Vural Savaş savcıları göreve çağırıyor

Şişli Savcılığı’na gittiğimiz tarihin üzerinden birkaç gün geçmişti ki Hrant aradı. Polisin, yeni bir davet kâğıdı getirip bıraktığını söyledi. Bu sefer, Küçükçekmece Savcılığı’na “çok acele” kaydıyla çağrılıyordu.
Ofisi, Küçükçekmece adliyesine yakın olan avukat arkadaşım Türkân Demir’den dosyaya bakmasını rica ettim. Türkân’ın verdiği bilgiye göre; Kemal Kerinçsiz, Star Gazetesi’ne verdiği röportajı nedeniyle savcılığa şikâyet dilekçesi vermiş ve Hrant’ın TCK 288 ve 301/1 maddeleri gereğince cezalandırılmasını istemişti.
Hrant’ı aradım, dosya hakkında bilgi verdim.
“Göreceksin, bu sefer TCK 305’ten açacaklar davayı” dedi.
Bu kanıya nereden vardığını sorduğumda, Milliyet Gazetesinden Derya Sazak’a verdiği röportajdan söz etti. Sazak’ın bir sorusu üzerine; ‘1915’te olanları bizim bir tek kelimeyle anlayacak durumumuz yok, bugün her Ermeni için o tarihte yaşanmış olanın bir anlamı vardır. Adı da vardır, anlamı da” dediğini, “size göre nedir?” sorusuna da “soykırımdır” yanıtını verdiğini anlattı.
Bu röportajın yayınlanmasından sonra Vural Savaş, Yeniçağ gazetesine demeç vermiş ve manşetten yayınlanan bu demecinde, Hrant’ın Milliyet gazetesindeki sözleriyle TCK 305. maddeyi ihlal ettiğini, bu sebepten davanın sadece 301’den değil aynı zamanda 305’ten açılması gerektiğini söylemiş ve savcıları göreve çağırmıştı…
Yargıtay eski Başsavcılarından Vural Savaş, Hrant aleyhine yürütülen kampanyaya katılmakla kalmıyor, savcılara, davanın hangi maddeden açılması gerektiği konusunda yol gösteriyor, hatta bunlarla da yetinmeyip hukuken ve ahlaken son derece sorunlu şu cümleleri de sözlerine ekliyordu:
“Dink’e şunu sormak gerekir; yetimhanede büyüyen bir kişi nasıl oluyor da trilyonluk yatırımlar gereken binlerce sayfalık gazete çıkarıyor, uluslararası seminerler düzenliyor. Kimlerden güç alıp bunları yapabiliyor?”
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı görevinden emekli olmuş bir hukukçu, dört-beş bin tirajlı, son derece mütevazı olanaklarla ve en ucuz kâğıda basılan, haftada bir yayınlanan Agos Gazetesi için trilyonluk yatırımlar gerekmediğini bilmez mi? Bu sözlerin edildiği tarihte sadece on-on iki sayfadan ibaret Agos gazetesi için “binlerce sayfalık gazete” sözlerine ne demeli? Vural Savaş, düpedüz yalan söylüyordu diyeceğim ama hukukçu kimliğim elvermiyor. Ama yine de ben “Vural Savaş, gerçeğe tamamen aykırı sözler söylüyordu, onun konumundaki bir hukukçuya hiç yakışmıyordu” demekle yetineyim.
TCK madde 305’in uygulanması ve Hrant’ın bu maddeden cezalandırılması için hayalinde ürettiği koşulları gerçekmiş gibi öne sürüyordu. Elinde olsa, hemen dava açacak, Hrant Dink’in ipini çekecek…
(Hrant’ın Vural Savaş’la Akdeniz Üniversitesi’nin etkinliğindeki karşılaşmasını daha sonra anlatacağım. Çünkü bu karşılaşma ve orada yaşananlar Hrant için çok önemliydi)
12 Aralık günü, Agos’un önünden aldım Hrant’ı, Küçükçekmece Adliyesine gitmek üzere yola koyulduk. Geçmiş gün yanılıyor olabilirim ama sanırım Sefaköy taraflarında yeni bir yol düzenlemesi vardı. Kilometrelerce uzayan konvoy nedeniyle Küçükçekmece Adliyesine iki saatte gidebildik.
