Suriye, dördüncü bilanço
Savaşsızlık hâli süregeliyor, azımsanacak bir durum değil; bir kez daha altını çizelim: savaş yorgunluğu, ölmek ve öldürmekten yorulmak diye bir insanlık hâli mevcuttur. Ne var ki savaşsızlık illâki barış demek değil; tam aksine savaşsızlık kalıcı barışı perdeleyebilir, öteleyebilir, hatta engelleyebilir.
Kalıcı barışa erişme bağlamında memlekette ve Suriye’de her vatandaşı ve özellikle Kürt unsuru birebir ilgilendiren eşit vatandaşlık ve bunun olmazsa olmazları, çok farklı biçim ve yordamlarla ele alınıyor. Suriye’de görece temsiliyete doğru yol alınırken Türkiye’de tam teslimiyete doğru gidiliyor.
Oysa memleketteki hava her iki gidişatın da teslimiyet yönünde olduğu. Bu Suriye gerçekleriyle örtüşmüyor. Elbette özerk yönetim artık yok ve Şam’la bütünleşmenin müzakeresi yapılıyor ama müzakere yapılıyor, Türkiye’deki hayhuyun aksine. Bunda ABD ve Fransa’nın müzakereci taraflar üzerindeki etkisi de var.
Özerk yönetim yetkililerinin Rojava davasını “sattığını” düşünenler orada olup biteni bir çırpıda Türkiye’de cereyan eden ve dünyada eşi benzeri olmayan süreçle aynı kefeye koyuveriyor, hatta Rojava’da olanların kuzeydeki teslimiyetin doğal uzantısı olduğunu öne sürüyor. Bu acele hükmün ardında özerk yönetim ve SDG’nin Ocak ayında ışık hızıyla tasfiye olmaya başlaması var elbette. Ne var ki iş daha bitmiş değil. Her konuda müzakere sürüyor.
Karşılaştırma faslında, Türkiye’dekilerin aksine Suriye’de Kürtler, her ne kadar Sünnî ve Alevî Araplarla pek dost olmasalar da onlarla doğrudan savaşmadılar, daha ziyade yerli ve yabancı vekilleriyle savaştılar. Birlikte yaşamaları nispeten daha külfetsiz olacak.
***
Mıntıkadan gelen bilgiler şöyle: en temel üç konu Kürtçe dilinde eğitim, ahalinin güvenliği ve Kürtlerin çoğunluk oluşturduğu yerlerde yönetimde söz sahibi olmaları. Bugün ilk konunun üzerinde duralım zira okullar açıldı. Diğer iki konuyu sonraki bilançoda ele alalım.
Dil eğitiminde memleket basınındaki “haftada iki-üç saat ve seçmeli” iddiası tam öyle değil. Konu kıyasıya müzakere ediliyor. Rojava’da 2015’ten bu yana Kürt öğrencilerin bütün derslerde eğitim dili Kürtçe. Özerk yönetim bölgesinde bütün unsurları kapsayan ve her seviyeden 900 bin öğrenci sözkonusuydu. Bugün hâlâ, 2026–2027 öğretim yılı için örneğin Haseke vilâyetinde bulunan 2317 okulda 410.506 öğrencinin 241.081’i Kürtçe eğitim görmesi gerekiyor.
Bütün eğitim sistemi Şam’a bağlı ancak sabık Rojava Eğitim Dairesi hâlen faaliyette, derslikler, öğretmenler yerli yerinde. Yüzde doksanı Kürt olan binlerce öğretmen lisanslarını almak üzere eğitim görüyor. Bu lisanslar Şam tarafından tanınacak. Kamışlı ve Kobane Üniversiteleri yeni eğitim yılına hazır.
Dil konusunda aşılması olanaksız çıplak gerçekler var: on bir yıldır her seviyede Kürtçe eğitim alan öğrencinin Şam ve Ankara istemedi diye Arapça tedrisata geçmesi ve o gülünç “iki-üç saat seçmeli” Kürtçe ile yetinmesi olası değil. Kürtlerin bu dayatmayı kabullenmesi sözkonusu olmadığı gibi Şam’ın teknik ve personel olanağı da yok. Sorunun Ankara açısından gayet nazik olduğu ve Rojava’nın emsal oluşturmasından büyük rahatsızlık duyulduğu mâlum.
Eğer Şam zorla Kürtçeyi eğitim dili olmaktan men ederse Kürtler Baas dönemindeki “evlerde eğitim” modeline geri dönebilir. Ve bu defa, kazandıkları deneyim sayesinde Belgrad’ın 1989’da Kosova’nın özerkliğini iptal edip Arnavutçayı yasaklamasıyla kurulan “Paralel Eğitim Sistemi” benzeri yapıya geçebilirler.
***
Kuzey Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin olduğu gibi ayakta kalması maalesef mümkün değildi. Aksini iddia etmek gerçekleri reddetmek demek. Batı, Rojava’yı DAEŞ’e karşı kullandı, Baas düşünce devletdışı özerk yapıya Suriye devletini tercih etti. O andan itibaren askerî desteğini çekti. Koşut olarak SDG’nin Arap bileşenleri Şam’ı Kamışlı’ya tercih ettiler. Halep’in iki Kürt yerleşimindeki katliam provası Rojava yönetiminin verdiği tavizlerle yeni bir çatışmaya evrilmedi. Bu gelişmelerde Ankara’nın muazzam baskısını hafife almamak gerekiyor.
Komşuda Sünni Arap çoğunluğun dışındakiler Nusayrî, Dürzî, laik, Türkmen ve Gayrimüslimlere gelince, savaşsızlık ve şiddetsizlik hâli birkaç istisna dışında her yer ve herkes için geçerli. Ne var ki bu, “ne savaş ne barış” hâli. İçinin eşit vatandaşlığın gerekleriyle doldurulması bekleniyor; bunun da yegâne yolu çoğulcu yeni Anayasa! Muhalif hatta düşman cenahlara bakınca kolay görünmese de olamaz değil.


