayvanlara, eşit ve ücretsiz sağlık hizmeti sağlayabildiğinde sağlıklı olabilir.
* Hayvan Günlükleri, resmî arşivlerde yer verilmeyen, yaşamı ve ölümü kayıtlara geçmeyen, sessiz bırakılan hayvanların izini takip ediyor. Onları kuşatan şiddet, ihtimam, adalet ve sermaye ilişkilerine, açtıkları sorularına ve onlarla kurduğumuz bağlara kulak veriyor. Sesli katmanı, Dört Ayaklı Şehir Radyosu'ndaki Sesli Fragmanlar'da yaşıyor.
Kaynakça
1. Temas sonrası profilaksi protokolü, dört dozluk aşı şeması (0, 3, 7 ve 14 ya da 28. günler) ve immünoglobulin uygulaması için bkz. T.C. Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü, Kuduz Profilaksi Rehberi, 2019; rehberin ilgili algoritmasını aktaran Klimik (Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği), Evcil Hayvan Kuduzu Hakkında Bilgi Notu, 16 Ağustos 2026.
2. Uygun temas sonrası profilaksiyle kuduzun sıfıra varan oranlarda önlenebilmesi ve evcil hayvan kuduzunun son yıllarda özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da görülmesi için bkz. Klimik, Evcil Hayvan Kuduzu Hakkında Bilgi Notu, 16 Ağustos 2026.
3. Güvencesi olmayanlardan ve yabancı uyruklulardan kuduz aşısı için ücret alındığı bilgisi ve aşının ücretsiz sunulması talebi için bkz. Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası'nın Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü'ne başvurusu, Temmuz 2026 (ANKA; Cumhuriyet, 9 Temmuz 2026).
4. Vatandaşların sağlığa erişiminin yabancılara göre daha zor olduğu düşüncesine katılım oranı için bkz. Türkiye Genel Sosyal Saha Araştırması (TGSS 2024), İSAR Araştırma Merkezi, saha dönemi 17 Mayıs-2 Haziran 2024.



