Sözlerine dikkat etmesi gereken neden “Kürtler” olsun?
Geçtiğimiz ayın sonunda bazı Alevi isimler bir bildiri yayınlayarak, Abdullah Öcalan’ın Kürt sorunun çözümü bağlamında Yavuz Sultan Selim- İdrisi Bitlisi ittifakın atıfta bulunmasını eleştirdiler. Alevilerin hafızalarında katliamla özdeşleşmiş böyle bir ittifak imajının günümüzde kucaklayıcı bir barışın zemini olamayacağının altını çizdiler. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan da Eksen TV’ye verdiği röportajda bu isimleri ve bildiriyi eleştirdi. Gerçi bu sözlerin geçtiği İmralı tutanaklarının gerçek olmadığı söylendi ama zaten Öcalan daha önce de tarihteki bu ittifaka veya işbirliğine birden fazla kereler atıfta bulunmuştu. Bildiri ve Bakırhan’ın tepkisiyle ilgili değerlendirmeleri yapacağız ama ilk önce şunu sormadan geçemeyeceğim: bugünkü siyasi adımlar için 500 sene evvelsine atıfta bulunmaya ne gerek var? Hareketlerinizin, tercihlerinizin, ittifaklarınızın makul, meşru gerekçelerini bugünde bulmak yetmiyor mu? Üzerinde daha ayrıntılı durulması gereken bir konu ama tarihi bu şekilde kullanmak en okumuşundan en cahiline kadar herkesin başvurduğu bir yol ve bence zamanda bu kadar manasızca geriye gitmek ideolojik göz boyamadan başka bir şey değil.
Gelelim bildiriye. Türkiye’nin ve bölgenin hem tarihsel olarak en çok zulme uğramış hem de halen tehlikeye en açık topluluklarından Alevi toplumunun içinden böyle bir hassasiyet gösterilmesi anlaşılırdır ve makul karşılanmalıdır. DEM Parti yöneticileri de kendileri ve partileri hakkında söylenenlere pek tabii cevap vereceklerdir. Gerçi, bildiride partinin ismini anarak doğrudan bir itham yok. Bakırhan’ın aksine bildiride DEM Parti’yi Alevi karşıtı olmakla suçlayan bir ifade ben görmedim ama DEM Parti yöneticileri bildiride yanlış teşhisler konulduğunu veya partilerine haksızlık edildiğini düşünüyor olabilirler ve en doğal hakları olarak bunu düzletmek, şerh düşmek isteyebilirler. Gelgelelim, Tuncer Bakırhan’ın cevabındaki ton ve tavır, DEM Parti’nin geldiği geleneğin birleştiriciliğiyle, yapıcılığıyla uyumlu olmamıştır ne yazık ki. İlişkiler, duygular hassastır, kurmak için on yıllarca uğraştığınız bağlar, iki cümleyle bir anda zarar görebilir. Onun için her bir kelimeyi tartarak konuşmak gerek. İnsanlarda, “DEM Parti halkların kardeşliğinden vazgeçip devletin hamiliğine mi sığınıyor? Devletle ilişkilenince dili de mi devletleşiyor?” şüphesini yaratmamak lazım. Velhasıl, verilecek tepki, “nankörlük etmeyin” demek yerine belirtilen kaygıları anlayıp doğru sözlerle, açıklamalarla gidermek olmalıdır.
Ben bunları sosyal medyada dile getirince Kürtlerin yıllardır zulüm gören, zindanlara atılan taraf olmasına rağmen her zaman birleştirici dil kullandığını ama hâlâ sözlerinin tonuna dikkat etmesi gereken tarafın gene onlar olduğunu söylemenin haksızlık olduğunu söyleyenler oldu. Bu üzerinde durulması gereken bir husus ve bunun hakkında birbiriyle bağlantılı birkaç şey söylenebilir.
Birincisi, Kürtlerin baskı ve zulüm gördüğü tabii ki doğrudur ama dayanıştığı kesimler de onlar gibi ezilmiş, ötekileştirilmiş, marjinalize edilmiş gruplardır. Başka bir deyişle, Kürt hareketinin dayanıştığı gruplar egemen sınıfa dahil gruplar değillerdir. Dolayısıyla, zulüm görme hali üzerinden bu gruplardan herhangi biri diğerlerinden öncelikli bir yere yerleştirilemez. İkincisi, Kürt siyasi hareketi, demokrasi ve özgürlük davasının ve hedefinin bütünlüklü, ya herkes için olan ya kimse için olmayan bir dava olduğunu bilecek siyasi olgunluğa çoktan ulaşmış bir harekettir. Dolayısıyla, ezilmiş gruplarla dayanışmanın onlara yapılmış bir iyilikten öte ortak davaya hizmet olduğunu da bilir.
Üçüncüsü, bir siyasi ilişki veya yapı içinde daha hassas ve toleranslı davranması gereken, demokratik ilke ve tutum gereği, o ilişkinin görece büyük ve güçlü olan tarafıdır. Mesela, devletle Kürtler veya Kürt siyaseti ilişkisinde daha hassas davranması, sözlerine, eylemlerine daha dikkat etmesi gereken Kürtler değil devlettir. Aynı mantığı bu tarafa uyguladığımızda, baskı altındaki grupların ilişkilerinde ve dayanışmasında daha hassas ve düşünceli davranması gereken o ittifakın en güçlü bileşeni olan Kürt siyasi hareketidir. Evet, bu fazladan bir yüktür belki ama gücün getirdiği sorumluluktur.
DEM Parti’nin ve öncüllerinin bütün kimliklere zemin sağlayan siyaseti önemlidir, değerlidir. Bu dayanışma içinde daha hassas ve toleranslı tutum alması gereken Kürt hareketidir dedik ama sadece onların değil herkesin ve her kesimin bu zemini koruma gayretini ve hassasiyetini göstermesi, eğer demokrasi, eşitlik, özgürlük amacı varsa, hayatidir. Dolayısıyla, kimse kimsenin bir-iki sözüne bakarak köprüleri öyle kolayına atmasın. Günün sonunda devlet devlettir; halklar gene birbirine ihtiyaç duyar.


