Üniversitede kurulan tuzak
2006 yılı Şubat ayının 20’inci günü olmalı, Şişli Adliyesi’ndeki işlerim bitince Hrant’ı aradım. Yakınlarda olduğumu öğrenince, keyifli ve heyecanlı bir sesle “Bir şey yemeden gel, birlikte yeriz öğle yemeğini, gel bak sana neler anlatacağım, mutlaka gel” dedi.
Buluştuk, “Vağarşag’ın yerine gidelim” dedi ve yine önüme düştü, acelesi vardı sanki. Zaten adımlarına hiçbir zaman yetişemezdim, bu kez bir de bir an önce anlatmak için sabırsızlanıyordu, kıpır kıpırdı, yerinde duramıyordu, arkasından yürüdüm demeyeceğim, yetişmek için koşuşturdum. Yine Şanthi’ye gittik, bir şeyler söyledi az yedik ama çok konuştuk, daha doğrusu o daha çok konuştu ben daha çok dinledim.
Heyecanlıydı. Akdeniz Üniversitesi’ndeki paneli, katılımcılarını, kurulan tuzağı ve tuzağı nasıl boşa çıkardığını anlattı. Uzun süreden beri ilk defa onu bu kadar keyifli görüyordum.
Anlattıkları önce beni çok öfkelendirse de panelin sonlarına doğru yaşananlar, kurulan tuzağı boşa çıkarıp katılımcıların öfkesini kumpası kuranlara dönüştürmesi beni de neşelendirmiş, onun coşkusuna katılmış hatta ara ara küçük kahkahalar atmıştım.
O gün biz, neşeyle, coşkuyla, umutla yemek yer, keyifli sohbetimize devam ederken aynı anda, tam da o günlerde Hrant’ı öldürmek için ciddi planlar yapıldığından, devletin güvenlik güçlerinin kendi aralarında cinayet planının ayrıntılarını konuşup tartıştıklarından, kurulan tuzaklardan habersizdik.
Mesela bu buluşmamızdan tam beş gün önce Trabzon’da muhbir Erhan Tuncel’in polislere, Yasin Hayal’in İstanbul’da ses getirecek bir eylem planladığını ve Hrant Dink’i ne pahasına olursa olsun öldüreceğini söylediğini bilmiyorduk.
Sonradan öğrendiğimize göre, Erhan Tuncel 9. Haber Bilgi Raporunda Yasin Hayal’in Dink’i her ne pahasına olursa olsun öldüreceği bilgisi yanında, öldürme planındaki ayrıntıları da anlatmış. Takip edildiğini düşündüğü için polisleri şaşırtmak amacıyla telefonunu İlhan T. isimli şahısla Çaykara’da bir köye yollayacağını, bunun için görüştüğü İlhan’ın telefonu götürmeyi kabul ettiğini, Yasin’in İstanbul’a gideceğini, bir süre İstanbul’da Sarıgazi’de bir fırında çalışan ağabeyi Osman Hayal’in yanında çalışacağını ve bu planını çevresindeki kişilerle paylaştığını da bilmiyorduk.
Rapordaki “değerlendirme” bölümünde Yasin Hayal’in McDonald’s’ı bombalamadan önce de çevresindekilere eylemden söz ettiği hatırlatılarak, şahsın planladığı eylemi gerçekleştirebilecek kapasitede olduğu vurgulandığı halde devletin güvenlik güçlerinin bir önlem almadıklarını da bilmiyorduk.
Bu son derece ciddi, somut, ayrıntılı ihbar bilgisi üzerine Trabzon polisinin, hemen değil iki gün sonra yani 17 Şubat tarihinde Engin Dinç imzalı resmi yazıyla durumu İstanbul polisine bildirdiğini, aynı yazının “gereği” için İstihbarat Daire Başkanlığı’na da gönderildiğini de bilmiyorduk.
Yani bizim Hrant’la öğle yemeği için buluşmamızdan üç gün önce Trabzon polisi, İstanbul polisi ve Ankara polisi Hrant’ın Yasin Hayal tarafından ‘her ne pahasına olursa olsun’ öldürüleceğini, bunun için yapılan planları ve Dink’in yaşamının yakın ve ciddi tehdit altında olduğunu biliyorlardı ama biz bilmiyorduk.
Ellerindeki bu bilgi ile ne yaptılar derseniz, birkaç örnek vermekle yetineyim:
Mesela İstanbul polisi bu yazıya cevap dahi vermez, Sarıgazi’deki fırına gidip araştırma dahi yapmaz. Oysa İstanbul polisi Hrant Dink’i izlemektedir, açılan davaların duruşmalarını takip etmektedir, yaşamının tehdit altında olduğunu bilmektedir.
Trabzon’dan gönderilen yazı, hiç istemedikleri halde cinayetten sonra ortaya çıkınca bu defa yazının geldiği tarihte Sarıgazi’ye gidilmiş, araştırma yapılmış gibi sahte bir tutanak düzenleyeceklerdi.
Bu yazıda Hrant Dink’in adının yanında parantez içinde bir numara bulunmaktaydı. Biz bu numaranın ne anlama geldiğinin peşine düştük ve sonuçta bu numaranın istihbarat numarası olduğunu yani Emniyet’te Hrant Dink adına bir kayıt bulunduğunu öğrenebildik.
Bu defa ısrarla Dink adına bulunan kayıtların neler olduğunun bildirilmesini ısrarla talep ettik. Sonuçta mahkemeye yollanan yazıdan Hrant Dink’in, “Ermenilik Faaliyetleri” gerekçesiyle ve “örgüt lideri” olarak yıllardır takip edildiğini öğrendik.
Önce “Ermenilik Faaliyetleri” adı altında son derece soyut, muğlak, sınırları belirsiz ve hiçbir şekilde öngörülemeyen bir kavramın ülkenin güvenlik kurumlarında nasıl bir keyfiliğe yol açacağı ve Ermenilerle ilgili yapılacak her işlemin, yazılacak her yazının istenirse bu kavram içine sokulabileceğini görmek şaşırttı bizi.
Sonra Hrant’a yakıştırılan “örgüt lideri” niteliği… Bu sözü edilen örgüt neydi, kimlerden oluşuyordu, amaçları neydi bilinmez ama anlaşılan bugün olduğu gibi o zamanlar da devletin kurumları örgüt yaratmada son derece mahirdi.
Bütün bunların tartışmasız ortaya çıkardığı gerçek ise Hrant Dink’in yıllardır takip altında olduğu idi. Yani devletin istihbarat kurumlarının takibi altındaki bir yurttaşı öldürülmüştü tıpkı takip edilen Rahip Santoro gibi…
Yasin Hayal, Trabzon polisi tarafından teknik takip altındaydı ama bu takip cinayeti önlemek amacına yönelik değildi. Bu iddiamı dayandıracağım pek çok kanıt var ama şimdi sadece bir ayrıntı vermekle yetineyim:
Yasin Hayal, 2006 yılı Ağustos ayında İstanbul’a geldiği sırada Trabzon polisi teknik takibe ara vermişti. Sanki İstanbul’a gidip işini rahat yapsın diye. Üstelik bu tarihte Yasin Hayal İstanbul’a yalnız gelmemiş, Trabzon jandarma istihbarat görevlileri ile birlikte Hrant’ın evi ile Agos arasında keşif yapmışlar, kroki çizmişler, cinayet hazırlığı yapmışlardı.
Ben bu yazıda Hrant’ın öğle yemeğinde bana anlattıklarını yazacaktım ama yerim kalmadı, bir sonraki yazıda artık…


