Yüzde 59 gibi yüksek bir katılım oranıyla gerçekleşen seçimde Ermenistan vatandaşları, görevdeki Başbakan Nikol Paşinyan’a olan güvenlerini bir kez daha teyit etti. Paşinyan’ın Sivil Sözleşme Partisi oyların yüzde 49,8’ini alarak seçimleri kazandı. 2018 Kadife Devrimi ile iktidara gelen, 2020’deki İkinci Karabağ Savaşı yenilgisi ve ardından 2023’te Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ’daki etnik temizlik süreçlerinde ülkenin başında olan Paşinyan’a üçüncü kez yönetim yetkisi veren bu sonuç etkileyici bir başarıya işaret ediyor. Uluslararası gözlemciler seçim sonuçlarını etkilemek amacıyla devletin idari imkânlarının kullanıldığına dikkat çekmiş olsalar da, otoriter rejimlerin hâkim olduğu bir bölgede böyle bir seçimin yapılmış olması başlı başına kayda değer bir demokratik çaba.
Ermenistan seçmeni neden Paşinyan’a güvenmeyi tercih etti? Günün sonunda, Paşinyan, geçmişten nasıl sıyrılınacağını ve yenilginin üstesinden nasıl gelineceğini, ülkedeki diğer siyasetçilerden çok daha iyi idrak etti ve geleceğe dair bir vizyon ortaya koydu. Ermenistan’ın ne gerekli kaynaklara ne de dış müttefiklere sahip olduğu bir ortamda, ülkenin tüm enerjisini kaybedilmiş bir davayla tüketmektense, barış vaat etti; komşu Azerbaycan ve Türkiye ile ilişkileri normalleştirmeyi ve Ermenistan’ı 35 yıldır içinde bulunduğu bölgesel izolasyondan çıkarmayı hedefledi.
Ermenistan tarihinde, bugüne dek üçüncü dönem için görev yetkisine talip olan tek lider Serj Sarkisyan olmuştu. Ancak Sarkisyan, 2018 yılındaki halk ayaklanmasıyla hızla devrilmişti. İşin ironik yanı, Sarkisyan bizzat kendisi iktidarda kalabilmek için sınırsız görev süresine imkân tanıyan bir anayasal ‘reform’ yapmıştı; bugün bu düzenlemeden yararlanan ise Kadife Devrim’in lideri oldu.
Siyasette yeni bir sima olan, Rusya ile finansal bağları bulunan oligark Samvel Karapetyan, oyların yüzde 23,2’sini aldı. Eski Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan’ın başını çektiği ve ARF Ermeni Devrimci Federasyonunu (Taşnaktsutyun Partisi) da içeren “Ermenistan İttifakı” ise yüzde 9,9’luk bir oyla seçimi tamamladı.
Rusya yanlısı partilerin oyları
Parlamentoya girmeyi başaran her iki muhalefet partisi de Rusya yanlısı bir pozisyona sahip. Rus siyasetçilerin Ermenistan’a şantaj yaptığı, meyve ve sebze ithalatını engellediği, doğal gaz fiyatlarını iki katına çıkarmakla tehdit ettiği bir dönemde, Rusya ile ilişkilerin iyileştireceğine dair vaatlerde bulunan bu iki muhalefet partisinin bu kadar oy alabilmiş olmaları şaşırtıcı. Rus liderliği bariz şekilde öfkeli ve Ermenistan’ı “cezalandırmak” arzusunda. Güney Kafkasya’daki jeopolitik durumun büyük ölçüde kendi politikaları nedeniyle değiştiğini kavramaktan uzaklar. Zira Rusya, 2020 ile 2023 yılları arasında yaşanan savaşlar sırasında Ermenileri ve Dağlık Karabağ’ı Azerbaycan-Türkiye ittifakı karşısında kendi kaderine terk etti ve yenilgiye uğramalarına göz yumdu.
