Rıza

“...ve en çok neyi özlüyorsun?” diye sordum. Yüzüme baktı, "Fırın ekmeğimizi, kaymakla balı" dedi. Gözlerini kaçırmadan, gülmeye çabaladı. Mutluluktan çok hüzünle dolu bir gülümsemeydi bu. Gözlerinden okunan özlem bu zoraki gülümsemeye ihanet ediyor gibiydi... Başka bir hayatın soluk anılarına, tatlı bir yadediş. Onunla ikinci konuşmamızdı.
İlki, onu süpermarketin arka tarafındaki kuytu duvarda, büyük paçavralar ve yıpranmış bir battaniyenin altına kıvrılıp yatarken gördüğüm zamandı. Boşluğa bakan keskin siyah gözlerini fark etmiştim. Daha az önce kendi akıl sağlığından haber almış gibi bir hali vardı. Kayıp bir deliydi sanki. O da bizim gibi hüzünlü bir göçmen hikayesinin kahramanı gibiydi. Görünüşünden, bakımsız saç sakalından, esmer yüzünden, çatlamış dudaklarından ve yıpranmış giysilerinden, uzun süredir sokaklarda yaşadığını anlayabiliyordum. Vaktinden önce yaşlanmış genç bir adamdı. İlk konuşmamızda adının Rıza olduğunu söylemişti.
Sessizdi. Ben de fazla soru sormaktan kaçınıyordum. Ama ikinci karşılaşmamızda bana İranlı olduğunu ve uzun yıllardır Toronto'da yaşadığını söyledi. İşlerin hangi noktada buraya vardığını ve neden, nasıl sokaklarda yaşamaya başladığını anlatmadı, ben de hikayesini öğrenmekte ısrarcı davranmadım. Tek söylediği, geldiği yere geri dönmek istediğiydi. Her iki seferde de ona uzattığım parayı almayı reddetmesinden etkilenmiştim. Sigaramı kabul edip sadakamı geri çevirmişti. Hoşuma gitmişti bu durum. O, tanıştığım ve konuştuğum ilk evsizdi. Nasıl davranacağımı veya onun için ne yapabileceğimi gerçekten bilmiyordum. Bir sonraki ziyaretime elim boş gitmemeye karar verdim.
Bir Yunan marketine gidip bir kutu kaymak ve biraz bal aldım. Çıkışta yol üstündeki fırından İtalyan ekmeğini kapıp Rıza'ya gittim. Vardığımda hala uyuyordu, uyanana kadar bekledim. Sabahın erken saatleriydi. Kahvaltıda ne yiyeceğini öğrenince gözlerinde göreceğim sevincin hayali beni heyecanlandırıyordu. Sonunda uyandığında sanki başka bir alemdeymiş gibi çok durgun bir ruh hali içerisindeydi.
Alışveriş poşetiyle yanına yaklaştım ve aldıklarımı çıkarıp önüne koydum. Ona, "Kaymak, bal ve taze ekmek! Bunlar evdekiler kadar lezzetli olmayacaktır ama belki hoşuna gider'' dedim. Kaplardan birini eline aldı, yakından inceledi ve sonra bozuk İngilizcesiyle, “Lütfen dostum, böyle şeyler yapma. Alışırım, sonra tekrar isterim. Şimdi burdasın, ama belki yarın olmayacaksın. Bu benim için iyi değil!” dedi.
Bir bakıma hayal kırıklığına uğramıştım. Ama Rıza hayalini kurduğum heyecanı göstermediği için değil. Daha çok, daha iyisini bilmediğim için kendime karşı duyduğum hayal kırıklığıydı hissettiğim. Yıllar önce, bir arkadaşım bana arka bahçedeki kuşları beslemenin, sürekli olmadıkça yanlış olduğunu söylemişti. Kuşlar sana bağlı hale gelir ve kendileri için yiyecek arama yetilerini kaybederler. Onları beslemeyi ihmal edersen de sonunda açlıktan ölürler. Bu mantık beni etkilemişti tabii ama ben her zaman insanların hayatta kalma konusunda daha iyi olduklarını düşünmüştüm. Peki o zaman birinin ihtiyaç duyduğu gün, sadece o gün gösterebileceğin şefkat, destek ne olacak? Bugün bugündür, yarın başka bir gün... Ben yardım edemezsem başkası eder. Rıza'nın bana gösterdiklerine bakılırsa, öyle değilmiş. Birçok dersten sadece ilkiydi bu... Hayatım boyunca yolumun kesiştiği evsizlerle yaşadığım karşılaşmalardan öğrendiğim dersler.
Rıza'yı toplamda herhalde beş kez ziyaret etmişimdir. Sonra bir gün ortadan kayboldu. Markettekiler nerede olduğundan bihaberdi. Her zaman bir mucize gerçekleştiğini ve İran'a geri döndüğünü düşündüm. Yıllar boyu onu birçok kez geçirdim aklımdan.
Yıl 2004, soğuk bir kış olduğunu hatırlıyorum, gazetede önceki gün donarak hayatını kaybeden iki veya üç evsizle ilgili kısa bir haber okuyordum. Belediyenin soğuklarda evsizlere yemek dağıtmak için kurduğu bir yardım programı vardı. Yemekleri dağıtan çalışanlar bulmuş cesetlerini. Habere fotoğrafları konmamıştı ama bir baktım isimlerden biri Rıza! Yaşı, İranlı olduğu ve yirmi yılı aşkındır sokaklarda yaşadığı yazıyordu. Verilen bilgiler tanıştığım Rıza'ya uyuyordu. Bu haberi okuduğumda ne kadar üzüldüğümü tahmin edebilirsiniz. Ama sizi temin ederim, bir mucize gerçekleştiğini ve haberdeki Rıza'nın başka bir evsiz olduğunu düşünmekten hiç vazgeçmedim... Büyük bir tesadüf, düşünmek istedim!



