Ne film değişiyor ne biz yazmaktan vazgeçiyoruz
Kimi televizyon kanalları bazı filmleri döndüre döndüre, tekrar tekrar yayınlarlar bildiğiniz gibi. Komediyle acıklı hallerin iç içe geçtiği bu filmleri onlarca kez seyretmişsinizdir ama yine de bir kere daha gördüğünüzde baştan sona seyretmeseniz de bir müddet takılırsınız. Kanallar da buna dayanarak o filmleri yayınlamaktan vazgeçmezler. Böylece bir kısır döngüdür gider. Türkiye Ermeni toplumunun hali işte o filmler gibi: defalarca aynı şeyi seyrediyoruz, o filmlerdeki gibi hep aynı olaylar yaşanıyor, hiçbir şey değişmiyor ve aynı o filmlerdeki gibi komedi ve acıklı haller hepsi bir arada.
Geçtiğimiz Pazartesi günü (24 Ağustos) Yedikule Surp Pırgiç Hastanesi Gomidas Salonu’nda gene onlarca kez şahit olduğumuz bir sahne yaşanmış. Bir Ermeni Vakıflar Birliği (ERVAB) toplantısı olan toplantının ana konusu Sahakyan Okulu’nun oldukça büyük bütçe açığının kapatılmasıymış. Hemen hemen gene aynı replikler tekrarlanmış. Havuz sisteminden, vakıflar arasındaki gelir-gider farklılığından, Ermeni toplumunun organizasyon eksikliğinden, vakıf yönetimlerinin şeffaf olmadığından, böyle giderse Ermeni toplumunun çok da uzak olmayan bir zamanda yok olup gideceğinden bahsedilmiş.
Ben bunları seneler boyunca bu köşede kaç kere yazdım artık sayısını bilmiyorum. 2023 yılında Hrant Dink Vakfı’ndan çıkan “Dar Gömlek: Türkiye’deki Ermeni Kurumlarının Sorunları ve Çözüm Önerileri” başlıklı raporda sorunların sebeplerini ve olası bazı çözüm önerilerini bir araya getirdim. Fakat, değişen hiçbir şey olmuyor, kulaklar ve vicdanlar sağır, akıllar askıya alınmış. Uçuruma doğru son sürat gidiyoruz, birbirimize de “uçuruma gidiyoruz”, diye söylüyoruz ama gitmeye de devam ediyoruz! Böyle bir akıl tutulması! Aynı sorunlara aynı çözümsüzlükler! Gelgelelim, aynı başta bahsettiğim Yeşilçam filmleri gibi biz de tekrar tekrar aynı şeyleri yazıyor, anlatıyoruz, daha doğrusu zorunda kalıyoruz. Bir bakıma biz de o acıklı komedinin bir aktörü haline geliyoruz ama inat da bir murattır veya galiptir bu yolda mağlup diyerek yazmaya devam ediyoruz. Öyleyse bu sefer de bize düşen rolü oynayalım.
Bedros Şirinoğlu, daha evvel de söylediği gibi kimi vakıfların mülklerini ve gelirlerini toplumdan gizlediklerini, bu minvalde Kumkapı Meryem Ana Patriklik Kilisesi Vakfı’na ait 43 mülk olduğunu ve bu bilgiyi yeni öğrendiğini söylemiş. Ben de Şirinoğlu’nun bu hususta haklı olduğunu, vakıfların bu konularda alabildiğince şeffaf olmaları gerektiğini, yöneticilerin vakfın mülklerini kendi şahsi mülkleri gibi görmemeleri gerektiğini zaten daha evvel söylemiştim, bir kere daha söylüyorum.
Buna karşılık Kumkapı Vakfı bir açıklama yayınladı ve “Vakfımızın mülkiyetinde bulunan 43 adet taşınmaz, varlığı kamuoyundan saklanan yapılar olmayıp; resmi kayıtlarımızda şeffaflıkla yer almaktadır. Tapularımızın tümü Vakıflar Genel Müdürlüğünde kayıtlıdır.” dedi. Burada bahsedilen “resmi kayıtların” ne olduğunu ben tam anlayamadım. Tapu kayıtları mı kastediliyor? Eğer öyleyse, bunu söylemenin pek bir manası yok çünkü Türkiye Cumhuriyeti kanunları gereği bir vatandaş olarak bir vakfın tapu kayıtlarına erişimim yok. VGM’ye sorsam o da cevap vermez çünkü vakıflar özel hukuk tüzel kişileri olduğu için VGM bu bilgileri özel hayatın gizliliği gereği paylaşmaz. Yok, tapu kayıtları değil de başka kayıtlarsa, nerede bu kayıtlar, nasıl ulaşılır?
Dolayısıyla, “bizim mülklerimiz tapuda kayıtlı” (Başka türlü nasıl olacak ki zaten?) veya “mülklerimizin listesi VGM’de var”, demek şeffaflık demek değildir. Esas mesele bu tür bilgilerin kamuya açık şekilde bulunmasıdır. Bunu yapabilecek tek merci de vakıfların yönetimleridir, onların kendi inisiyatifleriyle yönetiminde oldukları vakıfların mülklerini ve gelirlerini açıklamaları gerekir. Eğer bunu kendiliklerinden yapmıyorlarsa üzerlerinde toplum baskısı kurmak lazım. Örneğin, bu şeffaflığı göstermeyen yönetimlere, başka hangi doğru işleri yapmış olurlarsa olsun gelecek seçimlerde hiçbir şekilde oy verilmeyeceği ortaya konmalı çünkü bunun artık ilkesel olarak yerleşik bir pratik haline gelmesi toplumumuzun varlığı ve devamı açısından hayati hale gelmiştir. Ayrıca, genel olarak vatandaş inisiyatifleri oluşturmalı ve yönetimlerden bu bilgiler her fırsatta ısrarla tekrar tekrar sorulmalı, talep edilmeli. O kadar ki bunalsınlar, rahatları kaçsın.
Fakat, bir hususu bir kere daha belirtmeden geçmemek lazım. Bir vakfın gelirlerini ve mülklerini bilmek demek otomatikman o vakfın kapısında kuyruk olmak demek değildir. Vakıfların mülkleri ve gelirleri bilinsin derken bunu, hemen o gelirleri herkese dağıtsınlar diye söylemiyoruz. Bu iş bir sistem ve önceden belirlenmiş objektif kural ve kriterler çerçevesinde yapılmalıdır. Gelirleri bilmek, bu sistemi kurmanın ilk adımıdır. Elimizdekini bilmeden neyi, ne kadar, nereye yönlendireceğimizi bilemeyiz.


