Kimi yorumcunun, Trump ABD’sine bakarak Batı’nın iki büyük siyasî oluşumunun 1945’ten sonra rekabetten çok hasım olduğu iddiası kanıta muhtaç. Çünkü o dönem oluşmaya başlayan ulusüstü ve devletlerarası Avrupa kurumları başından itibaren ABD’nin bilinçli desteğini aldı.
10 Mayıs 1950’de Londra’da Almanya sorununa çare bulmak üzere biraraya gelen ABD, Britanya ve Fransa Dışişleri Bakanları bir gün önce Almanya Şansölyesi Adenauer’in olurunu almış olan, AB’nin temel irade beyanlarından Schuman Bildirisini öğrenirler. Britanya adına Dışişleri Bakanı Bevin o andan itibaren yola çıkmış bulunan AB’ye katılmak istemediklerini belirtirken Devlet Sekreteri Acheson ABD adına girişimi büyük memnuniyetle karşılar. Bu tutumda Sovyetlere karşı cepheleşme niyeti kadar perişan olmuş kıtayı ancak, irili ufaklı rakip ülkelerin birlikte çalışmalarına olanak tanıyacak kurumların ayağa kaldırabileceği tespiti vardır. ABD kıtanın bütünleşmesini kararlı biçimde destekler, 1989 sonrasında kıtanın geriye kalanının AB’ye (ve NATO’ya) katılımının gayriresmî mimarlarından olur.
İlk Trump hükumetinden beri o ABD’nin yerinde yeller esiyor. Elbette ABD ile AB ve münferit Avrupa memleketleri arasında anlaşmazlıklar ister ikili zeminde ister üçüncü ülkeler konusunda daima vardı ama bugünkü tek taraflı düşmanlık görülmedi.
Bu, düşünülmüş, stratejik bir kırılma. Kaynağında ABD’nin aşırı sağcı siyasetçi, ideolog ve teknofaşistleri var. En kapsamlı manifestoları Heritage Vakfı’nın Nisan 2023’te yayımladığı “Proje 2025” ile hükumetçe açıklanan 2025 Ulusal Güvenlik Stratejisi.
Metinler AB–ABD ilişkilerinin 1945’ten itibaren otomatikleşmiş olan stratejik ortaklık yerine çıkarların sürekli çatıştığı bir sisteme dönüştüğünü vurguluyor. Çatışma alanları ticaret, yüksek teknoloji, savunma, dış politika. Ama en canalıcısı iki oluşumun artık zıt değerlerle hareket etmekte olduğu. Bu bağlamda Rönesans ve Aydınlanma çağlarından süzülen ortak değerleri (ör. bilimin önceliği) reddeden ABD idaresi, Avrupa değil. Keza, ortaklığı teke indirgeyen de ABD: “Avrupa ABD’nin ortağı olmalı ama ABD artık Avrupa’nın ortağı değil”.
ABD’nin çok yönlü saldırısının hedefleri AB, NATO ve Trump’a kafa tutma cüretini gösteren Avrupalı hükümetler. Bu sonuncular ekonomik gerilemenin ve beyaz ırkı tehdit eden göç politikasının mimarları sözümona. Keza Trump (ve Putin) taraftarı aşırı sağ partilerin önünü keserek ifade özgürlüğünü hiçe sayanlar!
Hedef Trump’ın o günkü ruh hâline göre kâh Grönland’ı satmayan Danimarka, kâh Gazze Soykırımına karşı çıkan İrlanda ile İspanya, kâh şimdilerde İran saldırısına karşı olanlar…Cevap daima, Ukrayna desteği başta olmak üzere savunma konularında şantaj, tehdit, hakaret ve gümrük vergisi.
NATO bu çerçevede odak noktası. İlk Trump dönemindeki “yeterli katkı yapmıyorsunuz” sitemi şimdi “saldırıya maruz kalırsanız bizi aramayın” tehdidine dönüştü. Başkan yardımcısı Vance’ın 2025 Münih Güvenlik Konferansında Avrupalıların suratına söylediği bu yeni siyasetin akabinde Avrupa alelacele savunma konusunda kendi göbeğini kesmek üzere kolları sıvadı. Ufukta Kanada’nın da içinde olacağı bir ‘Avrupa NATOsu’ var.
Oysa Monroe Doktrini tınılı Amerika kıtasıyla sınırlı izolasyonizm derken İsrail’in daimî vekili konumuna gelmek için can atan ABD yeniden dünya jandarmalığına savrulmuş durumda. Bu misyon için Avrupa’dan talep edilen ise Dışişleri Bakanı Rubio’nun 2026 Münih Güvenlik Konferansındaki Küresel Güney’in elbirliğiyle yeniden Batı tarafından sömürgeleştirilmesi çağrısı. Oralara medeniyet taşımak için!
Çoktaraflı kurumlara düşman ABD, Brüksel ile AB’nin ortak politikalarına savaş açmış durumda. ABD’li teknofaşistlerin kıtada her istediklerini yapmalarını engellemeye çalışan Brüksel, bürokratik ayak bağı. Brüksel’in üye ülkelere ortak politikalar dayatan gayridemokratik bir kurum olduğu saplantısı da bunun arayüzü.
ABD’nin politika değişikliğinin özünde ulusüstü yapıların gayrimeşru olduğu iddiası var. Ulusdevletler ve bunlar içindeki egemenlikçi/Brüksel karşıtı aşırı sağ/popülist partilerle iş tutma muradı var. Güney’i dengelemek için büyük ikameyle (great replacement) savaş ve Kuzey’de yüksek doğum oranı dayatması gibi bulanık siyasetleri pazarlayan bu partilere verilen destek ABD’nin Avrupa’da ne görmek istediğinin kanıtı.
Transatlantik ilişkiyi güdük medeniyetler çatışmasına indirgeyen ABD, Polonya’dan sonra ikinci hüsranı Macaristan’da tattı. Arkasının gelmesi temennisiyle.


