Kanun çalgısı, kökenine dair bilgi barındıran materyallerin pek bulunmadığı, asırlara yayılan bir olgunlaşma yolundan geçti. Ermeni halkının yaşamında bu muazzam çalgının eşsiz rolü ve tarihsel gelişimi epey ilgi çekicidir. Efsanevi verilere göre, kanunun öncül örneklerine M.Ö. 2. bin yılda Uzak ve Yakın Doğu’da rastlanır.
4. ve 7. yüzyıllar arasında müzik, gelişiminde yeni bir yükseliş dönemi yaşadı. Din dışı ve ruhani müziğe dair değerli bilgiler, Ermeni tarihçiler aracılığıyla korunarak günümüze ulaştı. Çalgı müziği ve özellikle toplu icra (ansambl) kültürü hakkındaki en eski bilgilere Kutsal Kitap sayfalarında da rastlıyoruz.
5. yüzyılın ilk yarısında, Kutsal Kitap’ın tercüme edilmesiyle birlikte kanun benzeri çalgıları niteleyen başka isimler de yaygınlık kazandı. Halkın profesyonel müziği, çalgı toplulukları ve enstrümantal icranın yüksek sanatına dair ayrıntılı tasvirler; tarihçiler, vakanüvisler ve etnografyacılar aracılığıyla bizlere ulaşan kadim ve anlamlı tanıklıklardır. Bu kayıtlara Movses Khorenatsi, Pavsdos Püzant, Hovhannes Yerzngatsi, Sünetsi, Hagop Ğrimetsi ve Naregatsi’nin eserlerinde rastlanır. Din dışı türlerde telli çalgıların çeşitleri geniş bir yayılım gösterir. Tarihçiler Khorenatsi ve Buzand’a göre çalgı toplulukları; şehir yaşamında, saraylarda ve şatolarda kendine yer bulur. Telli çalgılar arasında knar (lir), daviğ (arp), çnar ve benzerleri yaygındı. Ermenistan’da kanunun öncülleri, kadim zamanlardan erken Ortaçağ ve feodal döneme kadar genel bir adlandırma olan "knar" ismiyle kullanıldı. "Knar" kolektif ismi altında lir, saz, tambur, ud ve benzeri çalgılar kast ediliyordu.
Pagan Ermenistan’da çeşitli dini törenlere ve kutlamalara çok yönlü müzikler eşlik ederdi. Tarihçiler, saray ziyafetlerine katılımı zorunlu olan "knar" icracılarından (knarahar) oluşan topluluklardan bahseder. Khorenatsi, "Ermenistan Tarihi/Hayots Batmutyun" adlı eserinin birçok bölümünde, halkın profesyonel müziği içinde yer alan ve "knar" eşliğinde icra edilen şarkılardan söz eder. Bu eserler "knaragan kert" (lirik ezgi/şiir) olarak adlandırılır.
9. ve 10. yüzyıllarda halk ve kusan (ozan) sanatına paralel olarak şehir müziği de gelişti. 10. ile 15. yüzyıllar arasında Hovhannes Yerzngatsi dört telli bir knarın varlığından, Sünetsi ise sekiz telli bir knardan bahseder. Hagop Ğrimetsi, çalgı müziğinin yüksek sanat icrasına dair ayrıntılı bir betimleme sunarak santir, ğanon (kanun) ve sdğanon gibi çok telli çalgıları anar. Çok telli ve sapsız çalgılar arasında; on telli knarı, kırk telli santiri (ki bu santurdur) ve yetmiş telli ğanonu (ki bu kanundur) belirtir. Akort sürecini, knarın bacakların üzerine nasıl yerleştirildiğini ve çalgının hangi ağaçtan yapıldığını tarif eder. "Haygazyan Bar/Haygazyan Sözlüğü" yazarları da mızraplı ve sapsız çalgılara değinerek "knar" karşılığında çnar, sağmosaran (meşmura/mezmur çalgısı), gitar, daviğ, pambir ve barbut isimlerini kaydederler. Püzant’ın aktardığına göre, Kral Bab’ın öldürüldüğü gün, krala müziklerini sunan koca bir kusan topluluğu sahne almıştır. Bu toplulukta kavalcılar, davulcular, knar icracıları ve borazanlar kendi sanatlarını çeşit çeşit sergilemişlerdir.
Püzant, "knar icracıları" (knarahark) derken, aynı aileye mensup olan ve birkaç farklı çalgıyı çalabilen müzisyenleri kast eder. Bu durum, muhtemelen 4. yüzyıl müzik yaşamında Pagan Ermenistan’dan miras kalan tipik geleneklerden biridir. Kanun benzeri çalgılar arasında "sağmosaran" ve "on telli sağmosaran" genel kabul görür. Kutsal Kitap’ta knar ile Rabbe şükretmekten ve on telli sağmosaran ile mezmurlar okumaktan bahsedilir. Minyatür sanatçılarımız da sağmosaranı, Kral Davut’un dizleri üzerinde, Davut’un knarı eline alıp kendi elleriyle çalarken tasvir etmişlerdir. Sağmosaran çalgısı, Naregatsi’nin dağlarından (ilahilerinden) birinde de anılır. Bu dağda, Mesih’in yüce dirilişi için şarkıların söylendiği knar ve sağmosaran betimlenmiştir. Madenataran’da, 1704 yılında Kayseri’de yazılmış ve gümüş kapağında kanun benzeri bir çalgının resmedildiği bir mezmur kitabı (sağmosakirk) muhafaza ediliyor.
