Komşuda içsavaş 2024’te Beşar Esad’ın kaçması ve İdlib güçlerinin Şam’a girmesiyle bitti. 8 Aralık Baas rejiminden Kurtuluş Günü ilân edildi. Diğer kilometre taşı, TSK destekli Şam güçlerinin ABD dayatmasıyla 30 Ocak’ta Kürtlerin başını çektiği Suriye Demokratik Güçleri ile akdettiği anlaşma.
Aralık 2024 ile Ocak 2026 arasında özellikle Nusayrîler, Kürtler ve Dürzîlere yönelik intikam tınılı şiddet sürdü. Ne var ki içsavaş kaldığı yerden devam etmedi, muhtemelen de etmeyecek. “Savaş yorgunluğu” olarak bilinen ruh ve şuur hâlini azımsamamak gerek. Yine de Suriye’ye istikrar, huzur gelmiş değil; “ne savaş ne barış” denilen durum söz konusu. Bugün itibariyle yegâne kazanım eskisi kadar insan ölmüyor olması.
Sahaya bakarsak, eldeki kıt veriler şöyle.
Suriye Kürdistan’ı tıpkı Dürzî ve Nusayrîlerin yaşadıkları nispeten homojen bölgeler gibi Türkiye sınırının güneyinde bulunan kadim topraklarında oluşacak… Eğer Ankara razı olursa.
Bölgenin tekrardan oluşmasını ilanihaye engellemek pek mümkün görünmüyor, zira Kürtlerin gidecek başka yeri yok. TSK’nın, 2019 Barış Pınarı Harekâtı sonucu denetimi altına aldığı Serêkaniyê (Ras al-Ayn) ve Girê Spî (Tell Abyad) kasabalarını Şam’a geri verdiği söylentisi var. Oralardan kovulan Kürtlerin dönüşü yavaş da olsa gerçekleşiyor ama yurtları bıraktıkları gibi değil, talana uğramış halde.
İkincisi, 30 Ocak anlaşması silahsızlanma öngörmüyor ve son tahlilde silahlarını dış hasımlara karşı değil Suriye içinde kendilerini korumak için muhafaza edecekler.
Üçüncüsü, Halep’in iki kadim Kürt mahallesine saldırı ve Kobani’nin ablukası sonrası yakın tarihte görülmemiş bir devletler ve kamuoyları desteği ortaya çıktı. Buna Irak Kürdistanı desteğini de dâhil etmek gerekiyor, bu da bir ilk. Münih Güvenlik Konferansı ve Avrupa Parlamentosunda Suriyeli Kürtlerin görünürlüğü ve temasları sonucu elde ettikleri meşruiyet ilerisi için fevkalade önemli.
Yine de uluslararası prestij ve kâğıt üzerindeki taahhüt mıntıkada olan bitenle uyumlu değil. 30 Ocak anlaşmasındaki “bölgesellik” bahsinin lâyıkıyla hayata geçmesi için Kürt bölgesinin karasal anlamda kesintisiz olması, bunun için de TSK’nın Afrin ile Cerablus–al-Bab–Azaz üçgeninden de çıkması, Kobani ablukasının da tamamen kaldırılması gerekiyor. Ve elbette Türkiye sınırının açılması.
İstikrar askerî düzenlemelerden ibaret de değil. Geçici cumhurbaşkanı al-Şara’nın kararname yoluyla “ihsan ettiği” ayrıcalıklarla ilerlemek mümkün değil. Örneğin Kürtlere tanınan dil hakkı ve müstakbel yerellik al-Şara’nın iki dudağı arasından çıkanla sınırlı. Bu keyfîdir, sürdürülebilir değildir.
Arap ve Kürtler ile birlikte diğer unsurlar, Nusayrîler, Dürzîler, Gayrimüslimler, Türkmenlerin farklılıklarıyla eşit vatandaşlık temelinde geleceklerini inşa etmelerinin yolu her türlü dış baskıdan bağımsız anayasa yazımından geçiyor. Suriye’nin rüştünü ispat ederek bu yeni anayasayı yapması elzem. Ne var ki Şam’daki verili duruma bakınca Suriye bağımsız bir memleket gibi görünmüyor.
Engellere rağmen ve idarî yapı ademimerkeziyetçi olsun ya da olmasın, merkezce biçimlendirilmesi olanak dışı konular mevcut. Bunların başında eğitim, malî kaynaklara erişim ve inanç özgürlüğü geliyor.
Arabofon Suriye’de Kürtler açısından en nazik konu eğitim. Sabık Özerk Yönetimin okullarında anaokulundan üniversiteye kadar 800 bin öğrenci olduğu söyleniyor. Bunların kaçta kaçı Kürtçe tedrisata bağlı idi belli olmasa da Kürtçe eğitimin Şam tarafından yönetilmesi tek kelimeyle olanaksız. Ne niyet ne kaynak ne de deneyim var.
Bütün farklı bölgeleri ilgilendiren diğer hayatî konu yerel yönetimlerin sahip olacakları malî kaynaklar, yani malî ademimerkeziyet. Bu, yerelde kaldırılacak vergi de demek. Çok çetin konu ama merkezle yerel arasında bir ortayol bulunamazsa istikrar zor.
İnanç özgürlüğü de aynı şekilde; pek çok din, mezhep barındıran Suriye’de Sünni İslâmın kaskatı yorumuyla yönlendirilebilmesi mümkün değil.
Gelen haberlerden Şam’daki geçici idarenin ne zikrettiğim konulara vakıf olduğu ne 30 Ocak anlaşması uyarınca gerçekleşmesi beklenen askerî ve idarî bütünleşmeye razı olduğu anlaşılıyor. Eğer Şam merkeziyetçi ve tekçi idare biçimini dayatmaya yeltenirse belki içsavaş yeniden başlamaz ama Suriye de kalıcı bir istikrar ve huzura kavuşmaz.
Suriye’ye ve esasen bütün mahalleye egemen olan inatlaşma, şiddetperverlik ve sonuçta akılsızlık, İran kâbusuyla daha beter mi olur yoksa hayatta kalma refleksiyle dönüşür mü, göreceğiz.


