Suriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz
Suriye’de, ağırlığını ülkedeki Kürt grupların oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Şam Geçici Hükümeti arasında haftalar süren çatışmalardan sonra anlaşma sağlandı. Şam güçleri SDG’nin elinde tuttuğu bazı kritik kentlere (Haseke ve Kamışlı) girdiler. SDG şu aşamada bazı birliklerini merkezi hükümet çatısı altında da olsa koruyor.
Şimdilik tüm taraflar anlaşmadan memnun görünüyor. Daha doğrusu Kürt güçleri isteksizce de olsa böyle bir anlaşmaya varmak durumunda kaldı. Çünkü karşılarında bir anda Türkiye, ABD, İsrail ve Şam Geçici Hükümeti’ni buldular.
Böylece çatışmalar sürerken bilhassa Hükümet tarafından DEM Parti’ye yönelik yeniden dolaşıma sokulan karalayıcı dil de son buldu ve içinde bulunduğumuz (iktidarın “Terörsüz Türkiye” diye adlandırdığı, benimse “İmralı Süreci” demeyi uygun bulduğum) gidişatı başlatan MHP lideri Bahçeli yeniden dikkat çekici bir açıklama yaptı.
Şöyle dedi Bahçeli: “Anadolu huzura, (Abdullah) Öcalan umuda, Ahmetler (Özer ve Türk) makama, (Selahattin) Demirtaş yuvasına dönünceye kadar kararımız nettir.”
Zamanlamayı gözden kaçırmak imkânsız. Zira SDG ile Şam Geçici Hükümeti arasında çatışmalar sürerken Türkiye’de “süreç” adeta sessizliğe bürünmüş, hiçbir somut gelişme olmamış, sadece DEM Parti’den uyarılar gelmişti.
Tüm bu haftalar boyunca Öcalan’ın da herhangi bir açıklamasına rastlayamadık. Oysa çatışmalar daha yeni şiddetlenmişken DEM Parti İmralı heyeti Öcalan ile görüşmüş, döndüklerinde kısa sürede bir açıklama yapacaklarını söylemişlerdi. Böyle bir açıklama da olmadı.
Sonuçta SDG ile Şam anlaştıktan sonra Bahçeli’den az önce aktardığım çıkış geldi. Bakıldığında bunların hepsi, ayrı ayrı, önceden söylediği şeylerdi, şimdi bir bütün ya da paket olarak gündeme geldi. Yani Öcalan’a umut hakkı, Ahmet Özer ve Ahmet Türk’ün görevlerine iade edilmesi ve Selahattin Demirtaş’ın tahliye edilmesi.
Bu sözlere bu yazı yazıldığı ana kadar iktidar cephesinden herhangi bir değerlendirme gelmemişti. Ancak ertesi gün toplanan “Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu”nun Meclis’teki toplantısı sonrasında konuşan MHP’li Feti Yıldız şunları söyledi: “Umut hakkı konusunda uzlaştık. Bir problem yok. Zaten AİHM kararları umut hakkından bahsediyor. Bizim raporumuzda AİHM kararlarına uyma tavsiye edilecek zaten. Onun içinde umut hakkı da var." Yıldız hangi partilerle uzlaşıldığını açıklamadı. CHP'li Murat Emir ise temkinli konuşarak "Somut bir şey söylemek için erken, sonuca yaklaştık diyebiliriz" ifadelerini kullandı.
Kısaca özetleyecek olursak AİHM müktesebatına göre ‘Umut hakkı’na sahip olan kişinin belirli bir infaz süresinden sonra durumu yeniden gözden geçiriliyor. Yani Öcalan’ın koşullarında bir değişiklik gündemde. Demirtaş konusunda nasıl bir adım atılacağı ya da bir adım atılıp atılmayacağı ise hâlâ büyük bir soru işareti.
Tüm bu gelişmeler ışığında Bahçeli’nin, ya da iktidarın, ya da devletin, bu süreci başlatırken asıl dikkate aldıkları denklemin Suriye olduğunu söyleyebiliriz. Ankara, sınırlarında Öcalan ve PKK’ye yakın fikriyatta bir Kürt bölgesi istemiyor. Bu, devletin birinci önceliği olarak saptanmış. Denebilir ki Bahçeli ve Erdoğan’ın “Terörsüz Türkiye” sürecinden siyasi bir beklentisi yok mu, seçimlere yönelik? Bu mümkün ama hayli ileriye dönük bir varsayım ve sürecin mevcut yürütülüş biçimi, Kürt seçmenler açısından henüz Erdoğan’ı gözde bir siyasetçi yapmış değil.
Peki Feti Yıldız bunları söylerken, çizgi romanlardaki klişeyi kullanırsak “o esnada başka bir yerde” neler oluyordu?
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca ‘casusluk’ suçlamasıyla yürütülen soruşturma kapsamında, tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu dört isim hakkında iddianame hazırlandı. Suçlama yöneltilen isimler arasında İmamoğlu’nun seçim kampanyası direktörü Necati Özkan ve gözaltına alındığında TELE1 genel yayın yönetmeni olan Merdan Yanardağ da var. Aynı gün Ekrem İmamoğlu'nun eşi Dilek İmamoğlu’nun kardeşi Ali Kaya uyuşturucu soruşturmasında gözaltına alındı.
4 Şubat'ta açıklama yapan Dilek İmamoğlu "itibar zedelemek, kamuoyunda algı yaratmak ve siyasi hesaplar uğruna her türlü iftira ve karalama yöntemine başvuruluyor" dedi.
Tüm bunlar olurken Osman Kavala, 3 bin 18 gündür hapisteydi. Gezi tutukluları Çiğdem Mater, Tayfun Kahraman, Can Atalay ve Mine Özerden de Nisan 2022’den beri hapisteler.
Kürt meselesi şu ya da bu vesileyle çözülsün, adil ve “gerçek” bir çözüm için hepimiz elimizi taşın altına koyalım. Ama “o esnada başka bir yerde” olanları unutmadan, herkes için özgürlük talebinden vazgeçmeden.

