Geçen haftaki yazıda, son yıllarda Türkiye’de ve dışarıda gelişen şartlardan dolayı hem genel manada soykırım mefhumunun hem de özel manada Ermeni Soykırımı’nın zihinlerde ve eylemlerde geri planda kalıp kalmadığını tartışmıştım. Güzel bir tesadüf eseri gene geçen haftaki Agos’ta Ari Demircioğlu, tam da bakılması gereken bir yere, Paşinyan’ın geçtiğimiz senelerde yayınladığı 24 Nisan mesajlarına bakarak çok yerinde bir yazı yazdı. Onun sayesinde benim de dikkatim bu mesajlara çekilmiş oldu. Dolayısıyla, bu hafta bu konuya devam edelim.
Geçen hafta söylediğim bir şeyi tekrar ederek başlayalım. Türkiye’de kimilerinin iddia ettiğinin aksine Paşinyan da tabii ki Ermeni Soykırımı’na soykırım demeyi bırakmış değil ama Demircioğlu’nun da geçen hafta dikkat çektiği ve Paşinyan’ın 2022’den bu yana yayınladığı 24 Nisan mesajlarının gösterdiği üzere bir ton düşürme, yumuşa(t)ma, Türkiye’yi gücendirmeme çabası var. Mevcut şartlarda, mevcut süreç içerisinde bu çaba belli ölçülerde anlaşılır. Peki nedir o ölçüler?
Baştan şunu söyleyeyim ki ben Paşinyan’ın Ermenistan için çizmeye çalıştığı rotayı genel düzeyde doğru ve mâkul buluyorum. Ermenistan’ın etrafıyla kavga ederek bir yerlere varması mümkün değil. Ermenistan’ı daha müreffeh yapacak olan, barış ve onun getireceği istikrardır. Bu doğrultuda Paşinyan yönetiminin Türkiye (ve Azerbaycan’la) kalıcı bir uzlaşı araması da doğrudur. Bu tür süreçlerde bütün tarafların birtakım tavizler vermesi veya hedeflerinden vazgeçmesi de anlaşılır olduğundan Ermenistan hükümeti kalıcı barış için o veya şu konuda bazı tavizler de verebilir. Gelgelelim, burada yalnız Ermenistan hükümetinin veya Ermenistan’daki Ermenilerin değil dünya üzerinde Ermeni kimliğiyle az çok bağını koruyan her Ermeni’nin bir kırmızı çizgisi olmalıdır; o da soykırımın niteliğinden taviz vermemek, inkarcılığın değirmenine su taşımamaktır. Bu, somut bir politika meselesinin ötesinde bir onur meselesidir.
Bu doğrultuda 24 Nisan mesajlarının da kanımca belli bir çerçevesi olması lazım gelir. 24 Nisan mesajları, özellikle de Ermenistan hükümetini idare edenlerin mesajları asgari ve esas olanı vurgulamalı ve mümkün olduğunca onunla yetinmelidir. Bu işin esası da şudur: Ermeni halkı topluca sistematik bir kötülüğün kurbanı olarak binlerce senelik yurdundan silinmiş, çeşitli düzlemlerde hiçbir zaman telafi edilemeyen ve edilemeyecek kayıplara uğramış; birçok alanda hesaplanamayacak ölçüde geri kalmış, daha doğrusu geriye götürülmüştür; bugün Ermenistan ve bütün dünyadaki Ermeniler ne yaşıyorsa bunun en büyük belirleyici sebebi soykırımdır. Bunun ötesindeki tarihsel saptamalar, doğru olabilir, yanlış olabilir, tartışılabilir fakat 24 Nisan mesajları bunun için uygun bir mecra değildir.
Örneğin, soykırım neden oldu/olabildi sorusunun ele alınacağı yer 24 Nisan mesajı olmamalı. Siyasette, akademide Ermeni olanlar kadar olmayanlar da onlarca yıldır bu ve benzeri soruları tartışıyor, ortaya eserler koyuyorlar. Tartışmaya, üretmeye de devam edecekler. Hal böyleyken, bir sayfalık bir metinde bu soruların cevaplanması beklenemez, gerekli de değil. Misal, Paşinyan son açıklamasında soykırımda emperyalizmin rolüne dikkat çekiyor. En basit haliyle söyleyecek olursak tabii ki düvel-i muazzamanın Ermeni Soykırımı’nda oynadığı olumsuz bir rol olmuştur, sorumludurlar ama bunu bağlamına oturtmadan, önüyle arkasıyla anlatmadığınız zaman -ki bunu bir 24 Nisan mesajında yapmak mümkün değildir- sanki soykırımın sebebi veya faili Batı emperyalizmiymiş gibi 40 yıllık inkarcı tezlere meyledersiniz. Güncel muhataplarınıza sevimli görünmek için 24 Nisan anmalarında bu yorumlara girmeye gerek yok.
24 Nisan, soykırımın ağırlığının, kaybın büyüklüğünün hatırlanacağı, gerekli yasın tutulacağı bir gün olmalı ve bunun ötesine geçecek her söz asgari müştereğin kaybedilmesine sebep olabilir. Benzer şekilde, soykırım anma gününü güncel parti rekabetinin, seçimlerin vs malzemesi veya vesilesi yapmak da onun birleştirici gücünü zayıflatacağı için kaçınılması gereken bir tutumdur.
Bu söylediklerim, soykırıma takılıp kalmak, dipsiz bir melankoli ve nostalji denizine dalmak demek değildir ya da soykırımı uluslararası politikada güncel bir araç olarak kullanalım demek de değildir (Soykırımı politika aracı olarak kullanmak da kategorik olarak gayrimeşru değildir, nasıl yaptığınıza bağlı.) Bugün soykırımın, Ermenistan’ın tutacağı yönün belirleyicisi, diğer ülkelerle ilişkilerinin önkoşulu olması gerekmez, hatta bunları yapmak yanlış bile olabilir. Dolayısıyla, siyaset yapıcılar veya bir hükümet bunları tercih etmeyebilir ama soykırımın manevi ve ahlaki önemine, kurbanların hatırasına gölge düşüremez, onlara yapılanı “mâkul” veya olayların akışının ve politik tercihlerin, hele hele kurbanların politik tercihlerinin “normal” bir sonucu olarak gösteremez.


