Kürtler ve Ermeniler: dost ve düşmanın ötesinde
Geçtiğimiz haftalarda Agos’ta Zakarya Mildanoğlu imzasıyla erken 20. yüzyıl bağlamında Kürt-Ermeni ilişkileri üzerine dönemin yazılı kaynaklarına doğrudan atıfla üç bölümlük önemli bir dizi yayınlandı ki devamının da geleceğini Mildanoğlu’ndan öğreniyoruz. Bu konu çok önemli olmasına rağmen özellikle popüler düzlemde soykırım tartışmalarının gölgesinde kalmış, daha ziyade Kürtlerin failliği üzerinden tartışılan bir mesele. Halbuki Ermeni-Kürt ilişkileri soykırımla sınırlanamayacak, doğaldır ki ondan çok daha öncesine giden ve çok boyutlu bir mesele.
Neyse ki akademik düzlemde popüler düzleme göre daha iyi durumdayız. Henüz katedilmesi gereken çok yol, üzerinde çalışılması gereken çok soru olmasına rağmen bu konuda başvurabileceğimiz, meselenin ana hatlarını belirlememize yardımcı olabilecek akademik veya en azından bir metodu, disiplini olan çalışmalar var. (Ben de literatüre bir katkıda bulunmaya çalışmıştım. Henüz çevirisi yok ama “Kurds and Yezidis in the Middle East: Shifting Identities, Borders, and the Experiences of Minority Communities” başlıklı kitapta “White Man’s Burden” or Victim’s Hope(lessness): Armeno-Kurdish Relations and Mutual Perceptions before the Genocide” başlıklı bir makale yazmıştım.) İhtiyacımız olan, akademik düzeydeki bilginin toplum katında görece kitleselleşmesi, daha bilinir olması. Bu yazıda da buna katkı bağlamında bu tarihin benim gözlemleyebildiğim kadarıyla bazı temel hususlarını belirtmeye çalışacağım. Söyleyeceklerim genel olarak Tanzimat’tan bu tarafa doğru olan zaman dilimi için geçerlidir.
İlk önce tespit edilmesi gereken şudur: Kürt-Ermeni ilişkileri, “dost-düşman” ikilemine sığmayacak kadar karmaşık, geçişken, çok aktörlü, zamana ve mekana göre değişim gösteren bir olgudur. Şüphesiz bu tarih, dikensiz gül bahçesi değildir; çatışma, katliam, kan içerir ama bunların yanı sıra dayanışmayı, koruma-kollamayı, ortak üretimi, kültürel alışverişi de içinde barındırır.
İkincisi, bu ilişkiler aslında “Kürt”, “Ermeni” kategorilerine de sığmaz, sadece milli olduğu düşünülen bu iki kategori üzerinden tartışılamaz, açıklanamaz. Her iki toplumun kendi içindeki ayrışmaları, çatışmaları, gruplaşmaları da göz önüne almak gerekir. Örneğin, Kürtler arasındaki aşiret ayrışmaları, ağa-bey zümresiyle Kürt köylüsü, emekçisi arasındaki çelişkiler veya Ermeni tarafına baktığımızda, 19 yüzyılın daha erken zamanlarında amira denen oligarşik sınıf, 1880’lerin ikinci yarısından itibaren Ermeni siyasi partileri, Ermeni Kilisesi’nin hem toplumun bazı kesimleriyle hem de kendi içindeki çatışmaları Ermeni-Kürt ilişkileri tartışılırken göz önüne alınması gereken unsurlardır. Bu minvalde, Ermeniler ve Kürtler içindeki farklı grup, sınıf veya zümreler birbirleriyle kendi toplumlarının geri kalanından otonom ve onları bağlamayan ilişkiler kurmuşlardır.
Dolayısıyla, meseleye Kürtlerin ve Ermenilerin iki farklı homojen grup olarak girdikleri tek boyutlu bir ilişkiden ziyade bu topluluklar içindeki alt kümelerin birbirleriyle girdikleri karmaşık yatay ilişkiler ağı olarak bakmak daha uygundur. Öyle ki, bazı Ermenilerin bazı Kürtlerle birlikte başka diğer Ermenilere karşı veya bazı Kürtlerin bazı Ermenilerle birlikte diğer Kürtlere karşı ittifak yapması bu tarihte görülen bir haldir. Gerçek olaylara atfen daha spesifik söyleyecek olursak, Ermeni kilisesi içindeki bir din adamının kilise teşkilatı içindeki rakibini ortadan kaldırmak için yerel Kürt otorite figürleriyle işbirliği yapabildiği veya Kürt ağanın zulmü altında ezilen Kürt köylüsünün Ermeni partisinden destek ve dayanışma talep edebildiği bir tarihtir bu.
Bu durum, aslında bugün bizim bu konuya nasıl ele alacağımız daha doğrusu nasıl ele almamamız gerektiğine dair de bir hatırlatma yapıyor. Şöyle ki, bugün misal bir Kürt emekçisinin bir Kürt ağasının 100 küsur sene önceki eylemlerine Kürtlük üzerinden sahip çıkıp savunmasının veya bugün herhangi ortalama bir Ermeni’nin bir kurum olarak Ermeni Kilisesi’nin veya herhangi bir Ermeni siyasi partisinin gene 100 küsur sene önceki eylemlerini Ermenilik üzerinden benimseyip savunmasının ne tarihi ne siyasi ne de ahlaki bir zemini vardır. Bugün bizim tarihi olaylara ve kişiliklere karşı tavrımızı ve hükmümüzü belirleyecek olan, Ermeni veya Kürt kimliğimiz değil, insan haklarını, onurunu, özgürlüğü ve adaleti önceleyen günümüzün değerleridir. Her ne kadar o öncelik ve değerler bugün içeriden ve dışarıdan tehdit altında olsa da.
Usül konuşmaktan esasa gelemedik. Bu konuya devam edelim.


