Türkiye'de kuduz tartışması - 1

Geçtiğimiz hafta Diyarbakır Sur'un Büyükadı Mahallesi'nde üç yaşında bir kız çocuğu kuduz teşhisiyle entübe edildi ve hayatını kaybetti. Önce durup şunu söylemek gerekiyor; üç yaşında bir çocuk öldü. Bir evde hiçbir şeyle dolmayacak bir boşluk açıldı; bu kaybın ağırlığını hiçbir istatistik hafifletemez. Diyarbakır Valiliği'nin açıklamasına göre çocuk yaklaşık dört ay önce bir kedi tarafından tırmalanmış, 10 Ağustos'ta rahatsızlanınca hastaneye başvurulmuş, 13 Ağustos'ta kuduz testi sonucu pozitif çıkmıştı. Vakanın ardından temaslı taraması yapıldı, elliye yakın kişi koruyucu aşıya yönlendirildi. Kuduza dair çok önemli bir bilgi var burada. bir Belirtiler başladıktan sonra kuduzun tedavisi yok, ama temasın ardından zamanında yapılan aşı ölümü neredeyse tamamen önlüyor. Resmî anlatıda eksik olan tek şey en can alıcı olan bu bilgi. Çocuğun tırmalanması ile 10 Ağustos arasındaki dört ayda, yani aşının hâlâ hayat kurtarabileceği o uzun sürede ne oldu? Bunu bilmiyoruz.
Aşı zinciri ve iki ölüm
Enfeksiyon hastalıkları uzmanı Bülent Ertuğrul'un aktardığına göre Türkiye'de son on yılda kediden kaynaklı tek bir kuduz olgusu bile görülmemişti. Demek ki bu ölüm olağan bir riskin değil, istisnai bir aksamanın sonucu. Ne var ki aksama tek seferlik de değil. Geçtiğimiz kasım ayında Diyarbakır Ergani'de köpek saldırısına uğrayan on yedi yaşında bir genç de kuduzdan hayatını kaybetmişti. Bir yılda bir çocuk ve bir genç öldü. Oysa riskli her temasın ardından işleyecek basit bir koruma zinciri var. Yaranın hemen yıkanması, sağlık kuruluşuna başvuru, aşının dozlarının ihmal edilmeden ve vaktinde uygulatılması hayat kurtarıcı. Zincir eksiksiz işlediğinde kuduzdan ölüm neredeyse hiç görülmüyor. O zaman şunu sormamız gerekiyor: Kuduzdan öldüğü iddia edilen bu kişide, tedavi zinciri hangi noktada aksadı? Bu soruyu sormak, iki ölümü kapatılacak birer dosya saymamanın, ailelerin acısına gösterilecek asgari özenin gereği. Kamuoyu önünde verilmiş bir yanıt yok. Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası ise bu zincirin başka bir halkasına işaret etti. Sendikaya ulaşan bilgilere göre sosyal güvencesi olmayanlardan ve yabancı uyruklulardan kuduz aşısı için ücret isteniyordu. Sendika, uygulamanın kaldırılması ve aşının herkese ücretsiz sunulması için Sağlık Bakanlığı'na başvurdu. Parası ya da güvencesi olmadığı için aşıya ulaşamayan biri, zincirin daha ilk halkasında dışarıda kalıyor.
Veriler ve söylentiler
Bir çocuğun kuduzdan öldüğü bir ülkede korkuyu küçümsemeye kimsenin hakkı yok. Çocuğunu parka gönderirken tedirginlik duyan bir annenin, babanın kaygısı gerçek ve meşru. Ama o kaygıya ve acıya asıl saygının, korkuyu köpürtmekten değil, gerçek tabloyu ortaya koymaktan geçtiğine inanıyorum. Bir çocuğun kuduzdan öldüğü bir ülkede korkuyu küçümsemeye kimsenin hakkı yok. Çocuğunu parka gönderen bir annenin tedirginliği gerçek ve meşru. O kaygıya asıl saygı, tabloyu olduğu gibi ortaya koymak. Türk Veteriner Hekimleri Birliği Başkanı Ali Eroğlu, kuduzun saptandığı odak sayısının, resmî deyişle mihrağın, 2014'te 529 iken 2026'da 90'a indiğini açıkladı. Ancak bu açıklamanın daha bilgilendirici ve hayvanlara düşmanlığı körükleyici dilden arınması gerekiyor. Önce şu terimi netleştirmek gerekiyor. Kuduz konusunda “mihrak” bir hayvan değildir, kuduzun bir hayvanda doğrulandığı yerdir. TVHB’nin paylaştığı sayılar ne öldürülen hayvanları yansıtıyor, ne olası bulaş riskine karşı alınabilecek (ama alınmayan) tedbirleri. Yalnızca denetimin hastalığı yakaladığı noktaları anlatıyor rakamlar. Sayılardaki düşüşün nedeni ise açık; sayıyı aşağı çeken, yaban hayatına havadan atılan yemlerle ağızdan aşılama. Batı Anadolu'da bugün doğrulanmış mihrak yok! 2008 yılından bu yana sürdürülen Oral Aşı Temini Projesi başlamadan önce aşılama alanında 194 olan pozitif numune sayısı 2020'de 90'a, 2021'de 11'e indi, 2022'de yalnızca 2 pozitif numune görüldü.
