21 Mayıs’ta CHP’ye yönelik “Mutlak Butlan” kararı çıktığında seçilmiş CHP yönetimi hamleyi bir yargı darbesi olarak nitelemişti. Bu doğru bir saptama. Hatta bunu ileri götürüp “sürekli darbe” koşulları içinde yaşadığımızı da söyleyebiliriz. Geleceğim buna.
Önce Butlan meselesi. Ne olmuştu? Özel’in genel başkan seçildiği 2023 CHP kurultayı, hiç inandırıcı olmayan gerekçelerle şaibeli sayılmış, dava konusu edilmişti. Bu dava yeniden ısıtıldı.
CHP başına gelecekleri tahmin edercesine 2023’teki kurultayın sonrasında yeni kurultaylar yaptı ve hepsinde de Özgür Özel yeniden genel başkanı seçildi. Yani mantıken, zaten tuhaf olan bu dava çoktan kadük hale gelmeliydi.
Ancak 21 Mayıs’ta CHP'nin 38. Olağan Kurultayı ile 21. Olağanüstü Kurultayı'nın iptali istemiyle açılan davada "tedbirli mutlak butlan" kararı çıktı.
Yani mahkeme, Kemal Kılıçdaroğlu'nun ve kurultay öncesindeki parti organlarının görevlerine devam etmelerine karar verdi.
Seçilmiş CHP genel başkanı Özgür Özel parti genel merkezini terk etmedi ancak Kılıçdaroğlu yanlısı vekiller Kurban Bayramı’ndan önceki pazar günü erken saatlerde yanlarında kim olduğu anlaşılmayan bir grupla CHP Genel Merkezi’ne yöneldiler. Sonrasında polis biber gazı sıkarak, kapıları kırarak genel merkeze girdi ve seçilmiş başkan Özgür Özel “geri dönmek üzere” genel merkezden çıkarak TBMM’ye yağmur altında bir yürüyüş başlattı. TBMM önünde toplanan kalabalığa seslendi ve “Yeni genel merkezimiz Meclis’tir” dedi.
CHP’ye yönelik bu yargı darbesini planlayanlar Kılıçdaroğlu’nun milletvekili olmadığını, Özel’in ise vekil olması hasebiyle grup başkanı da olabileceğini öyle görünüyor ki hesaplamamışlardı.
Sonuçta Kılıçdaroğlu az sayıdaki taraftarlarıyla birlikte CHP Genel Merkezi’ne “atanmış başkan” olarak yerleşti ama seçilmiş başkan Özgür Özel geçtiğimiz salı günü CHP’nin TBMM grup toplantısını büyük bir kalabalık ve tezahürat eşliğinde gerçekleştirdi. Kılıçdaroğlu bu toplantıya engel olamadı.
Şimdi siyasetimizde seçilmiş bir CHP Genel Başkanı (Özgür Özel) ve atanmış bir başkan (Kemal Kılıçdaroğlu) var.
CHP seçmeninin ve demokrasiye inanmış genel kamuoyunun CHP Başkanı olarak Özgür Özel’i gördüğünü söylemeye gerek yok. AKP ve MHP dışındaki tüm partiler de bu yargısal darbenin karşısında durdular.
İktidar ve medyası ise bunu “CHP’nin iç meselesi” olarak sunmaya gayret ediyor. Hayır, bu tablo CHP’nin iç meselesi değil. 10 yılı bulan “yargı eliyle sürekli darbe” koşulları içinde olduğumuzun bir göstergesi. Miladı belki dönemin HDP eş Genel başkanı Selahattin Demirtaş’ın 2016’da hapse atılmasıyla başlatabiliriz. Demirtaş 2015 seçimlerinde gösterdiği performansla Erdoğan’ı zorlayacak ciddi bir rakip olacağını göstermişti. Ve 10 yıldır hapiste.
Erdoğan’a ciddi bir rakip olacağı ayan beyan ortada olan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu da bir yılı aşkın süredir hapiste.
İmamoğlu’na sahip çıkan CHP Genel Başkanı Özgür Özel de yargı eliyle genel başkanlıktan alaşağı edilmeye çalışılıyor. Tablo bu.
Tüm bu gelişmeler gözümüzün önünde yaşanıyorken her şeyin “hukuk çerçevesinde” yapıldığını söylemek için epey saf olmak gerekiyor.
Ancak bu “yargı eliyle sürekli darbe”nin fiilen tıkandığı bir aşamaya geldik. Kılıçdaroğlu belki -tedbiren- CHP Genel Başkanı olarak atandı ama iktidar çevreleri bu hamleden umdukları karşılığı alabilmiş değiller. Kaldı ki Kılıçdaroğlu öyle da böyle bir kurultay toplamak zorunda. Elbette mümkün olduğunca bunu ötelemek isteyecektir, bunun işaretlerini şimdiden veriyor.
Kulislerde şimdi kurultay yapılmazsa CHP’nin seçimlere giremeyeceği konuşuluyor. Beri yandan Özgür Özel’e de “yeni parti” ihtimalleri soruluyor. Özel bu seçeneği dışlamasa da mücadeleyi parti içinde devam ettirmek istediğini vurguluyor.
Bu ihtimaller arasında boğulmadan şunu söylemek herhalde mümkün. Rüzgar güçlü biçimde Özel ve İmamoğlu’ndan yana esiyor. Yargı belki Kılıçdaroğlu’nun arkasında ama işin gerçeği Özel’in işi zor olsa da, Kılıçdaroğlu’nun işi çok daha zor