Huzursuzdu, “Vural Savaş, boşuna etmedi o sözleri, 305’ten açacaklar davayı” diyordu.
Ceza Kanunu, AB reformları kapsamında değiştirilmiş, yeni kanun 26 Eylül 2004 tarihinde kabul edilmişti. Yeni kanunun 305. maddesinin ve özellikle bu maddenin gerekçesinin, AB çevrelerinde sert tartışmalara neden olduğu biliniyordu.
“Temel milli yararlara karşı faaliyette bulunmak için yarar sağlama”’ başlığını taşıyan madde metninde kullanılan kavramların soyut, gücü elinde bulunduranlarca istismara ve keyfi yorumlara açık, öngörülebilirlik şartına aykırı olması yanında, madde gerekçesinde temel milli yararlara karşı fiillere örnek olayların sayılması, kamuoyunun ilgisini çekmiş ve yoğun olarak tartışılmaya başlanmıştı. Çünkü gerekçede, ‘temel milli yararlara aykırı hareketten’ ne anlaşılması gerektiğine ilişkin şu örnekler verilmişti: “1. Dünya Savaşı’nda Ermenilerin soykırıma uğradığını’ yazmak veya ‘Kıbrıs’tan Türk askerlerinin çekilmesini’ istemek…”
Türk Ceza Kanunu bu haliyle yasalaşmış, 305. maddesi de yukarıdaki gerekçeyle geçmişti TBMM genel kurulundan.
Özellikle AB çevrelerince öne sürülen itirazlar ve tartışmalar üzerine, Adalet Bakanlığı’nın bulduğu çözüm, kara mizah yapanlara malzeme olacak nitelikteydi. Yasa metnini gerekçeleriyle birlikte kitapçık olarak bastıran Adalet Bakanlığı, AB Genel Sekreterliği ile AB Komisyonu Türkiye Delegasyonu ile savcı ve hâkimlere gönderdiği kitapçıklarda, gerekçede örnek olayların sayıldığı paragrafı metinden çıkarıvermişti…
O zamanlar yaptıklarından az biraz utanıyorlar ve bunun için yapılanları saklıyorlardı demek ki…
Sonunda adliyeye vardık. Şişli Savcılığı’na verdiği ifadeye benzer bir ifade verdi Hrant. Sözlerinin, davanın başından beri savunmasında söylediği sözler olduğunu, Şişli 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde mahkûmiyetine yol açan yazının yanlış anlaşıldığını, mahkûmiyete konu yazıda, “Türk kanının zehirli olduğunu yazmadığını, aksine Ermeni Diasporasının ‘Türk’ olgusuna yaklaşımını eleştirdiğini, bu yaklaşımın sağlıksız bir yaklaşım olduğunu ve bundan kurtulmaları gerektiğini anlattığını, ancak yanlış anlaşıldığını ya da anlamak istenmediğini” söyledi. Kararı bu gerekçelerle temyiz ettiğimizi de anlattı.
Şişli Savcısı Turgay Evsen’in aksine Küçükçekmece Savcısı Savaş Kırbaş, bu soruşturmada takipsizlik (Kovuşturmaya yer olmadığı) kararı verecekti.
Dönüş yolu da uzun ve zahmetliydi. Yol boyu sohbet ettik. Bir ara, “Hiçbir şeye yanmıyorum, bu adamlar yüzünden kaybettiğim zamana yandığım kadar” dedi. “Yapacağım onca şey, yazacağım onca haber ve yazı varken ben zamanımı yollarda ve adliye kapılarında geçiriyorum.”
Ah canım kardeşim, bu adamlar yüzünden kaybedilen sadece zaman olsaydı keşke…



