Azerbaycan’da ilkokul, ortaokul ve lise düzeyindeki devlet okullarında başörtü yasağının uygulamaya geçmesinden sonra Türkiye’de görünen genel psikolojiyi, şaşırma halini ve Türkiye’de öteden beri varolan siyasi kavgaların bir de Azerbaycan üzerinden yapıldığını gözlemlemek hayli ilginç oldu. Bunlara geleceğiz ama önce kısa bir arka plan bilgisi verelim.
Geçtiğimiz Eylül ayında Azerbaycan Bakanlar Kurulu, devletin genel eğitim kurumlarındaki öğrencilerin üniforma düzenlemesini değiştirdi ve belirlenmiş okul kıyafetinin bütünlüğünü bozan ve genel eğitimin laiklik ilkesine uygun olmayan “ek kıyafetlerin” kullanılmasını yasakladı. Üniversiteler, oralarda resmi bir kıyafet olmadığı için kâğıt üstünde bu kararın dışında kalıyor. Yani aslında, “başörtüsü yasaktır” gibi doğrudan bir ifade yok ama “laikliğe aykırı” denince başörtüsü de bu kapsama sokuluyor.
Takiben, başörtülü bazı öğrenci ve öğretmenlerin okullara alınmadığına dair haber ve görüntüler Türkiye medyasına düştü. Beklenebileceği üzere bu durum, Türkiye’de bir tepki doğurdu. Bu yazı yazılırken Cumhurbaşkanlığı’ndan veya Dışişleri Bakanlığı’ndan konuyla ilgili resmi bir açıklama gelmemişti ama Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral ve kimi muhalefet milletvekillerinin yanı sıra bazı AKP milletvekilleri Azerbaycan yönetimine tepki gösterdi. Saral, bunun vicdana ve adalete sığmayan bir uygulama olduğunu belirterek “Azerbaycan’ın bu yanlıştan bir an önce dönmesini bekliyoruz… Bu çağda böylesi bir anlayışa asla geçit verilmemelidir!” dedi.
Bunun üzerine, İlham Aliyev’in partisi olan Yeni Azerbaycan Partisi (Bu vesileyle Aliyev’in bir partisi olduğunu hatırladık.), Saral’ın sosyal medyadaki kısa ifadelerini (fazla?) ciddiye alarak uzunca bir açıklama yaptı ve İslam dünyasında bir devletin diğer Müslüman halklara irade dikte ettirmesinin söz konusu olamayacağını, onların dahili işlerine müdahale edemeyeceğini, kendini diğerlerinden üstün göremeyeceğini söyledi. Ayrıca, Azerbaycan halkının emperyalizme, sömürgeciliğe ve “neokolonyal yanaşmalara” tarih boyunca karşı çıktığını vurguladı. Bu sözleri hangi ülke veya ülkeleri kastederek söylediği tam anlaşılamadı. Zaten açıklamanın bütününde “müstakillik” vurgusu ağır basıyordu.
Şu söyleyeceğimden daha sofistike ve nüanslı bakışlar da mevcuttur mutlaka ama 35 yıldır Türkiye kamuoyundaki genel hava öyleydi ki Türkiye, Azerbaycan’a Karabağ ve Ermenistan konusunda koşulsuz ve sınırsız destek verirse Azerbaycan ona tabi olacak, onun “büyük abi” rolünü kabul edecek, başka meselelerde de onun telkinlerine uyacak. Bu süre boyunca “bir millet iki devlet” laflarıyla zihinler uyuşturuldu aslında olmayan bir “aynılık” imajı yerleştirildi. Geldiğimiz noktada bir nevi “öküz öldü ortaklık bozuldu” hali söz konusu. Yanlış anlaşılmasın, Türkiye ve Azerbaycan’ın hasım olacağını söylemiyorum elbette. Fakat, Karabağ meselesi farklılıkların, görüş ayrılıklarının üzerini bir örtü gibi örtüyordu. Şimdi o örtü kalkınca farklılıklar, ayrılıklar, çatışmalar görünür oldu.
Azerbaycan’daki bu yasağın orada ve Türkiye’de nasıl tartışıldığına bakınca da insana bir dejavu hissi geliyor. 1990’larda başörtüsü yasağı Türkiye’de nasıl, hangi gerekçelerle savunuluyorduysa şimdi de Azerbaycan’da aynı gerekçelerle savunuluyor. Başörtüsünün kişisel özgürlük meselesi olmaktan ziyade bir siyasal simge olduğu, insanların ibadethanelerde ve evlerinde istedikleri gibi giyinebileceklerini ancak kamuya ait eğitim alanlarında laiklik ilkesine uyulması gerektiği, tarikatların ve dış güçlerin bu yolla okullara girmeye, böylece ülkeyi karıştırmaya çalıştığı söyleminden tutun da okullara ideoloji sokulamayacağı, belli kıyafetlerin belli yerlerde giyilemeyeceği argümanına kadar her şey bizim için tanıdık. Aynı o zamanlardaki Türkiye gibi bu yasağın siyasal İslam’ın yükselişini engellemek için gerekli olduğunu söyleyenler de var.
Azerbaycan’daki yasağa Türkiye’den karşı çıkanlar, tahmin edilebileceği üzere, ya dini gerekçelerle yani başörtüsünün İslam’ın gereği olduğunu, başörtüsünü engellemenin İslam’a saldırı olduğunu söyleyerek ya da insan hak ve özgürlükleri temelinde yani bu kısıtlamanın kız çocuklarının ve gençlerin eğitim hakkına saldırı olduğunu söyleyerek karşı çıkıyor. Daha ilginç olan şu ki bu yasağı destekleyenlerin ve karşı çıkanların bir bölümü Türkiye’nin bugünkü halinden yola çıkıyor. Yani aynı noktadan yola çıkıp farklı yerlere varıyorlar.
Şöyle ki, bir kısmı “Bugün bu haldeyiz çünkü zamanında siyasi İslam’ı kontrol altına alamadık. Onun için Azerbaycan’daki yasağı destekliyorum” derken diğer bir kesim, “Bugün bu haldeyiz çünkü başörtüsü gibi yasaklarla siyasal İslam’ın toplum içindeki etki alanını genişletmesine, sonunda da iktidar olmasına sebep olduk. Onun için Azerbaycan da yanlış yapıyor”, diyor. Ben de başörtüsü yasağı, Merve Kavakçı vakası, meclisteki 367 skandalı vs gibi olayların Türkiye’de AKP iktidarının önünü açtığını düşünüyorum ama bu, Azerbaycan’ın da mutlaka aynı yolda yürüyüp aynı yere varacağı manasına gelmiyor çünkü Türkiye’de 1990’larda ve 2000’lerin başlarında eksiğiyle gediğiyle bir siyasi parti düzeni, bir parlamenter rejim, görece daha özgür bir basın-medya vardı. Bugün Azerbaycan’da bunların yerine mutlak bir tek adam rejiminin olması farklı bir sonuç doğurabilir.