TVHB’nin paylaştığı bulaşma zincirini de dikkatli okumamız gerekiyor. Kuduz kurttan, çakaldan, tilkiden çiftlik hayvanlarına, oradan kediyle köpeğe ulaşabiliyor. Buradan çıkan en doğrdan ve doğru sonuç, sokaktaki kediyle köpeğin salgının kaynağı olmadığı. Ama aynı cümle suçu bu kez tilkiyle kurda yıkabilir, şehirdeki köpeği aklarken yabandaki hayvanı düşmanlaştırabilir. Oysa tilki de köpek kadar bu hastalığın taşıyıcısı, o kadar da kurbanı. Hangi türü hedefe koyarsak koyalım, altında aynı refleks yatar. Hastalığı bir canlıyı yok ederek durdurmak refleksi, varsa böyle bir sorunu daha da büyütmekten başka hiçbir şeye yaramaz. Tek çözüm, aşı. Hem veriler, hem farklı coğrafyaların tecrübelerinin gösterdiği tek gerçek bu.
Ama medya eliyle köpürtülen hayvan korkusu ve düşmanlığı, akıl yürütmenin önüne geçip yanlış hedefe işaret edebiliyor. Şubat ayında bazı haber siteleri ve sosyal medya hesapları İstanbul'da kuduz patlaması olduğunu yazdı. İstanbul Valiliği yazılı açıklama yapmak zorunda kaldı. Son kuduz vakası 2007'de görülmüş, o tarihten beri hiçbir canlıya kuduz teşhisi konulmamıştı. Peki “kuduzun patladığı” haberleri nereden çıktı? 2025'te 123 bin 538 kişiye aşı yapılmış. Bu aşıların tamamı, ısırılan ya da tırmalanan herkese hayvan hasta olsun olmasın uygulanan tedbir aşısıydı. Yani 100’den fazla insanın aşılanması, hastalığı değil, hayvanla temasta ısırıkları, tırmalamaları, bunlar etrafında büyütülen tedirginliği ölçüyordu. Aşı sayısını vâkâ gibi okumak, termometreyi yükselin ateşin nedeni sanmaya benziyor. Kaygılı bir kamuoyuna abartılmış sayı sunmak kaygıyı yatıştırmaz, aksine büyütür, öfke ve beklentileri de yanlış hedefe yöneltir.
Amaç yaşatmaksa, tek bir çözüm var: Yaygın aşılama
Hayvanların aleyhine söylentilerle korku dünyasının şekillenmesi yeni değil. Bu ülkede köpeklerin tarihinde korkunun, hastalıktan hep daha hızlı yayıldığını söyleyebiliriz. 1910’daki büyük kıyımın, Hayırsızada tehcirinin ardındaki söylentilerden bugüne değişmeyen bir örüntü bu. 1920'lerin İstanbul gazeteleri birer kuduz korkusu bülteni gibi çalışıyor, hastalığın şehre dışarıdan geldiğini, köpekler yüzünden çocukların okula korkuyla gittiğini yazıyordu. Bugün aynı dil sosyal medyada dolaşıyor. Diyarbakır'daki çocuğun ölümünün ardından mahallede hayvanlar aşılandı; ama aynı anda sokaktaki kedilerin ve köpeklerin toplanması için çalışma başlatıldı. Oysa kediler ve köpekler, hastalığın taşıyıcısı değiller. Dünya Sağlık Örgütü'nün on yıllardır biriken verisi de bunu söylüyor; itlafla hayvan sayısını azaltmak hastalığı önlemez. Kuduzun görülme sıklığını asıl düşüren şey, kitlesel aşılama. Türkiye'nin kendi tecübesi de bu yönde. Mihrak sayısını yüzde 84 düşüren toplama ya da itlaf değil, aşıydı.
Çocukları koruyan önlemler alınıyor mu?
Korku ile kamu sağlığı arasındaki fark da tam burada yatıyor. Korku bir suçlu arar, kamu sağlığı koruyucu bir zincir kurar. Kentin bütün kedilerini şüpheli ilan etmek, yitirilen çocuğu geri getirmediği gibi bir sonraki çocuğu da korumaz. Bir sonraki çocuğu koruyacak şeyler belli; her riskli temastan sonra eksiksiz uygulanan aşı, sağlık güvencesi olsun olmasın istisnasız herkes için erişim, yaban hayatında ağızdan aşılama, mahalledeki hayvanların düzenli aşılanması ve paniği değil bilgiyi çoğaltan bir kamusal dil gerekiyor. Kuduz, insan ve hayvan sağlığının birbirinden ayrılamayacağını gösteren en eski hastalıklardan biri. Çocukları korumakla hayvanları korumak aynı zincirin iç içe geçmiş halkaları aslında. Yitirdiğimiz o küçük kızın ve o gencin hatırasına gösterilebilecek en büyük saygı, korkuyu büyütmekten değil. o zinciri hiçbir çocuk için bir daha kopmayacak biçimde örmekten geçiyor.
*Hayvan Günlükleri, resmî arşivlerde yer verilmeyen, yaşamı ve ölümü kayıtlara geçmeyen, sessiz bırakılan hayvanların izini takip ediyor. Onları kuşatan şiddet, ihtimam, adalet ve sermaye ilişkilerine, açtıkları sorularına ve onlarla kurduğumuz bağlara kulak veriyor. Sesli katmanı, Dört Ayaklı Şehir Radyosu'ndaki Sesli Fragmanlar'da yaşıyor.