15. ve 16. yüzyıllara ait Ermeni mezar taşlarında, halk çalgılarına ve usta icracılara duyulan sonsuz sevgi ve saygıyı simgeleyen kadim çalgı kabartmalarına rastıyoruz. Martuni bölgesindeki Geğahovit ve Sisian’ın Angeğakot köylerindeki ortaçağ mezarlıklarında, üzerinde saz, kemençe, kanun ve diğer çalgıların resmedildiği mezar taşları bulundu.
16. ve 19. yüzyıllarda topluluk sanatı "sazandari" (sazende topluluğu), müzisyenler ise "sazandar" (sazende) olarak adlandırılarak bir yükseliş yaşadı. "Saz" kelimesi Farsçadan tercüme edildiğinde "müzik aleti", "sazandar" ise "herhangi bir çalgıyı çalan, müzisyen, icracı" anlamına gelir. Kanun çalgısına hakim pek çok usta yetişmiştir ki bunların arasından Aşuğ Şahen öne çıkar. Kendi kendini eğiterek ulaştığı mükemmellik sayesinde Sultan Relad tarafından övgüye layık görülen ve "notasyon ustası" olarak tanımlanan Sargis Gltchyan, yeteneği ve virtüozluğu ile dikkat çeker. Sargis’e ait el yazması derleme, Ermeni harfli metinlerle yedi yüz muğamı (makamı) içerir.
Etnografyacı Karekin Levonyan, Ermeni aşıkların hazırladığı ve kullandığı çalgıları gün yüzüne çıkarmakla özel olarak ilgilenmiştir. Kanun, knar ve santura değinmiştir. Büyük bilim insanının aktardığı bilgilere göre, Ermeni knarının icracıları kadar yapımcıları da Osmanlı Ermenisi (Dackahay) aşık ustalar oldu.
Sovyet yıllarında halk çalgılarının eğitim kurumlarına ve konser sahnelerine girişi, yeni bir repertuvar ve yeni eserlerin gerekliliğini doğurdu. Eğitim programlarına uygun bir icra listesi, yeni kurulan müzik toplulukları ve bireysel icracılar için yeni besteler yapılması gerekiyordu.
Repertuvarın zenginleşmesi yolunda besteci ve kanun icracısı Khaçadur Avedisyan’ın büyük emeği vardır. Bestecinin öğrencisi olan ve onunla birlikte Ermeni kanun okulunu kuran Anjela Atabekyan, bir zamanlar erkeklerin tekelinde olan kanun çalgısını, bir halk sanatçısı olarak kadın icracıların uzmanlık alanına dönüştürdü. Kanun, sonsuz imkânları olan, sözü tükenmeyen ve yaşayan muazzam bir çalgıdır. Müzisyen-icracı, çalgısına ciddiyetle yaklaşmalı ve kendi inisiyatifini ortaya koymalıdır. Kanun sanatının bu zorlu zanaatına ancak tam anlamıyla hakim olarak, tekniği geliştirip ifade araçlarının peşine düşerek onu koruyabilir ve gelecek nesillere aktarabilirsiniz.
Teknik özellikler
Kanun çalgısı, paralel kenarlı bir yamuk şeklindedir. Uzunluğu 80-90 cm, genişliği ise 30-40 cm’dir. Çalgının üst yüzeyinin 2/3’ü ahşap kapak (deka), 1/3’ü ise sağ tarafta iyi işlenmiş bir deri (membran) ile kaplıdır. Eşik, bu derili kısım üzerine yerleştirilir. Temel olarak 22 adet üçlü, dört adet ikili tele sahiptir. Kanunun tel sayısı değişkenlik gösterse de genellikle 72, 75 ve bazı durumlarda 78 tel bulunur. Kanunun sol tarafında iki sıra halinde dizilmiş 50 adet çelik mandal yer alır. İcra sırasında sol el ile mandallar kaldırılarak veya indirilerek ses yarım ton değiştirilir. Mandalların yanında burgular (akanjner) bulunur. Akort için burgulara takılan ve döndürülerek teli geren veya gevşeten bir anahtar kullanılır.
Re Majör tonunda akort edilir. ses genişliği 3 oktava kadar (Küçük oktav Sol’den üçüncü oktav Re’ye kadar) uzanır. "Şark kanunları" olarak adlandırılan türler arasında daha karmaşık yapıda olanlara rastlanır. Kanun, sol bacak sağ bacağın üzerine gelecek şekilde diz üstünde çalınır. Mızraplı bir çalgıdır; icracı tellere mediator (mızrap) adı verilen özel bir aparatla dokunur. Mızrap kemikten yapılır ve parmaklara yüksük (madnots) yardımıyla sabitlenir. Kanun çalgısı ıhlamur, kayısı, çam, ceviz, gürgen veya çınar ağacından yapılır. Tınısı parlak olup tatlı ve kendine has tınısıyla ayırt edilir.
Bas-kanun
Kanunun bu yeni versiyonu Ermeni müziğinde bir devrim niteliğindedir. Bu çalgının fikir babası besteci Ara Gevorgyan, yapımcısı ise usta Albert Zakaryan’dır. Klasik kanundan önemli ölçüde farklı bir çalgı yaratılmıştır. Bas-kanun, dünyada türünün ilk örneğidir. Tuapse şehrinden getirilen sert bir ağaçtan yapılmıştır. Çalgı, kontrbasın 16 teline sahiptir. Klasik kanunda icra sırasında indirilip kaldırılan mandallar varken, bu çalgıda mandal bulunmaz.
Bas-kanunun ses genişliği bir oktavdan fazladır. Ayrıca bu çalgıların "Alvard", "Nvart", "Kohar" gibi Ermeni kadın isimleri taşıması da kendine hastır. Çalgıya olan ilgi sadece Ermenistan’da değil, ülke sınırları dışında da oldukça büyüktür.




