Memleketin sol veya sosyalist entelektüellerini aşağılamak için sıkça kullanılan bir kalıp olarak "Boğaz'a karşı viski içen solcular" tanımını bolca duymuşsunuzdur. Ne zaman hayatı güzel yaşamakla alakalı bir şeyler yazsam, bana sıkça gelen eleştirilerden biridir bu. Hayata biraz soldan bakan herkesin başına gelebilecek bu tür eleştirileri hep aynı laflarla savuştururum: Ben yoksulluğu değil, zenginliği paylaşma taraftarıyım. İyi olan her şeyin herkesin hakkı olduğunu ve paylaşılması gerektiğini düşünürüm.
Bu "Boğaz'a karşı viski içenler" klişesinin yurt dışında da bir benzeri var. Orada viski yeterince lüks bir çağrışım yapmadığından olsa gerek, aynı kalıbı "şampanya sosyalistleri" (champagne socialists) diye kullanırlar. Şampanya içebilen birinin eşitlikten ve adaletten bahsetmesi onlara garip gelir anlaşılan. Oysa şarabın ve şampanyanın hak mücadelesiyle, hatta Marksizm'le derinden bir bağı olduğunu unuturlar.
Karl Marx'ın avukat olan babasının Mosel’de bağları olması ve hatta bu bağların mülkiyetinin bir kısmının sonradan Marx'a geçmiş olması hasebiyle bu ilişki aslında çok daha nettir. Hatta bunu söyleyenler, Marx'ın henüz Marksist felsefeyi tam anlamıyla oluşturmadığı dönemlerde Rheinische Zeitung gazetesinde bağcıların ve bağ işçilerinin kötü çalışma koşulları üzerine yazılar yazdığından da habersizdirler. Üstelik dünyanın belki de en meşhur şarap üretim bölgesi olan Champagne bölgesinin kanlı bir hak mücadelesi geçmişi olduğunu da bilmezler. Şampanya üreticileri kendi coğrafi işaretlerini cansiperane korurken, hatta bu koruma mevzularını Dom Pérignon’un uydurma hikâyeleriyle süslerken hiç anlatmadıkları bir hikâye vardır: Büyük Şampanya Ayaklanmaları...
1910 ve 1911 yıllarında Champagne bölgesini kasıp kavuran Büyük Şampanya Ayaklanmaları, yalnızca bir içeceğin değil, emeğin, coğrafyanın ve marka haklarının nasıl kan pahasına savunulduğunun çarpıcı bir öyküsüdür. Bu büyük krizin kökleri, doğanın acımasızlığı ile tüccarların açgözlülüğünün amansız bir çarpışmasına dayanıyordu. On dokuzuncu yüzyılın sonlarında bölgeyi vuran filoksera böceği salgını, dondurucu soğuklar, dolu fırtınaları ve peş peşe gelen kötü hasatlar, yerel bağcıları kelimenin tam anlamıyla açlık sınırına itmişti.
Bu felaketlere rağmen dünya çapında şampanyaya olan talep hızla artmaya devam edince, kârlarını korumak isteyen büyük şampanya evleri çareyi hilede buldu. Fransa'nın güneyinden, İspanya'dan ve hatta Almanya'dan trenlerle getirilen ucuz şaraplar şampanya üretiminde kullanılmaya ve bu şekilde bölge dışından getirilen şaraplar şampanya etiketiyle piyasaya sürülmeye başlandı. Kendi ürettikleri az sayıdaki üzümü satamayan ve dışarıdan gelen kaçak şaraplar yüzünden emeklerinin değersizleşmesini izlemek zorunda kalan Marne bölgesi bağcılarının sabrı, 1911 kışında nihayet taştı.
Kendi topraklarında yetişmeyen üzümlerin şampanya adını kirletmesine karşı birleşen binlerce öfkeli bağcı, sahte üretim yaptığından şüphelendikleri büyük tüccarların depolarına saldırdı. Tren vagonları dolusu kaçak şarap nehirlere döküldü, basılan mahzenlerdeki binlerce fıçı parçalandı ve sokaklardan kelimenin tam anlamıyla şarap oluk gibi aktı. Olayların hızla kontrolden çıkması üzerine Fransız hükümeti, başkaldırıyı bastırmak için bölgeye kırk binden fazla piyade ve süvari birliği sevk etmek zorunda kaldı.
Hükümet, bağcıları sakinleştirmek ve hileli üretimin önüne geçmek amacıyla "Şampanya" bölgesinin resmi coğrafi sınırlarını çizen bir kararname yayımladı; ancak bu hamle ateşe benzin dökmekten farksızdı. Tarihi ve ticari bağlarına rağmen güneydeki Aube bölgesi yeni çizilen bu sınırların dışında bırakılmıştı. Artık ürettikleri şaraplara "Şampanya" diyemeyecek olan ve ekonomik bir yıkımla yüzleşen Aube bağcıları, Nisan 1911'de "Aube şampanyadır, şampanya kalacaktır!" sloganlarıyla sokaklara dökülerek kamu binalarını ateşe verdi ve barikatlar kurarak hükümet güçleriyle çatıştı.
Fransa'yı adeta bir iç savaşın eşiğine getiren bu sınır krizi, Marne ve Aube bölgelerini birbirine can düşmanı yapmıştı. Hükümet her iki tarafı da yatıştırmak için Aube'u ikinci sınıf bir bölge olarak tanımlayan geçici formüller üretmeye çalışsa da asıl çözüm, Birinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesiyle geldi. Ortak düşmana karşı siperlerde omuz omuza savaşan bağcılar arasındaki husumet son buldu ve savaştan sonra Aube bölgesi de tam ve eşit bir şekilde Champagne sınırlarına dâhil edildi.
Bugün bir kadeh şampanyanın ardında, sadece lüks ve şatafat değil, işte böyle köklü bir emek ve hak mücadelesi yatmaktadır.
Dünyanın tüm nimetlerinden herkesin eşitçe yararlanacağı bir geleceğin hayaliyle; yaşasın 1 Mayıs!


