Sizlerle her hafta Agos gazetesinin "Müştereklerimiz" köşesinde buluşacak olmanın heyecanı içindeyim.
Son üç yıldır, yoğun sivil toplum faaliyetleri ve yürüttüğümüz saha çalışmalarını rapora dönüştürme süreci nedeniyle düzenli yazmaya ara vermiştim.
“Gizli Açlık”, “Nehirler ve Çocuklar”, “Pestisitler ve Çocuklar” bu dönem içinde kamuoyu ile paylaştığımız bazı raporlar. Uzun yıllardır üzerinde çalıştığım “Kurşuna Karşı bir Öğün” raporu da yeni bitti ve bir iki hafta içinde kamuoyu ile paylaşacağız. Ancak düzenli yazı yazmaya öyle çok alışmışım ki, rapor yazım süreci epeyce yorucu olmasına rağmen içimde hep bir eksiklik, bir şeyleri yarım bırakıyorum duygusu taşıdım.
Yaklaşık 30 yıldır çeşitli mecralarda yazıyorum. En uzun soluklu ve düzenli durağım bianet oldu; oradaki yazarlık ilişkimi sona erdirmiş ya da bir kırgınlık yaşamış da değilim.
İmdat frenine asılmak
Bu noktada, neden Agos’ta yazmaya başladığıma dair küçük bir açıklık getirmek isterim.
Agos gazetesinin yaşatılması, 30 yıllık yayın sürecinin güçlendirilerek devam etmesi gerektiğine inanıyorum. Bu inanç her zamankinden daha güçlü bir şekilde içimde yer ediyor.
Karanlık zamanlardayız.
Dünya, bölgemiz, ülkemiz giderek koyulaşan karanlık zamanlara doğru yol alıyor; ayrımcılığın sıradanlaştığı, savaşın, kutuplaşmanın, çatışma ve nefret dilinin her geçen gün hükümranlığını daha çok pekiştirdiği bir dönemdeyiz.
Walter Benjamin neredeyse yüzyıl önce; bu durumun bir olağandan sapma, yani bir istisna hali değil, kuralın ve kaidenin ta kendisi olduğunu dile getirmişti. Ayrımcılık ve nefret dili, giderek derinleşen, görünmez kılınan, hatta rıza üreterek var olan sömürü ve yıkım mekanizmaları bir 'istisna' değildir; aksine bu yapı, varlığını tam da bu yolla daim kılar. Bir başka deyişle, Benjamin’e göre bir azınlık veya baskı altındaki grup, müesses nizamın ötekileştirdikleri, hakikatten ödün vermeyen bir entelektüel ya da kamu yararını gözeten müdahil bir bilim insanı için acı ve eziyet, beklenmedik bir durum değil, sistemin olağan işleyiş biçimidir.
Sistemin bu yıkıcı işleyişi karşısında Benjamin, devrimi 'tarihin akışına kapılmak' değil, o akışı durduracak 'imdat frenine asılmak' olarak tarif eder. İşte AGOS’ta yazmak, benim için o imdat frenine asılan ellerden biri olmak, tam da bu "kural" haline getirilmiş durumu reddetmek; ezilen, sessizleştirilen, görünmez kılınan hakikati karınca kararınca dile getirmek anlamına geliyor.
Müştereklerimiz köşesinde. çevre kirliliğinden gıda güvencesine, yoksulluktan toksik kimyasal maruziyetine, çocuklarımızın sağlıklı gelişiminden yeryüzünün geleceğine uzanan bir dizi mesele üzerinden 'müştereklerimizi' bu yıkım fırtınasından nasıl kurtaracağımızı konuşacağız. Barışı değil şiddeti, yaşamı değil yıkımı kural haline getirenlere karşı; sağlığı ve adaleti müşterek bir hakikat olarak savunmaya devam edeceğiz.
Neden "Müştereklerimiz"?
Çünkü bugün bizi hayata bağlayan, hayatın devamlılığı için olmazsa olmaz zemini oluşturan ne varsa bir kirletme, talan ve yıkım süreci içinde.
Soluduğumuz hava, içtiğimiz su, ormanlarımız, topraklarımız, soframıza gelen ekmek ve hepsinden önemlisi çocuklarımızın sağlıklı bir geleceğe uyanma hakkı ciddi bir tehdit altında.
Bizi birbirimize bağlayan en önemli müştereğimizin çocuklar olduğunu düşünüyorum. Zira toplumsal hayatın barış içinde devamlılığını tehdit eden her sorun, her kirlilik ve her adaletsizlik en çok çocukları etkiliyor; en derin izlerini önce onların bedeninde ve ruhunda bırakıyor. Çocukları ortak müştereğimiz olarak gören bir bakış açısı ve toplumsal ruh hali oluşturmayı, karşı karşıya olduğumuz sorunların çözümü için vazgeçilmez bir zemin, belki de son dayanak noktamız olarak görüyorum.
Bu bağlamda, her hafta bilimsel bilgi birikimim odağında güncel sorunlara ve gelişmelere değinmeye çalışacağım.
Bilimsel verileri olabildiğince sadeleştirerek ve gündelik dile tercüme ederek, en önemlisi de ne anlama geldiklerini hikâyeleştirip anlaşılır kılarak anlatmaya gayret edeceğim.
Bazen can sıkıcı gerçeklerden bahsedeceğiz, evet ama o gerçeklerin içinden çıkış yolunu her zaman dostlukla, dayanışmayla ve bilimin ışığında, birlikte arayacağız.
Agos’un o çok sesli, vicdanlı ve hakikat arayışıyla dolu sofrasına bir tabak da ben koymaya geldim. Geleceğimizi, yeryüzünü ve müştereklerimizi birlikte konuşmak üzere...
Gazete ekibine ve okurlara merhaba.


