Seçmen iradesi de artık “yok” hükmünde

Erdoğan’ın gerek başbakanlık, gerekse cumhurbaşkanlığı döneminde, hoşuna gitmeyen Anayasa Mahkemesi ya da Avrupa İnsan hakları Mahkemesi (AİHM) kararları hakkında kullanmayı pek sevdiği bir cümle vardır: “Bizim için yok hükmündedir”.
Hukuki olarak bir karşılığı olmasa da (karar verilmiş artık, var yani) siyasi olarak bir karşılığı vardı bu cümlenin. Çünkü AKP ve Erdoğan iktidardaydı (hâlâ öyle) yargı tümüyle kontrol altındaydı, dolayısıyla iktidar istediği kararı uygulayıp istemediği kararı uygulamıyordu. Osman Kavala, Selahattin Demirtaş, Can Atalay vakalarında bunu gördük.
İktidar için artık (daha doğrusu ne zamandır) belli ki bir zamanlar dillerinden düşürmedikleri seçmen iradesi de yok hükmünde. 2024 yerel seçimlerinden ikinci parti olarak çıkan ve pek çok belediyeyi kaybeden AKP, “yolsuzluk” kılıfı altındaki siyasi davalarla, kaybettiği belediye başkanlarını hapse atıp yerlerine kayyım atadı, kayyım atayamadığı durumlarda da türlü oyunlarla belediyelerin başkan vekilliklerini ele geçirdi (Üsküdar, Adalar gibi). Bu süreçte bazı CHP’li belediye başkanları da belli ki “AKP’ye geçmezsek hapse gireceğiz galiba” diyerek kapağı iktidar bloğuna atıverdi. Ya da kendilerine bu yönde bir “mesaj” geldi, bilemiyoruz. (Aydın örneğini sayabiliriz.)
Son olarak İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, 7 Ekim’de AKP Grup Toplantısı’nda Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın taktığı rozetle partiye katıldı. Hatırlanacaktır, Tugay, 2024 yerel seçimlerinde CHP’nin adayı olarak İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı seçilmiş, Haziran 2026’da ise CHP’den istifa ederek görevini bağımsız sürdürmeye başlamıştı.
Tugay’ın aday olarak gösterilmesi 2024 seçimleri öncesinde de CHP çevrelerince tartışılmış, “uygun” bir aday olmadığı eleştirileri dönemin Özgür Özel yönetimine iletilmişti. Uygun veya değil, çok uzun yıllardır CHP çizgisinde olan İzmir’in belediye başkanının AKP’ye geçmesi, elbette ayıplanacak bir tutum. Seçmen iradesini ilk olarak Cemil Tugay çöpe atmış oldu.
Ancak burada AKP-MHP cephesinin gerek yargı gerekse siyasette ve medyada yarattığı baskı ortamının payı olmadığı herhalde söylenemez.
İzmirli seçmenler doğal olarak tepkili, Üsküdar seçmenleri de öyle. AKP buradan nasıl bir “zafer” kazanmayı tasarlıyor acaba? Zira her şey herkesin gözü önünde oluyor, AKP seçmenleri dahil herkes durumun farkında.
İktidar bir yandan da Erdoğan’ı bir kez daha cumhurbaşkanı seçtirmenin hesaplarını yapıyor, bilindiği gibi. Eğer 2028’deki seçimler erkene alınırsa Erdoğan yeniden aday olabilecek, yoksa görev süresi bitmiş durumda. Erken seçim kararı için de TBMM’de belli bir çoğunluk gerekiyor.
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, geçtiğimiz haftalarda yaptığı sosyal medya paylaşımında erken seçimden bahsetmişti. Sonra açıklamasını tevil ederek şöyle dedi: “Önümüzdeki genel seçimlerin 2028 yılında zamanında yani döneminde ama kısa bir süre öne alınarak yapılacağı güçlü bir şekilde öngörülebilir. Bu öne alma da Cumhur İttifakının adayı olarak ilan edilen Cumhurbaşkanımız Erdoğan'a Anayasa'nın istisnai hükmü gereği son kez aday olma imkanı verecektir.”
Plan bu. Hukuki kombinasyonlar aranıyor. Ancak yine de belli ki AKP ve MHP’nin ek oya ihtiyacı olacak. MHP lideri Bahçeli’nin son açıklaması da bu çerçevede okunabilir. Şöyle dedi Bahçeli: “Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın bir daha aday olabilmesi için TBMM'de uygun zamanda ve azami mutabakatla seçimlerin yenilenmesi kararı alınmalıdır.”
Bahçeli, önümüzdeki beş yıllık dönem için partisinin siyasi formülünü de şu sözlerle açıkladı: “Yürütmede Erdoğan, yasamada Milliyetçi Hareket Partisi, Türkiye’de Cumhur İttifakı, dünyada Türk Partisi.”
Bağımsız medya ve iktidara yakın olmayan sosyal medya, zaten kapandı, belediyeler teker teker alınıyor. Parlamentoyu da kapatmaya galiba az kaldı.



