Saldırılar arasındaki yürüyüşümüzün sonunda dışardaki güruhun devamının hıncahınç doldurduğu, adına duruşma salonu denen daracık odaya vardık. Tıklım tıkış kalabalığın arasında içeriye girmeyi başarmış, saldırgan grubun arasına sıkışmış üç kişi; Ufuk Uras, Erol Kızılelma ve Hacer Sayman çarptı gözüme.
Sanık müdafileri olarak avukat arkadaşlarımız Yücel Sayman, Hasan Alıcı, Akın Atalay, Sedat Sadioğlu, Fikret İlkiz, Ergin Cinmen, Ayşenur Bahçekapılı, Mebuse Tekay, Tora Pekin, Mustafa Kemal Güngör gelmişlerdi.
Dayanışma için gelen bu arkadaşlardan bir kısmı güç bela içeriye girebildiler ve duruşma başladı. Küçücük bir odada yapılıyor duruşma, müştekiler ve sanıklar arasında hiçbir mesafe kalmamış, savunmasını yapan sanıklar ile müşteki grup iç içe. Avukat arkadaşlarımızdan bazıları muhtemel saldırıları önlemek amacıyla Hrant’ın yanına sokuldular, hâkim de mübaşiri, Hrant ile Kemal Kerinçsiz’in arasında durması için görevlendirdi.
Hrant ve Aydın Engin, savunmalarını yaparken Kemal Kerinçsiz yüksek sesle müdahale etmeye başladı. Defalarca uyarılmasına rağmen bağırmaya ve sataşmaya devam etti. Diğerlerinden rol çalıyor diye düşündüm. Çünkü her sataşmadan sonra taraftarlarına bakıyordu.
Hâkim, defalarca ikaz ettiği halde susmayınca Kerinçsiz’in yüksek sesle müdahale ettiğini ve uyarıldığını geçirdi duruşma tutanağına.
Bir yandan da aklım Arat’ta; “gelebilecek mi, gelirse adliyeye nasıl girecek, onu tanımazlar ama ya tanıyan çıkarsa” diye içim içimi yiyor. Tam bu sırada polislerin arasında Arat’ı gördüm, içeri girmeye çalışıyordu. Arkadaşlara işaret ettim, onu içeri aldılar, babasının yanında durdu, şaşkınlıktan kocaman olmuş gözleriyle babasına sanki “geldim, buradayım, yanındayım” diyordu. Hrant yanında ona yer açtı.
Sorgulardan sonra hâkim, davaya katılma talebinde bulunanların isimlerini okuyarak tutanağa geçirdi. Önceden hazırladıkları tek tip dilekçeleri fotokopi ile çoğaltmışlar, altına isimlerini yazıp imzalarını atmışlardı.
Kemal Kerinçsiz vekili Av. Hacı Eyüp Gültek, Av. Yıldırım Çavuşovalı ile şikayetçiler Recep Akkuş, Refik Akkuş, Çetin Dolgun, Kemal Kerinçsiz asaleten; ayrıca tomar halinde; Ahmet Kaya Akıncı, Hüseyin Kalkan, Mehmet Esat Güçhan, Veli Küçük, Erkmen Mütevellioğlu, Prof. Dr. Mustafa E. Erkal, Nefi Demirci, Ünal Şengün(r), Aynur Saydam, Hüseyin Tolga Gürakar, Ata Erol, Bülent Göl, Ramazan Kırkık, Gönül Alpaydın, Sami Yavrucuk, Sevgi Erenerol, Ayşe Ay, Türkiye Kuvayı Milliye Mücahitler Derneği adına basın danışmanı Ayşe Ay, Mualla Erkut, Cancan Erenerol, Nuray Yaylan, Ramazan Bakkal, Ercan Cin, M. Kemal Erkaya, Yakup Yavuzer ve Oktay Yıldırım davaya müdahil olarak katılmayı talep ediyorlardı.
Hâkimin katılma taleplerini reddetmesiyle avukat cüppesi taşıyan grup bağırmaya başladı. Onları, içeriye doluşan taraftarları izledi.
Kemal Kerinçsiz kürsüye doğru elini sallayıp; “Biz bu davaları Türk milleti adına takip ediyoruz, fetret devriniz bitti!...” diye bağırdı ve “tarafsızlığınızı yitirdiniz, duruşmadan çekilin, çekilmezseniz sizi reddediyoruz” diye ekledi. Elini kolunu sallayarak bağırırken arkada oturan taraftarlarına göz atmayı da ihmal etmiyordu. Tribünlere oynar gibi bir hali vardı.
Olacak iş değil, çünkü hâkimi ancak davanın tarafları reddedebilir. Katılma talepleri reddedildiği için bu güruhun karar anından, yani müdahale talepleri reddedildiği andan itibaren taraf sıfatı yoktu ve bu nedenle duruşmada herhangi bir talep ileri sürmeleri, usul yasasına tamamen aykırıydı.
Müdahale talepleri reddedildiğinden bu yargılamada taraf sıfatlarının bulunmadığını ve bu nedenle hâkimi reddetme de dahil olmak üzere herhangi bir talep ileri süremeyeceklerini söyledik. Bunun üzerine Kemal Kerinçsiz benim ve Yücel Sayman’ın bulunduğu tarafa dönerek işaret parmağını salladı ve “Sizi de izliyoruz, sizi de!...” dedi. Hâkime bu sözlerin tutanağa geçmesi gerektiğini söylemeye çalıştım, bir yandan da Yücel Sayman “bizi tehdit edemezsiniz” diye bağırıyor, sesimi duyuramıyorum, karşıdaki grup ve duruşmaya girenler hep birlikte bağırıyorlar. O sırada Kemal Kerinçsiz, bana bakarak ve parmağını sallayarak bir şeyler söyledi, gürültüden duyamadım ama tam yanında duran mübaşir eliyle Kerinçsiz’in ağzını kapatmaya çalıştı, duyduklarından hicap duymuş olacak ki eliyle Kemal Kerinçsiz’in ağzını kapatırken dudağının kenarını ısırdı…
Bundan sonra tamamen zıvanadan çıktı durum. Arka sıralardan üstümüze bozuk para, çakmak ve kalem fırlattılar. Bir çakmak ve kalem benim başıma isabet etti.
“Alçaklar, şerefsizler, siz Türk kanı taşımıyorsunuz, temiz kan burada” diyenler arasında cüppe giyenler de vardı.
Bir ara Hrant söz almak istedi, Kemal Kerinçsiz; “Yeter!” diye bağırdı, “Sen çok konuştun yeter!...” Bir yargılamada sanığın konuşmasını engelleyen bir avukata avukat denebilir mi?
Hâkim bu müdahaleyi de duruşma zaptına; “Bu esnada sanık Fırat’ın söz almak istiyorum şeklindeki beyanına şikâyetçi Kemal Kerinçsiz tarafından yeter artık sürekli söz alıyorsun diye beyanda bulunduğu görüldü. Duruşma inzibatının bozulduğu görüldü” şeklinde geçirdi ve duruşmayı bitirdi.
İşte o duruşmada o gün, şikâyetçi vekilleri olarak orada bulunan grupla aynı baroya üye olmaktan, aynı cüppeyi giyiyor olmaktan, aynı mesleki sıfatı taşımaktan da çok utandım.
Uzun süre Hrant’ın yüzüne her baktığımda bu sahneleri hatırladım, utancımdan kahroldum.
Duruşma sonrası yapılanları önümüzdeki hafta yazacağım.

