Üçüncü işim

Bazen, son birkaç yılda yazdığım fotoğraf hikayelerini gözden geçirirken, daha önce bahsettiğim bir ayrıntıyı veya anekdotu tekrarlamaktan kaçınmak adına, yer yer belirli duygulara başvurduğumu görüyorum. Bunlardan biri, şansım hep yaver gittiği için ömür boyu sürecek olan minnettarlığım. Tüm engellere rağmen düğümü kendiliğinden çözülen zorluklar… Doğduğum yer ve zaman, ebeveynlerimin ve kardeşlerimin kim olduğu ve karşılaştığım birkaç özel insan, hepsi birer şans gibi doğrusu. Onlar sayesinde kendimi şanslı sayabiliyorum.
Halihazırda, üzerine düşmeden, tesadüfen bulduğum işlerden daha önce bahsetmiştim. Gençken iş bulmanın büyük bir zorluk olduğunu düşünürsek, bu konuda hayatımın kolay geçtiğini düşünüyorum. Evet, herkes gibi ben de nereye başvuracağım, ne tür bir kariyer seçeceğim konusunda stresli bir süreç içerisine girdim. Uzun yıllar garsonluk, İngilizce öğretmenliği veya fotoğrafçılıkla meşgul oldum ve bunlar benim için pek de çaba gerektiren işler olmamasına rağmen hepsi meyvesini verdi.
Üniversitedeki ilk yılım sonlanmıştı. Yazın bir iş bulup çalışmam gerekiyordu. Daha önce kuru temizleme teslimatçılığı ve Big Boy's restoranında garsonluk yapmıştım. O günlerde arkadaşlarımla Yorkville adlı sosyetik mahalledeki kafelerden birine takılıyorduk. Bir gün barmen Robert, arkadaşlarıma iş aradığımı söylerken kulak misafiri olmuş. Yeni açılan bir lokantanın personel aradığını söyledi. Bloğun aşağısındaki buz pateni pisti anlaşılan yazın restoran olarak kullanılıyordu. Ertesi gün gidip başvurdum, fast food garsonluk deneyimimin en azından beni komi pozisyonu için değerlendirmelerinde etkili olacağını düşünüyordum. Ne de olsa, bu yeni restoran çok kaliteli, yöneticileri ise çok fiyakalıydı. Bense sadece bir fast food mekânının hizmet niteliklerine sahip bir banliyölüydüm! Her şeyin rast gitmesini umdum. Paraya ihtiyacım vardı.
Bir hafta sonra işe alındığım haberi geldi. Restoran o Cumartesi açılacakmış. Hem bir iş bulmuştum hem de o iş arkadaşlarla takıldığımız kafeye çok yakındı. Heyecanlıydım. Açılıştan birkaç saat önce orada oldum. Restoran muazzam görünüyordu. Sayısız personel... Hepsi de menü ve masa talimatlarını bekliyordu. İsimlerimizi okudular. İki gruba ayrıldık: garsonlar ve komiler. Aksini beklemiyor olsam da, komiliğe atanmak tam bir hayal kırıklığıydı. Garsonlar daha fazla bahşiş alıyordu hep. Kalan isimler okunurken bir sorun çıktı. Garson olması gereken kişilerden biri gelmemişti.! Birkaç defa okudular ismini ama ses yoktu! Yöneticilerden biri utana sıkıla içimizden birinin garsonluk deneyimi olup olmadığını sordu. Neden bilmiyorum ama alelacele elimi kaldırdım ve “Benim var” deyiverdim. O iki sihirli kelime döküldü ağzımdan. Diğer insanlara bakma zahmetine girmeden, hemen elime bir önlük tutuşturdular. O gecelik garson olacağımı söylediler. Tek geceliğine mi? Ne olmuş yani? Olsun!
Böylesine şık bir restoranda, tek geceliğine de olsa, garsonluk yapacaktım. Havamdan geçilmiyordu. İki şef garson, Roberto ve Daniel, beklerken menüyü ve sipariş sistemini açıkladılar. Müşteriler girişte sabırsızlıkla bekliyorlardı. Her bir garsona dört masa atandı. Bize ilaveten yardımcı garsonlar da vardı. Kapılar açıldı ve sabırsız kalabalık, iki zarif hostes, Rachel ve June tarafından masalarına yönlendirildi. Organizasyondaki titizliğe rağmen, gece telaşlı geçti; fazladan rezervasyonlar, mutfağın ve barın kargaşası... Gece yarısına kadar aralıksız servis yaptık. Damarlarıma litrelerce adrenalin enjekte edilmişçesine çalıştım. Elimden gelenin en iyisini yapıp memnun görünmeye çalıştım ama tabii koşturmaktan yorgun düşmüştüm.
O kadar yoğundu ki masalarımdan birindeki çift, hesabı ödemeden mekandan tüyebilmişler... Birdenbire ortadan kayboldular. Büyük bir faturayla baş başa kaldım. Çok üzülmüştüm. Sonra Daniel canımı sıkmamamı, benim hatam olmadığını söyledi. Çok nazikti! Gecenin bitiminde son müşterinin de çıkmasıyla rahat bir nefes alabildim. Zorlu bir sınavı geçmiştim. Yöneticiler ve hostesler çok memnundu. Bizi etraflarında topladılar ve emeğimiz için teşekkür ettiler. Kendimle gurur duyuyordum. Bir de topladığım bahşişler... Big Boys'ta bir haftada kazandığımın da fazlasıydı. Ertesi gün daha da iyiydi... İşe gittiğimde, kimse benim başta komiliğe seçildiğimi hatırlamıyordu. Belki de hatırlamamayı seçtiler, bilmiyorum. Ama o gün, birçok restoranda garson olarak geçirdiğim yılların başlangıcı oldu.