Paşinyan’ı rakibi kendisi
Nikol Paşinyan’ın bu seçimdeki en büyük rakibi Rusya yanlısı muhalefet değil, bizzat kendisi idi. Her ne kadar siyasi değişimin gerekliliğini kavramış olsa da, süregelen savaşlar ve [Karabağlı] mültecilerin ülkeye sığınmasının ardından Ermenistan’ı istikrara kavuşturacak yeni bir vizyon ortaya koymuş olsa da, çoğu zaman fazlasıyla ileri gitti. Politika değişikliğinin nedenlerini anlatmak yerine, “Gerçek Ermenistan” olarak adlandırdığı yeni bir “ideoloji” yaratmak için vaktini ve enerjisini harcadı. Paşinyan, bu girişiminin bir parçası olarak, 1915 Soykırımı dâhil olmak üzere Ermeni tarihini yeniden yazmaya çalışıyor. Oysa kendisinin bu konuda ne bir yetkinliği ne de bir yetkisi bulunuyor. Paşinyan, Ermeni ulus bilincini ve kimliğini temsil eden sembollere ölçüsüzce saldırarak, milliyetçilik ve kimlik temelinde kendisine muhalefet edenler için gereksiz bir meşru alan açıyor. Bu görüş bilhassa kentli ve eğitimli sınıflar ve gençler arasında karşılık buluyor; zira bu kesim, Paşinyan’ın vaat ettiği güvenlik ve refahı gerçekten sağlayabileceğine kuşkuyla yaklaşıyor.
Paşinyan’ın bir diğer sorunu ise diline hâkim olamaması. Dağlık Karabağ’dan ülkeye sığınan mültecilere karşı sıklıkla sert çıkışlar içeren bir tavır sergiliyor. Metroda karşılaştığı bir mülteci kadın ya da bir savaş gazisi için, kendi topraklarını savunmadıkları gerekçesiyle “kaçaklar” ifadesini kullanabiliyor. Karabağlı mültecileri hedef alan bu türden popülist söylemler, kısa vadede mültecilerden hoşlanmayan kimi kesimlerden kendisine oy kazandırabilir, ancak eğitimli kesimler arasında derin bir güvensizlik de yaratabilir.
Mutlak zafer anlamına gelmiyor
Sonuç itibariyle, 2026 parlamento seçimlerinden galip çıkan Paşinyan olabilir, ancak bu mutlak bir zafer anlamına gelmiyor. Oyların üçte birini almayı başaran muhalefet, Paşinyan’ın vaat ettiği anayasa reformu gibi önemli kararları bloke edebilecek güce sahip. Bu durum esasında Ermenistan’ın parlamenter demokrasisi bakımından olumlu bir gelişme. Bundan böyle, iktidar partisi ve muhalefetin birbiriyle konuşması, müzakere etmesi ve uzlaşma yolları bulması gerekecek. Peki, muhalefet bu fırsatı kullanabilecek mi? Ve Ermenistan’ın ülkede “ya bizdensin ya onlardan” mantığıyla ilerleyen kutuplaşmayı aşmasına yardımcı olacak mı?
Paşinyan’ın vaat ettiği anayasa reformları, dış politika ve güvenlik kaygılarına dayanıyor. Bu süreçte Azerbaycan ve Türkiye, Ermenistan’dan daha da fazla taviz vermesini talep ediyor; örneğin, Ermenistan anayasasının Dağlık Karabağ’a dair herhangi bir atıf içeren ifadelerden tamamen arındırılmasını istiyorlar. Tüm bunlar olurken, bir yandan da Azerbaycan, son savaşta işgal ettiği Dağlık Karabağ’da Ermeni kimliğine dair kalan son izleri de yok etmeye devam ediyor: kiliseler, mezarlıklar, köyler, ve Stepanakert’in tüm mahalleleri.
Ankara’nın iki seçeneği var
Artık seçimler geride kaldığına göre, Ermenistan tarihinin bir sonraki bölümünün nasıl yazılacağı büyük ölçüde Türkiye’nin ne yapacağına bağlı olacak. Ankara’nın önünde iki seçenek var: Ya olumlu adımlar atarak kapalı sınırı açacak ve Ermenistan’ın ulaşım hatlarını Avrupa’ya bağlayacak ya da Ermenistan’a karşı olumsuz politikalar izlemeye devam ederek ablukayı sürdürecek ve Ermenistan’ı bir kez daha Rusya’nın kucağına itecek. Türkiye bunu bağımsızlığın ilk yıllarında zaten bir kez yapmıştı.
(İngilizceden çeviren: Burcu Becermen)




