Veli Küçük silahlı adamlarıyla Şişli Adliyesi’nde!
Davaya müdahale dilekçesi verenlerden birinin Veli Küçük olduğunu öğrendiğinde Hrant’ın, “işin rengi değişti, bu iş artık farklı” dediğini yazmıştım. Veli Küçük’ü bilenler, Hrant’ın bu sözü ile ne anlatmak istediğini anlamışlardır. Ancak bilmeyenler, gençler için bu ismin neyi çağrıştırdığına kısaca değinecek olursam; bu şahıs, benim hatırladığım kadarıyla ilk kez Susurluk kazası ile gündeme gelmiş, devlet-mafya-siyaset üçgeninde adı sıkça anılmış, Abdullah Çatlı’nın ölmeden önce telefonla görüştüğü son kişi olduğu söylenmişti.
Veli Küçük, Kocaeli İl Jandarma Alay Komutanı olduğu sırada ‘Adapazarı-İzmit-Sapanca’ üçgeninde özellikle Kürt iş adamlarına yönelik çok sayıda cinayet işlenmiş ve Küçük’ün adı faili meçhul kalan bu cinayetlerle anılmıştı.
1996 yılında generalliğe terfi ettikten sonra Giresun Jandarma Bölge Komutanlığı görevi nedeniyle Karadeniz Bölgesi'nde görev yapmış, Giresun’da Topal Osman heykeli yapımında girişimlerde bulunmuş, ayrıca Kızılelma koalisyonunun oluşumunda aktif görev aldığı haberleri basında yer almıştı.
Çok sayıda cinayetin tetikçisi Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım’ın kullandığı cep telefonunun Küçük’ün üzerine kayıtlı olduğu saptanmış, Yeşil’in hamisi olduğu söylenmişti.
İşte adı uzun yıllar JİTEM cinayetleriyle anılan bu emekli Tuğgeneral, Şişli Adliyesindeki duruşmaya gelerek davaya katılma dilekçesi vermişti.
Duruşma sonrasında, Veli Küçük’ün o gün adliyeye silahıyla ve silahlı adamlarıyla geldiğini öğrenecektik. Oysa duruşma sabahı erkenden adliyeye gittiğimde Şişli Adliyesi kapısının polislerce tutulduğunu, gelenlere kimlik sorup üst araması yaptığını kendi gözlerimle görmüştüm. Zaten adliyelere silahla girmenin yasak olduğu bilindiği halde nasıl oluyor da bu adamlar, silahlarıyla içeriye girebiliyorlardı? Bu şahıs ve yanındakiler dokunulmazlıklarını nereden alıyorlardı?
Susurluk’ta ortaya çıkan ilişkilerine rağmen TBMM bünyesinde kurulan Susurluk Komisyonu’na ifade için dahi çağrılamamış, komisyon başkanı Mehmet Elkatmış, Genelkurmay Başkanlığı`nın Veli Küçük`ün komisyona ifade vermesine gerek olmadığı yönünde karar aldığını ve bundan dolayı komisyona çağrılmadığını söylemişti.
Yani hiç kimse, hiçbir kurum Veli Küçük’e dokunamıyordu.
Cinayetten sonra Dink ailesi müşteki sıfatıyla savcılığa verdikleri ifadede Veli Küçük’ün adını vererek şikayetçi olmuştu ama buna rağmen bırakın soruşturmaya dahil edilmesi, ifade için bile çağrılmamıştı.
O gün duruşmada müdahale dilekçesi verenlerden bir diğer isim olan Ercan Cin’in ise Vatansever Kuvvetler Güç Birliği (VKGB) kurucularından olduğunu, Danıştay saldırısının faili Alparslan Arslan yakalandığında anlayacaktık. Alparslan Arslan yakalandığında üzerinde, (bazı haberlere göre aracında) Ercan Cin (VKGB) adına düzenlenmiş kartvizit çıkmıştı.
Vatansever Kuvvetler Güçbirliği Hareketi Derneği, 06 Ocak 2005 tarihinde Ankara’da Hasan Kundakçı Başkanlığında kurulmuş. 1986 yılında Özel Harp Dairesi’nin (yeni adıyla Özel Kuvvetler Komutanlığı’nın) başkanlığına atanan Hasan Kundakçı, derneğin kurucu, sonrasında ise onursal genel başkanı.
10 Haziran 2005 günü yapılan Dernek Genel Kurulunda Başkan Yardımcısı olan Taner Ünal Genel Başkanlığa, Emekli Albay Mehmet Fikri Karadağ ise koordinasyondan sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı’na getirilmiş. Derneğin kurucusu Hasan Kundakçı’nın adı MİT’in TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonuna gönderdiği ihbar mektubunda geçiyor ve bu belgede VKGB isimli oluşumun kurulma talimatının bizzat Veli Küçük tarafından verildiği iddia ediliyor.
Hrant Dink cinayeti davası dosyasında bulunan bir telefon görüşmesi çözümüne göre:
VKGB Konya Şube Başkanı Vehbi Şanlı, Yüzbaşı Nejat Mete ile 20 Ocak 2007 saat 22.20’de yani Hrant Dink’in öldürüldüğü tarihten bir gün sonra bir telefon görüşmesi yapıyor ve bu görüşmede ikili şöyle sohbet ediyor:
“Nejat Mete: Selamünaleyküm ne yapıyorsun?
Vehbi Şanlı: Aleykümselam çarşıdayım toplantı vardı. Akın’la dolaşıyorum.
Mete: Bizim arkadaşların işi mi dün zıbartılan adam?
Şanlı: Bizim Arkadaşlar
Mete: Arkadaşlar bulunurlar mı?
Şanlı: Yok yok bulunmazlar.
Mete: Elleri dert görmesin.”
Vehbi Şanlı’nın bu konuşması, Dink cinayeti dava dosyasında bir dilekçe ve talepten ibaret haliyle duruyor. (İkili, savcının sorduğu sorulara hiçbir şekilde doyurucu olmayan, mantıksız ve çelişkili cevaplar vermiş olmasına rağmen.)
Haziran 2007 tarihinde, VKGB’ye “Girdap Operasyonu” adı altında başlatılan ve Taner Ünal dahil 18 kişinin gözaltına alındığı, bunlardan 12 kişinin tutuklandığı soruşturmada ise kısa sürede bütün sanıklar tahliye edilmişti.
Oysa operasyon sırasında, dernek merkezinde yapılan aramalarda Danıştay saldırısı ve Hrant Dink cinayeti ile ilgili önemli bilgiler ele geçirildiği haberleri hemen bütün basın yayın organlarında yer almıştı. Buna rağmen bu haberler de kısa sürede unutulmuş, kimsenin aklına bu bilgilerin akıbetini sormak gelmemişti.
Yukarıda yer verdiğim telefon görüşmesinde Hrant Dink’i öldürenler için “bizim arkadaşların işi mi” diye soran Nejat Mete’ye “bizim arkadaşlar” diye cevap veren Vehbi Şanlı, “bulunurlar mı?” sorusuna da çok net ve kendinden emin bir şekilde “yok yok bulunmazlar” cevabını veriyor.
Kendilerine dokunulmayacağından son derece emin bir şekilde.
Çünkü biliyor ki bu suçu, bu türden suçları, yani devletin fail olduğu suçları yargılayacak otorite ile yargılanacak yapı arasında net bir ayrım yok. Bu suçlar daha örgütlenirken izleri silinmek, gerçeği gizlemek ve cezasızlık sonucu öngörülerek işleniyor.
Rahatlıkları bundan.


