İşhan Erdinç’in geçen hafta Agos’ta yer alan haberinden Patrikhane’de yapılan Paskalya kabul töreninde Bedros Şirinoğlu’nun vakıf yönetimlerindeki şeffaflık yokluğuyla ilgili ifadelerinden sonra gerginlik yaşandığını öğrendik. Şirinoğlu, bazı vakıf yönetimlerinin bilançolarını ve gelirlerini doğru ve şeffaf biçimde kamuoyuyla paylaşmadıklarını söylemiş. Hatta, usulsüzlük imasında da bulunmuş.
Ben Şirinoğlu’nu geride bıraktığımız seneler boyunca birçok kereler eleştirdim, çeşitli meselelerde aldığı pozisyonları, söylediği sözleri yanlış buldum, S. Pırgiç Hastanesi hakkındaki vizyonunu da paylaşmıyorum, okullara kaynak aktarımı konusundaki ketumluğu da, okullarla ilgili kimi söylediklerinde haklılık payı olmakla birlikte fazla sert ve okullara zarar veriyor. Bunların hepsi baki. Gelgelelim, şeffaflık konusunda haklı. O kabul sırasında özellikle hangi vakıfları kastetti bilmiyorum ama bütün uyarılara rağmen toplumda senelerdir bir türlü çözülemeyen genel bir şeffaflık sorunumuz var. Ben kendi adıma bu köşede ve yazdığım raporlarda bu konunun önemini ifade etmeye çalıştım ama sözler hep sağır kulaklara düştü, vakıf yöneticilerinin büyük bir kısmı hiç üzerlerine alınmadılar.
Şeffaflığın birçok veçhesi var ama herhalde en kritik olanı mali şeffaflık. Her bir vakfımızın sahip olduğu menkul ve gayrimenkul kıymetlerin neler olduğunu, vakıflarımızın gelir ve giderlerini bilebilmemiz gerekir. Fakat, birçok vakıf yönetimimiz bundan ısrarla kaçınıyor. 2022-2023 yıllarında Hrant Dink Vakfı için “Dar Gömlek: Türkiye’deki Ermeni Kurumlarının Sorunları ve Çözüm Önerileri” başlıklı raporu hazırlarken içinde mali konularla ilgili sorular da barındıran ve 40’ı aşkın vakfımıza gönderdiğimiz ankete, bir vakıf (Topkapı Surp Nigoğayos Kilisesi Vakfı) hariç, cevap veren vakfımız olmamıştı. Bunlar, her ne kadar şimdiki yönetim kurullarından önceki kurullar olsalar da şeffaflık konusunda toplum olarak gözle görülür bir ilerleme kaydettiğimiz, bazı şeffaflık uygulamalarını yerleştirebildiğimizi söylemek mümkün değil. Yöneticiler uhdelerinde bulunan vakıfların mülklerini kendi şahsi mülkleri gibi, bunların açıklamasını kendi özel hayatlarının gizliliğini ihlal olarak görüyorlar sanırım. Halbuki, söylemeye bile gerek yok ki bu mülkler tek bir vakfa değil Ermeni toplumunun bütününe aittir. Dolayısıyla, burada yapılan şey mülkü sahibinden gizlemektir ki kimsenin de buna hakkı yoktur.
Şeffaflık konusunda söylediklerimize karşılık bunca senedir hiçbir yöneticinin, “vakfımızın gayrimenkullerini ve gelirlerini şu şu sebeplerden dolayı açıklayamayız”, dediğini de duymadım. Beyan etmiyorlar ve beyan etmemelerine bir gerekçe de göstermiyorlar. İnsan, bundan kaçmalarının nedeni nedir diye düşününce bir-iki ihtimâl akla geliyor. Bir tanesi, aslında avam bir düşünce. Nasıl ki birçok insan, zenginliğini gösterirse tanıdık-tanımadık herkesin kendisinden para isteyeceğini düşünürse herhalde vakıf yöneticilerimiz de vakıflarının mülk ve gelirlerini açıklarlarsa diğer vakıfların kapıda kuyruk olacağından korkuyor. Bu, gerçekten böyle mi olur oraya geleceğim ama ilk önce şunu açıkça bir daha söyleyelim ki böyle bile olsa vakıf yöneticilerinin bu bilgiyi gizlemeye hakları yok çünkü yukarıda atıfta bulunduğum örneğin tersine bunlar şahsi mallar değiller. Bir şahıs, karşılaşacağı taleplerden çekinerek mal varlığını gizleyebilir ama toplumumuzun birer kurumu olan vakıflarımızın böyle bir şeye hakkı yok.
Peki, özellikle zengin vakıflarımız mülk ve gelirlerini açıklarlarsa kaynak aktarımı konusunda baskı altında kalıp sonu gelmez taleplerle karşı karşıya kalırlar mı? Böyle bir şey mümkün değil denemez ama zaten gene senelerdir söylediğimiz ortak bütçe veya havuz ve koordinasyon tam da böyle bir şeyi önleyecek bir sistemdir. Her vakıf, mülkleri ve gelirleri nispetinde o bütçeye katkıda bulunduğu zaman kimsenin söyleyecek ve onlardan isteyecek bir şeyi kalmaz çünkü o bütçede veya havuzda toplanan paralar toplumun çeşitli ihtiyaçlarını karşılamak için kullanılacak zaten. Böylece, herkesin herkesten bir şeyler istediği veya beklediği kaotik ve keyfi durum ortadan kalkacak, gelirleri kısıtlı ama giderleri yüksek vakıflarımızın yöneticileri de kimsenin kapısında ricacı konumuna düşmek zorunda kalmayacaklar. Bir parantez açarak şunu da belirteyim ki bu “ricacı” vakıf - “patron” vakıf hali toplumumuzda sosyal ilişkileri zehirleyen bir etkendir. Yöneticilerimizin birbirlerine karşı olumsuz duygular beslemesine sebep oluyor.
Vakıf yöneticilerimizin idareleri altındaki vakıfların gelir ve mülklerini açıklamamalarının bir başka nedeni de hesap vermekten kaçma motivasyonu olabilir çünkü şeffaflık yöneticilerin mülkler üzerindeki karar ve icraatlarının daha fazla sorgulanmasını beraberinde getirecektir; daha fazla sorgulanan yönetici de ister istemez kamuoyuna daha fazla açıklama vermek zorunda kalacaktır. Görünüşe göre yöneticiler de bundan kaçınmak için daha başından mülklerle ilgili bilgi vermiyorlar. Fakat sorun şu ki şeffaflık yoksa yolsuzluk şüphesi otomatikman herkesin üzerine düşer. Şeffaflık yoksa şaibe olur ve her yönetici töhmet altında kalır. Dolayısıyla, şeffaflığı en çok işini kuralına göre yapan yöneticilerin talep etmesi gerekir.


